Türkçe | Kurdî    yazarlar
Demokratik Cumhuriyet mi, o da ne?

2026-07-07

Aydoğan İnal

PKK'nin üst düzey yöneticilerinden Murat Karayılan'ın 06.07.2026 tarihinde Stêrk TV de katıldığı bir programdaki son açıklamasında dile getirdiği "Devletle barışmak, cumhuriyeti demokratikleştirmek ve demokratik cumhuriyete katılmak istiyoruz." sözleri, Kürt siyasetinde yıllardır devam eden tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Bu söylem, Abdullah Öcalan'ın İmralı sürecinden sonra geliştirdiği "Demokratik Cumhuriyet" tezinin devamı niteliğindedir.

Oysaki Demokratik Cumhuriyet tezi, Fransız ihtilali ile birlikle ortaya çıkan bir kavramdır. Bu kavram tek dil, tek ırk, tek bayrak öğelerine dayanan bir anlayıştır. Böylesine tekçi bir tez’de asli unsur olarak görülen Kürtlerin sınırları nasıl çizilecek…

Ancak Kürt toplumunun önemli bir kesimi şu soruyu sormaktadır: Bütün bu bedeller neden ödendi?

PKK, kuruluş yıllarında bağımsız ve birleşik bir Kürdistan hedefiyle ortaya çıktı. Binlerce genç bu hedef uğruna dağa çıktı, on binlerce insan yaşamını yitirdi, binlerce köy boşaltıldı, milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldı. Kürt halkı büyük acılar yaşadı. Bugün ise gelinen noktada dile getirilen hedef, bırakın bağımsızlığı bağımsızlık; Türkiye Cumhuriyeti içinde demokratikleşme talebidir.

Bu değişim elbette siyasal hareketlerin zaman içinde strateji değiştirmesi olarak değerlendirilebilir. Ancak bu değişimin en büyük yükünü taşıyan Kürt halkının, bu dönüşümün nedenlerini sorgulaması da en doğal hakkıdır.

Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti de geçmişiyle yüzleşmeden gerçek bir demokratikleşme sağlayamaz. Kürt kimliğinin uzun yıllar inkâr edilmesi, ana dil üzerindeki kısıtlamalar, faili meçhul cinayetler, köy boşaltmaları ve siyasal alanın daraltılması Kürt meselesinin büyümesine neden olan temel etkenler arasında yer almaktadır. Güvenlik politikaları tek başına kalıcı bir çözüm üretmedi.

Aynı şekilde PKK'nin silahlı mücadele yöntemi de Kürt toplumuna ağır bedeller ödetti. Şiddetin uzaması hem Kürtlerin hem de Türklerin acısını büyüttü. Kazanan olmadı; kaybeden ise halklar oldu.

Bugün artık yeni bir döneme ihtiyaç vardır. Kürtlerin temel talebi, diğer halklarla eşit haklara sahip olmak, ana dilini özgürce kullanabilmek, kültürünü koruyabilmek ve siyasal iradesinin demokratik yollarla temsil edilmesidir. Aynı zamanda Türkiye'de yaşayan bütün vatandaşların hukuk önünde eşit olduğu, özgürlüklerin güvence altına alındığı demokratik bir düzenin kurulması herkesin yararınadır.

Ne devletin geçmişte yaptığı hatalar unutulabilir ne de silahlı mücadelenin yol açtığı acılar görmezden gelinebilir. Gerçek barış, yalnızca silahların susmasıyla değil; adaletin, eşitliğin ve karşılıklı güvenin inşa edilmesiyle mümkündür.

Artık yeni kuşakların savaşın değil, özgürlüğün, hukukun ve ortak yaşamın konuşulduğu bir geleceği hak ettiği açıktır. Tarihten ders çıkarmak, geçmişin hatalarını tekrarlamamak ve halkların birlikte onurlu bir yaşam kurmasını sağlamak, hem Kürtlerin hem de Türklerin ortak sorumluluğudur.

MAKALELER