

2026-06-28
Dr. Elife Biçer
Geçtiğimiz haftalarda İsviçre’de en çok konuştuğumuz
konulardan biri, SVP’nin başlattığı 10 Milyon İsviçre Girişimi
(10-Millionen-Schweiz-Initiative) oldu. Ben de dâhil olmak üzere pek çok kişi,
dikkatimizi bu girişimin tetiklediği ırkçılık tartışmalarına verdik.
Halkın girişimi reddetmesi, kamuoyunda ırkçılığa karşı bir
zafer olarak kutlandı. Gerçekten de bu girişim, toplumun farklı kesimlerinde
zaten var olan yabancı düşmanlığını görünür hâle getirdi. Ben ve İsviçre
siyasetindeki birçok yol arkadaşım hem sosyal medyada hem de sokakta – broşür
dağıtırken – ırkçı saldırılara maruz kaldık. Kısacası girişim, toplumdaki ırkçı
söylemlerin daha rahat dile getirilebildiği bir atmosfer yarattı.
Ancak bu süreç yalnızca olumsuz sonuçlar doğurmadı. Aynı
zamanda İsviçre’de uzun zamandır ihtiyaç duyulan kapsamlı bir ırkçılık
tartışmasının da önünü açtı. Göçmen kökenli insanların sesleri daha gür çıkmaya
başladı; görünürlükleri arttı.
Belki de İsviçre’nin göçmen hakları konusunda zaman zaman
böylesi toplumsal yüzleşmelere ihtiyacı vardır. Benim umudum, bu tartışmanın
yarattığı enerjinin 2027’de halkın önüne gelmesi beklenen Demokrasi Girişimi
(Für ein modernes Bürgerrecht – Demokratie-Initiative) için de ortaya
çıkmasıdır.
Bu girişim, 2024 yılında gerekli imzaları toplayarak Federal
Hükümet’e sunuldu. Geçtiğimiz aylarda Parlamento girişimi değerlendirdi; ancak
hem Federal Konsey hem de Parlamento çoğunluğu reddedilmesini tavsiye etti. Son
sözü 2027’de halk söyleyecek.
Demokrasi Girişimi, vatandaşlığa kabul sürecini ülke
genelinde daha adil ve daha eşit hâle getirmeyi amaçlıyor. Kantonlar arasındaki
büyük farklılıkların kaldırılmasını ve uzun yıllardır İsviçre’de yaşayan
insanların vatandaşlığa erişiminin kolaylaştırılmasını savunuyor. Kabul
edilmesi hâlinde, İsviçre vatandaşlık hukukunda göçmenler açısından tarihi bir
dönüm noktası olabilir.
Sağcı siyasetin sessiz başarıları
Ancak 14 Haziran’daki diğer halk oylamalarına baktığımda,
SVP’nin bu oylama gününün gerçekten kaybedeni olduğundan o kadar da emin
değilim.
Aynı gün, askerlikten sivil hizmete geçişi zorlaştıran Sivil
Hizmet Yasası değişikliği (Änderung des Zivildienstgesetzes) de halk tarafından
kabul edildi. Değişiklik Federal Konsey ve Parlamento çoğunluğu tarafından
desteklenirken, referandumu ise SP, Yeşiller ve GSoA (Gruppe für eine Schweiz
ohne Armee) gibi sol partiler ile sivil toplum örgütleri başlatmıştı.
Muhaliflere göre yeni düzenleme, sivil hizmeti bilinçli olarak zayıflatıyor ve caydırıcılık mantığı üzerine kuruluydu. Halk ise buna “evet” dedi.
Oysa sivil hizmet, hastanelerden bakım evlerine, çevre
korumadan sosyal hizmetlere kadar toplum için büyük değer üreten bir sistemdir.
Bu alanların zayıflaması, bakım emeğinin daha da görünmez hâle gelmesi anlamına
geliyor. Üstelik bu yükün önemli bir kısmını zaten ücretsiz olarak kadınlar
üstleniyor. Bu nedenle bu sonucu, muhafazakâr siyasetin önemli bir kazanımı
olarak okumak gerekiyor.
Belki de bunun en önemli nedenlerinden biri, solun ve göçmen
hareketlerinin seçim kampanyasını neredeyse tamamen 10 Milyon İsviçre Girişimi
etrafında kurmuş olmasıydı. Irkçılık tartışmaları bütün gündemi belirledi;
sosyal devleti ve günlük yaşamı doğrudan ilgilendiren diğer önemli oylamalar
ise gölgede kaldı.
Bunun bir başka örneği Aargau Kantonu’ndaydı. “Eğitim
Kalitesini Güvence Altına Alın – HEMEN!” (Bildungsqualität sichern – JETZT!)
girişimi, öğretmen açığını kapatmak ve eğitim kalitesini yükseltmek amacıyla
daha fazla yatırım yapılmasını talep ediyordu. Özellikle göçmen kökenli
çocukların en fazla ihtiyaç duyduğu bu yatırım halk tarafından reddedildi.
Eğitimde fırsat eşitliği bir kez daha kaybetti.
Zürih’te ise kiracıları korumaya ve artan kiralara karşı
çözüm üretmeye çalışan konut girişimleri de aynı gölgede kaldı. Girişimlerin
tamamı reddedildi; yalnızca daha sınırlı karşı öneriler kabul edildi.
Kamuoyunun bütün dikkati “10 milyon İsviçre” korkusuna yönelmişti.
Oylama gününün tek önemli sosyal kazanımı ise Zürih’teki
“Prim Şokunu Durdurun” (Prämienschock stoppen!) girişiminin yüzde 53,1 oyla
kabul edilmesi oldu. Böylece sağlık sigortası primlerindeki artışın dar gelirli
kesimler üzerindeki yükü otomatik olarak hafifletilecek. Bu önemli bir
başarıydı; ancak bana göre genel tabloyu değiştirmeye yetmedi.
Gündemi kim belirledi?
Evet, SVP’nin ırkçı girişimi reddedildi. Ancak reddedilen
yalnızca metindi; gündem değildi.
Seçim kampanyası boyunca herkes, farkında olarak ya da
olmayarak SVP’nin çizdiği çerçevenin içinde tartıştı. “Aşırı göç”, “10
milyonluk İsviçre”, “yabancılar” ve güvenlik söylemi bütün diğer konuların
önüne geçti. Konut krizi, eğitim, bakım emeği ve sosyal devlet gibi insanların
hayatını doğrudan etkileyen meseleler dikkatimizden kaçtı.
Bu açıdan bakıldığında SVP, sandıkta kaybetmiş olsa bile kamuoyu tartışmasını büyük ölçüde belirlemeyi başardı. Bunun önceden yüksek zekâ ile hazırlanmış kusursuz bir stratejinin ürünü olduğunu düşünmüyorum. Hatta karşı kampanya boyunca birçok siyasetçi, girişim kabul edilse bile uygulanmasının neredeyse imkânsız olacağını defalarca dile getirdi. Buna rağmen haftalar boyunca bütün ülke yalnızca bu konuyu konuştu.
Bu sırada FDP, Die Mitte, EVP ve GLP’nin önemli bir bölümü
Parlamento’da Sivil Hizmet Yasası değişikliğini destekleyen, yani sosyal devlet
açısından kritik bir konuda SVP ile aynı çizgide yer alan bir koalisyonla
yürüyordu. Irkçılık tartışmaları sürerken bu politikalar çok daha az görünür
biçimde başarılı bir şekilde ilerledi.
Sonraki sınav: 27 Eylül
27 Eylül’de İsviçre yeniden önemli kararlar verecek.
Bunlardan ilki, SVP ile Pro Schweiz tarafından desteklenen
Tarafsızlık Girişimi (Neutralitätsinitiative). Girişim, İsviçre’nin tarafsızlık
ilkesini Anayasa’ya daha katı biçimde yazmayı amaçlıyor. Yine SVP’nin içe
kapanmacı siyaset anlayışını yansıtan bir öneri. FDP, Die Mitte ve sol partiler
ise buna karşı çıkıyor. Bu geniş ittifak korunabilirse girişimin kabul edilme
ihtimali düşük görünüyor.
İkinci önemli oylama ise Beslenme Girişimi
(Ernährungsinitiative) olacak. Girişim, İsviçre’nin gıda üretiminde dışa
bağımlılığını azaltmayı, yerli üretimi güçlendirmeyi, içme suyunu ve biyolojik
çeşitliliği korumayı hedefliyor. Bu yalnızca çevre meselesi değil; aynı zamanda
soframızı, cebimizi ve geleceğimizi ilgilendiren bir yaşam kalitesi meselesi.
Irkçılığa karşı mücadele elbette vazgeçilmezdir. SVP’nin
yarattığı dalgaların peşinden giderken denizin dibini görmeyi ihmal
etmemeliyiz. Gündemi yalnızca onların açtığı tartışmalar belirlediğinde, hayat
kalitemizi doğrudan etkileyen Beslenme Girişimi gibi sosyal, ekonomik ve
ekolojik meseleleri geri plana atmamalıyız. Çünkü insanların yaşamını
değiştiren siyaset, yalnızca korkular üzerinden değil; nasıl bir ülkede yaşamak
istediğimiz üzerinden de kurulur.
Şimdilik herkese iyi tatiller diliyorum. Yaz dönüşünde
yeniden İsviçre siyasetini birlikte değerlendirmek dileğiyle.
2026-06-28Halkın Acıları Üzerinden Kurulan Sözde “Kazanımlar”
2026-06-26Öcalan’ın Yeni Çözüm Modeli: Komün
2026-06-20Kürt Diasporasının Geçmişi ve Geleceğine Dair
2026-06-19Kürtlerin ezberi, İsrail’in yeni deneyimi: ABD’nin terk etme pratiği
2026-06-16Göçmen Kadınların Çifte Yükü
2026-06-12Kürtler Sadece Oy Deposu Değildir
2026-06-07Kürt Kadınına Dil Uzatmak, Bir Halkın Onuruna Saldırmaktır
2026-06-06Entegrasyonun Radikal Sosu: Bir "Demokratik Ulus" Masalı
2026-06-04PEŞMERGE'NİN RUHU VE MESUD BARZANİ'NİN TARİHE DÜŞTÜĞÜ NOT
2026-06-04Sürdürülebilirlik Girişimi Yerine Sürdürülebilir Dayanışma
2026-05-23Kürt Siyasetinin En Büyük Sorunu, Eleştiriyi Düşmanlık Sanan Zihniyet
2026-05-18Tarafsızlık mı, Bağımsızlık mı? Kürt Aydınının Tarihi Sınavı
52026-04-15MKE’nin Enfal-17’si ve Düşündürdükleri
2026-05-14Murray Bookchin Tesislerinde Verilen Zorunlu Mola
2026-05-10Nur topu gibi bir “Apocu Hareket!!!”imiz oldu
2026-05-05Söylemde Çöküş, Siyasette Savrulma: PKK’nin Açmazı
2026-05-01Bağımsızlık Treninden "Demokratik Ulus" Metrobüsüne
2026-04-26Donald Trump ve korku ile yüzleşmek
2026-04-17Kerkük; Bir Şehrin Ötesinde, Bir Hafızanın Adı
2026-04-13Trump Kürtler İçin Mi Sorun, Yoksa Kürtler Trump İçin Mi Bir Yük?