Türkçe | Kurdî    yazarlar
Halkın Acıları Üzerinden Kurulan Sözde “Kazanımlar”

2026-06-28

Baran Dicle

PKK yöneticilerinden Duran Kalkan’ın son açıklamaları, sadece politik bir yorum değil; aynı zamanda yıllardır süregelen bir aldatmacanın yeni bir versiyonudur. Türkiye A Milli Futbol Takımı’nın Dünya Kupası’na katılımını (kendi deyimleriyle) “barış süreci” ile ilişkilendirmek, gerçekle bağı kopmuş bir propaganda dilinden başka bir şey değildir. Bu söylem, halkın yaşadığı ağır bedelleri görmezden gelen, hatta onları araçsallaştıran bir yaklaşımın ürünüdür.

Kürt gençlerinin on yıllar boyunca “özgürlük” ve “gelecek” vaadiyle dağa götürüldüğü bir süreçten söz ediyoruz. Bu süreçte ödenen bedeller yalnızca bireysel değil; toplumsal bir yıkıma dönüştü. Binlerce can kaybı, sayısız yarım kalmış hayat, cezaevlerinde geçen yıllar, işkenceler, travmalar, köy boşaltmaları…

Bu acıların hiçbirisi inkâr edilemez. Ancak daha acı olan, tüm bu bedellere rağmen somut, elle tutulur hiçbir statü kazanımının elde edilememiş olmasıdır. Bugün gelinen noktada, Türkiye devletinin “terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı, PKK’nin ise “barış süreci” diye sunduğu bir tablo var. Fakat bu tabloya yakından bakıldığında, bunun bir kazanım değil, açık bir teslimiyet çizgisi olduğu görülür. Ne siyasi statü var ne kültürel haklarda kalıcı bir güvence, ne de Kürt halkının geleceğini garanti altına alan bir yapı. Buna rağmen bu süreci bir “zafer” gibi sunmak, halkın aklıyla alay etmektir.

Duran Kalkan’ın çıkıp bu tabloyu Türkiye Milli Takımı’nın başarısıyla ilişkilendirmesi ise, gerçeği çarpıtmanın ötesinde, toplumsal hafızaya hakarettir. Futbol üzerinden yapılan bu tür söylemler, hem sporun doğasına aykırıdır hem de halkın yaşadığı acıları basitleştirir. Bir halkın yıllarca süren mücadelesini, bir futbol turnuvasına indirgemek; siyasetin ne kadar sığlaştığını gösterir.

Kürt halkı artık bu tür söylemleri sorguluyor. Eskisi gibi her anlatıya inanacak bir toplum yok. Gençler, hangi bedelin neye karşılık ödendiğini soruyor. “Ne kazandık?” sorusu artık daha yüksek sesle dile getiriliyor. Ve bu soruya verilen cevaplar, tatmin edici olmaktan çok uzak.

Gerçek şu ki; halkın umutları üzerinden kurulan bu anlatı, giderek inandırıcılığını kaybediyor. Sürekli “kazanım” denilen ama ortada somut hiçbir şeyin olmadığı bir tablo, eninde sonunda çökmeye mahkûmdur. Çünkü gerçekler, propagandadan daha güçlüdür. Artık mesele, yeni bir hikâye yazmak değil; geçmişte anlatılan hikâyelerin hesabını vermektir. Halkın ödediği bedellerin karşılığı sorulmadan, hiçbir söylem meşruiyet kazanamaz. Ve bu sorular sorulmaya devam ettikçe, bu tür aldatmacaların da ömrü kısa olacaktır.

MAKALELER