

2025-02-19
Müştereklerin
(ortak yaşam alanları ve kaynakları) ve kamu hizmetlerinin tasfiye
edildiği, her şeyin özelleştirildiği, kâr aracına dönüştürüldüğü bir toplumsal
yaşam sürdürülebilir değildir… Müşterekler ve kamu hizmetleri
insanları bir arada tutan tutkaldır… Toplumsal uyumun, birlikte
yaşamının vazgeçilmezleridir… Paylaşma, bölüşme, dayanışma insan olmanın da,
birlikte yaşamın da olmazsa olmazıdır…
Türkiye 1980 yılında ünlü 24 Ocak kararları ve
12 Eylül NATO’cu-Amerikancı-Atatürkçü ordunun faşist darbesiyle, neoliberalizm
trenine ilk altayan ülkelerden biriydi… Neoliberalizmin üç sloganından biri özelleştirme,
diğer ikisi serbestleştirme ve kuralsızlaştırma… O tarihten
başlayarak, adım adım müşterekler ve kamu hizmetleri özel sermayeye peşkeş
çekildi. 22 yıllık dinci AKP iktidarı da bütün rekorları kırdı… Artık
özelleştirilmeyen, kâr aracına dönüştürülmeyen, yağmalanmayan, talan edilmeyen
bir şey bırakmadılar… Şimdilerde toplum çoğunluğunun yüzleşmekte olduğu açlığın,
kötü beslenmenin, derin yoksulluğun, sefaletin, etik yozlaşmanın ve ahlaki
çürümenin asıl nedeni bu… Etrafınıza şöyle bir bakın, özelleştirilmeyen,
sermayeye peşkeş çekilmeyen, kâr aracına dönüştürülmeyen, talan edilmeyen, parayla
alınıp-satılmayan bir şey kadı mı? Müşterekler
tanımına dahil olan meralar, yaylalar, deniz kıyıları, su kaynakları, kent
meydanları, yollar, köprüler… ortak kullanım dışına çıkarılmış, birer kâr
aracına dönüştürülmüş durumda…
Aynı şekilde birlikte yaşamının
vazgeçilmezleri olan kamu hizmetleri: eğitim, sağlık, ulaşım, enerji (elektrik),
haberleşme (telekominikasyon), güvenlik… özelleştirildi, sermayeye peşkeş çekildi,
birer kâr aracına dönüştürüldü… İyi de insanların, içtiği sudan, yediği
ekmekten, gittiği yoldan, geçtiği köprüden, ısınmasından, aydınlanmasından,
yaptığı haberleşmeden çeşitli adlar altında onca vergi neye alınıyor? Bu vergi
sağanağının sebebi ne? Ödediği verginin hesabını sormayana yurttaş denir
mi? Yurttaşın bir tanımı yok mu?
Kamu hizmetinin eski adı amme hizmeti. “Toplum
düzenini korumak, genel ihtiyaçları ve menfaatleri sağlamak maksadıyla yapılan
hizmetlerin tamamı” anlamında… Eğer insanlar gerçek birer yurttaş olabilse ve
gereğini yapabiliyor olsaydı, deprem toplanma alanlarının özelleştirilmesine,
oralara ucube AVM’ler yapılmasına izin verilirmiydi! İnsanların güvenliği bir
kamu hizmeti konusu olmaktan çıkarılır, özel güvenlikçilere bırakılır mıydı?
Kapitalizm (sermaye) insan ve toplum yaşamının tüm veçhesinden, tüm insan etkinliklerinden
kâr etmeye endekslidir… Değerlerin, ahlaki kuralların bu kadar aşınmasının
başlıca nedeni, etiğe külliyen yabancılaşmış bir üretim tarzı olan kapitalizmdir
ama kimse ağzına almıyor… İyi de şeyleri adıyla çağırmamak bir yalan söylemi
değil midir?
Yüz yüze geldiğimiz tüm sosyal kötülükler, etik
yozlaşma, ahlaki çürüme, açlık, yoksulluk, işsizlik…kapitalizmi yok saymamanın
sonucu… Zira kapitalizm insana ve
topluma, bir bütün canlıya zarar vermeden, doğa tahribatı yaratmadan, yaşamın
temelini aşındırmadan yol alamaz… Gerçek durum öyle ama, burjuva iktisatçıları,
her şeyi bilen ‘uzmanlar’ ve burjuva siyasetçileri kapitalizmin gelmiş
geçmiş en rasyonel sistem olduğunu söylüyorlar… Öyle rasyonel, öyle akla
uygun bir sistem ki, insanlığın ve uygarlığın geleceğini tehlikeye atmış, bir
uygarlık krizi veya aynı anlama gelmek üzere bir sürdürülemezlik durumu ortaya
çıkarmış bulunuyor… Kapitalizmin eni-sonu beş yüz yıllık bir geçmişi var. Bu
insanlık ve uygarlıklar tarihinde çok küçük bir parantez ama bir uygarlık
krizini de tetiklemeyi başardı… Rahatsız edici olan insanların bu
olup-bitenleri şeylerin ‘normal hali’ sayması…
Elbette kamu hizmetlerinin tamamının bedava olması da gerekmiyor. Duruma göre bazı hizmetler paralı da olabilir ama kamu hizmeti niteliğini kaybetmemek, kamu yararı gözetilmek koşuluyla… Mesela telekominikasyon hizmetleri özelleştirilmeden önce insanlar telefon için makul bir ödeme yaparken, özelleştirme sonrasında fahiş ödemeler yapmak zorundalar… İçtiğiniz suyun özelleştirilmesi, kâr aracına dönüştürülmesi kabul edilebilir bir şey midir? Sudan vergi almak utanılacak bir durum değil midir?
Her şeyden onca vergi alınıyor, insanlar hiçbir zaman verdikleri, ödedikleri vergilerin nelere nasıl, ne kadar, harcandığını sorun etmiyor… Osmanlının tebâsı bir cumhuriyetin yurttaşı olabilmiş değil… Zira, beş yılda bir önüne konan sandığa oy atmakla yurttaş olunmuyor… Bizde insanlar politik alana beş yıl da bir kere müdahil oluyor, oy kullanıyor ama kullandığı oyun da bir karşılığı yok… Seçtikleri onları temsil etmiyor… Gerçek bir temsiliyet olsaydı, kullanılan oyun bir karşılığı olsaydı, bu günkü kepazeliklerle yüzleşilir miydi?
Müştereklerin, eğitimin, sağlık hizmetlerinin, güvenliğin, sosyal güvenliğin, ulaşımın, haberleşmenin, kâr aracına dönüştürülmesi, kamu hizmeti kavramının defterden silinmesi demektir ve asla kabul edilebilir değildir… Tabii öyle bir rejimin meşrutiyetindin de söz edilemez…
Kamu hizmetlerinin tasfiyesi, yurttaş kavramının içinin boşalması demektir. Kapitalist metalaşmanın söz konusu olduğu durumda, ancak parası olanlar, satın alma gücüne sahip olanlar ihtiyaçlarını karşılayabilirler. Aslında özelleştirmeler, demokrasinin de özelleştirilmesi demeye gelir… Her şey özel çıkarlara endeksli hale geldiğinde toplum yararı kaygısı da ortadan kalkar…
Toplumdan çalınanı, gasp edileni geri almak,
şeyleri yerli yerine koymak, yurttaş olmanın da bir gereğidir…
Kapitalizm dahilinde insan haysiyetine yaraşır bir yaşam mümkün değildir… Zira
kapitalizm insana, canlı olana, doğaya zarar vermeden yol alamaz… Kapitalizmin
her ileri aşaması daha çok sosyal kötülük, daha çok doğa tahribatı demektir… Bu
nitelikten ötürü de kapitalizm dahilinde asla bir gelecek yoktur… Velhasıl
insanlığın ve uygarlığın geleceği kapitalizmden çıkma perspektifine indirgenmiş
bulunuyor… Üstelik elimizi çabuk tutmak kaydıyla, aksi halde, geç kalınırsa
geriye kurtarılacak bir şey kalmayabilir…
2026-07-07Bir Fotoğraf Karesine Sığmayan Acı…
2026-07-07Diasporada Kürt Toplumu ve Örgütlenmesine Dair... (4)
2026-07-07Demokratik Cumhuriyet mi, o da ne?
2026-07-06Baskı ile kurulan YNK-Yeni Nesil Hareketi İttifakı
2026-07-05Devletin Tabutuna Çivi Çakıp, Meclis Tutanaklarında Kaybolmak: Otonomi Yanılsaması
2026-07-05Türk’ün Hassasiyeti, Kürt’ün Haysiyeti
2026-07-03İran Rejiminin Kürtlere Saldırısı Çaresizliğin Göstergesidir
2026-07-01Kürt Diasporasının Geçmişi ve Geleceğine Dair-3
2026-06-29Gücün Ağırlığı mı, Gösterinin Gürültüsü mü?
2026-06-29Özgür basın KDP ve YNK’yi zayıflatmaz!
2026-06-28Halkın Acıları Üzerinden Kurulan Sözde “Kazanımlar”
2026-06-28Biraz Özeleştiri – Irkçılık Girişimi Kaybetti de, SVP Gerçekten Kaybetti mi?
2026-06-26Öcalan’ın Yeni Çözüm Modeli: Komün
2026-06-20Kürt Diasporasının Geçmişi ve Geleceğine Dair
2026-06-19Kürtlerin ezberi, İsrail’in yeni deneyimi: ABD’nin terk etme pratiği
2026-06-16Göçmen Kadınların Çifte Yükü
2026-06-12Kürtler Sadece Oy Deposu Değildir
2026-06-07Kürt Kadınına Dil Uzatmak, Bir Halkın Onuruna Saldırmaktır
2026-06-06Entegrasyonun Radikal Sosu: Bir "Demokratik Ulus" Masalı
2026-06-04PEŞMERGE'NİN RUHU VE MESUD BARZANİ'NİN TARİHE DÜŞTÜĞÜ NOT