Türkçe | Kurdî    yazarlar
Söylemde Çöküş, Siyasette Savrulma: PKK’nin Açmazı

2026-05-05

Baran Dicle

PKK’nin bugün geldiği nokta, sadece bir strateji değişikliği değil; açık bir siyasi savrulma ve tabanına karşı ciddi bir söylem krizi anlamına gelmektedir.

Yıllardır Kürt halkının duygularını, acılarını ve beklentilerini istismar ederek büyüyen bu yapı, şimdi kendi geçmişini inkâr eden bir çizgiye savrulmuş durumdadır. Bu çelişkinin merkezinde ise PKK lideri Abdullah Öcalan ve onun yön verdiği ideolojik dönüşüm bulunmaktadır.

Bir yandan “ulusal taleplerimiz yoktur” denilecek, diğer yandan Kürt siyasi aktörlerine “Ulusal Kongre” çağrısı yapılacak. Bu nasıl bir tutarlılıktır? Ulusal talebi olmayan bir hareket, neyin kongresini toplamaktadır?

Bu sorunun cevabı yoktur; çünkü ortada tutarlı bir siyaset değil, günü kurtarmaya dönük pragmatik manevralar vardır. KDP lideri sayın Mesud Barzani ve diğer Kürt temsilcilerine yapılan bu çağrılar, samimiyetten uzak ve siyasi meşruiyet arayışının bir yansımasıdır.

Ulusal kongreler, tarihsel olarak ulusal talepleri olan halkların ortak strateji belirlemek ve kolektif hedefler doğrultusunda hareket etmek amacıyla organize ettiği platformlardır. Bu bağlamda, Mesud Barzani ve diğer Kürt siyasi temsilcilerine yapılan bu çağrının, PKK’nin resmi söylemiyle nasıl örtüştüğü ciddi bir soru işareti yaratmaktadır. Eğer ortada ulusal bir talep yoksa, ulusal birlik zemininde bir kongre çağrısının siyasi anlamı nedir?

Daha da çarpıcı olan ise PKK’nin lider kadrolarından Cemil Bayık’ın “Bağımsız Kürdistan stratejik bir slogandı” sözleridir. Bu ifade, sadece bir geri adım değil, açıkça bir itiraftır. On yıllar boyunca gençleri dağa çıkaran, aileleri evlat acısıyla baş başa bırakan bir söylemin bugün “slogan” olarak küçümsenmesi, vicdani bir iflasın göstergesidir. Bu uğurda hayatını kaybeden insanların hatırasına yapılmış büyük bir saygısızlıktır.

PKK’nin geçmişte savunduğu bağımsızlık hedefinden bugün “demokratik konfederalizm” gibi muğlak ve sınırları belirsiz bir modele geçişi, ideolojik bir derinlikten ziyade yönsüzlüğün işaretidir. Bu dönüşüm ne sahadaki insanlara ne de Kürt halkına açık ve dürüst bir şekilde anlatılmıştır. Aksine, kavramların arkasına sığınılarak gerçekler örtülmeye çalışılmıştır.

Bugün gelinen noktada PKK, ne geçmişteki iddialarını savunabilmekte ne de yeni bir siyasi yol haritası ortaya koyabilmektedir. Bu durum, sadece örgütün kendi içindeki çözülmeyi hızlandırmakla kalmamakta, aynı zamanda Kürt meselesinin demokratik ve meşru zeminde çözümünü de zorlaştırmaktadır.

Bir siyasi hareketin en büyük sermayesi güvenilirliğidir. PKK ise kendi söylemlerini bizzat kendisi çürüterek bu güveni tüketmiştir. Kürt halkı adına konuştuğunu iddia eden bir yapının, önce kendi sözleriyle yüzleşmesi ve bu çelişkilerin hesabını vermesi gerekmektedir. Aksi takdirde, bu savrulma sadece bir örgütün değil, bir toplumun geleceğini de belirsizliğe sürüklemeye devam edecektir.

MAKALELER