Türkçe | Kurdî    yazarlar
Bugün Değilse, Ne zaman?

2025-01-13

Mesud Tek

“Kürd siyasi hareketinin değişmez gündem maddesi nedir” sorusuna benim cevabım, “ittifaklar ve işbirliği sorunu” biçimindedir. Bazen gündemin alt sıralarına düşşe de ittifaklar sorunu siyasi gündemimizde her zaman yer almıştır.

İttifaklar sorununun ülkemizin tüm parçalarında siyasi gündemin ilk sıralarına yükseldiği bir dönemden geçiyoruz. Bunun nedeni ise son bir kaç yılda bölgede yaşanan gelişmelerin siyasi dengeleri alt-üst etmesidir.

Fırsatlar kapısı

7 Ekim 2023 tarihinde, HAMAS'ın İsrail'e yönelik saldırısı ve İsrail'in bu saldırıya verdiği cevap, bitmek bilmeyen etnik, dinsel, mezhebi ve siyasal sorunların yaşandığı Ortadoğu'da var olan dengeleri alt üst etti.

İsrail'in, HAMAS, Lübnan Hizbullah'ı, Yemen Husileri, İran ve Haşd-i Şabi'ye (kısmi) yönelik saldırıları, İran İslam Cumhuriyeti'nin işbirlikçileriyle oluşturduğu İsrail, ABD ve Batı karşıtı “Direniş cephesi”nin dağılmasına yol açtı, Suriye'deki 60 yıllık BAAS iktidarına son verdi.

Ortadoğu'daki sözkonusu köklü alt-üst oluş, en çok da Kürd ulusal demokratik mücadelesi için yeni fırsatlar yarattı. Herşeyden önce Kürdistan'ı bölen ve baskı altında kalmasına sağlayan sömürgeci statüde açılan gedik genişledi.

Biliniyor, 1991 yılında yaşanan Raperin sonrası Irak BAAS'ın Güney Kürdistan'daki hakimiyetinin sona ermesi, Kürdistan Bölgesi Hükümeti'nin kurulması ve federasyon ilanıyla sözkonusu statünün bir ayağı yerle bir oldu.

Ayaklardan Suriye'de de, BAAS diktatörlüğünün tarihe karışmasının sonuçlarından birisi de, kendi yönetimlerini kuran, ögütlü olan ve silahlı güce sahip Kürdlerin, bu ülkenin geleceği konusunda söz ve karar sahibi haline gelmesiydi. İsrail saldırılarının, ayaklardan bir diğerini oluşturan İran'ın kolunu, kanadını kırmasıyla, sadece İslam Cumhuriyeti değil, aynı zamanda sömürgeci stütü de yıkım sürecine girdi. Sözkonusu bu gelişmeler, Kürdlerin tarihi amaçlarını gerçekleştirmelerinin, elde ettiği kazanımları geliştirip güçlendirmelerinin yolunu açtı.

Öte yandan Ortadoğu'daki Kürdlerin lehine olan gelişmelerden korkan, değişim sırasının kendisine geldiğini gören Türk devleti, bölgedeki konumunu kaybetmemek, yaşanan değişim sürecini zarar görmeden ve pozisyonunu güçlendirerek atlatmak için harekete geçti.

“Kürd anasını görmesin”

Türk devletinin, İmralı ile birlikte “Terörsüz Türkiye” adı altında başlattığı sürecin nedenlerinden birisi, bölgedeki Kürdler lehine olan bu gelişmelerdir. Bir diğer neden ise Türkiye'yi uluslararası areneda zora sokan Kürd sorunu çözülmeden bölgede barış ve istikrarın sağlanamayacağı görüşünün daha geniş bir çevrede kabul görmesi ve destek bulmasıdır, sayıları giderek artan Kürd dostlarının bölgedeki etkinliklerinin artmasıdır. Güneybatı Kürdistan'a siyasal bir statü tanınmadan Suriye'nin yeniden inşa edilmesinin mümkün olmadığı gerçeğin açığa çıkması, bu gerçeğin geniş bir alanda kabul görmesi de bir başka nedendir.

Türk devletinin asıl amacı PKK'yi silahsızlardırmak olan bu süreçte PKK'yi muhatap alması doğaldır. Çünkü silah PKK'nin elinde ve silah bırakmayı elbette O'nunla görüşecek. Ama devletin PKK'yi muhatap almasının tek nedeni bu değil.

Devlet, Suriye'nin yeniden inşa sürecinde Kürdlerin anasını görmesini istemiyor. Bir başka ifade ile, Kürdlerin Suriye'de ulusal bir statüye sahip olmasını kendisi için bir beka sorunu olarak görüyor ve engellemek istiyor. Bu nedenle bir yandan HTŞ ve işbirlikçisi öteki örgütleri harekete geçiriyor, diğer yandan da, omurgasını YPG'nin oluşturduğu HSD'yi kendi politikasına hizmet edecek bir noktaya çekmeyi hedefliyor.

Türkiye aynı zamanda Batılı ve bölge devletlerin üzerinde çekiştikleri Suriye pastasından büyük bir dilim almak istiyor. Bunun için de son döneme kadar tanımadığı, yok saydığı ve savaştığı Suriye kürdlerinin desteğine ihtiyaç duyuyor.

Devlet Suriye'ye ilişkin söz konusu hedeflerine ulaşmak için HSD üzerinde etkisi bulunan, uyum içinde olduğu ve yönlendirdiği İmralı'yı devreye sokuyor. O İmralı ki  Kürdler için her türlü ulusal statüyü gereksiz olarak görüp karşı çıkıyor...

İmralı mı muhatap?...

Devlet aynı zamanda silahların susmasıyla Kürd sorunun çözülmeyeceğini de çok iyi biliyor. Ama sorunu özüne ve önemine uygun biçimde çözmek, Kürdlere ulusal demokratik haklarını tanımak yerine palyatif adımlarla yetinmek istiyor.

Devlet ve bizzat Öcalan'ın itirafıyla İmralı'nın birlikte başlattıkları, devletin “terörsüz Türkiye” İmralı'nın da son olarak “demokratik entegrasyon” adıyla tanımladığı sürecin amaçlarından birisi de, Öcalan'ı sorunun çözümünde muhatap olarak göstermek ve Kürdlerin tek temsilcisi olarak lanse etmektir. Daha düne kadar Öcalan'ın idam edilmesini isteyen ve bunun için meydanlarda ip sallandıran Bahçeli'nin, bir anda  Öcalan'ı “kurucu önder” mertebesine yükseltmesi ve O'nu sorunun çözümünde tek muhatap olarak göstermesi de kurgulanan sürecin bir parçasıdır. Çünkü Öcalan'ın bugüne ve geleceğe yönelik sunduğu program ve perspektiflerde, gereksiz olarak gördüğü ulusal statü talebi yer almıyor. Aksine Öcalan ulusal talepleri dile getirenlere saldırıyor.

PKK'nin silahlı mücadeleyi sonlandırıp silah bırakmayı kabul etmesi ve bu konuda bazı adımlar atması elbette önemlidir ve bazı olumlu sonuçları olacaktır.

Herşeyden önce artık Kürd gençleri, Kürdlerin hiç bir ulusal talebini barıdırmayan hedefler için ölmeyecekler, köylerimiz yıkılmayacak, ormanlarımız, bağ, bahçe ve bostanlarımız yakılmayacak, halkımız zoraki göç yollarında perişan olmayacak.

TC bundan sonra PKK üslerini bahane ederek Güney ve Güneybatı Kürdistan'a saldıramayacak, TC'nin bu parçalardaki mevcudiyetinin meşruluğu tartışılır hale gelecek. Siyasi iktidarlar, bundan böyle emekçilerin ekonomik ve sosyal taleplerine karşı “savaş var”, “birliğimiz, devletimiz tehdit altında” bahanelerine başvuramayacak, Türkiye'nin kaynakları savaşa ve ülkenin militarize edilmesinde harcanmayacak.

En az bunlar kadar önemli olan bir başka sonuç ise Kuzey Kürdistan'da demokratik ve legal mücadele üzerindeki silahlı mücadele vesayeti sona erecek, “dağın” baskısı kalmayacak, mücadele kendi mecrasında akarak güçlenecek.

“Ya sonrası” sorusunun cevabı

Barışın sağlanması, Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da çatışmaların sona ermesi desteklenmesi gerekli olumlu gelişmelerdir. Ama unutmayalım ki sürecin bu olası sonuçları, Kürd sorunun çözümü anlamına gelmez; Kürd sorunun diyalog yoluyla barışçıl çözümüne yardımcı olur. Kürd sorununun köklü çözümü, Kürdlerin ulusal haklarının tanınmasıyla,  Kürdün kendi kaderini kendisi tarafından belirlenmesiyle mümkündür.

Bu noktada, yani çatışmaların sona ermesi ve barışın sağlanmasından sonraki döneme ilişkin olarak  sürecin her iki tarafının görüşleri biliniyor. Devlet'in “ya sonrası” sorusuna verdiğ cevap, “tarihi  Türk-Kürd kardeşliğini”, Arapları da ekleyerek “Türk-Kürd ve Arap kardeşliği” biçiminde yenilemek (Erdoğan'ın sık sık dillendirdiği bu yeni paradigma İttihat Terakki'nin güncelleştirilmesidir, diye düşünüyorum). Bunun için atacağı en önemli adım ise, basına yansıdığı kadarıyla yeni bir anayasanın yapılacağıdır.

Öteki taraf İmralı’nın cevabı ise Öcalan defalarca dile getirdiği gibi, “kimliklere saygılı, her kesimin kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlendikleri, demokratik toplum ve siyasal alanın”inşa edilmesidir. Ama gene Öcalan'ın ifedesiyle bu “demokratik toplum ve siyasal alan” “ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler”e kapalı olmalı, onları gene Öcalan’ın ifadesine göre “aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu” oldukları için reddetmelidir.

Görüldüğü gibi hem devletin hem de İmralı’ın programında Kürdlerin ulusal demokratik talepleri yok.  Ulusal hakların tanınması yok...

Bu ve benzeri nedenlerden dolayı, Kuzey Kürdistan'daki ulusal demokratik güçlerin “ya sonrası” sorusuna cevabı, daha önce yaptıkları gibi Kürd halkının ulusal demokratik taleplerine kararlıca sahip çıkmak, ulusal demokratik mücadeleyi yılmadan sürdürmek olmalıdır.

Armudun Sapı, Üzümün Çöpü Demeden

Kuzey Kürdistan ulusal demokratik muhalefeti yukarıdaki cevabının gereklerini yerine getirme göreviyle karşı karşıyadır. Bu noktada yapacakları konusunda Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok; belli.

Yapılacakların başında ulusal demokratik güçlerin işbirliğini sağlamak, siyasi parti ve yapıları, demokratik kitle örgütlerini, aydın ve müneverlerini ortak bir program etrafında bir araya getirmek geliyor.

Kuzey Kürdistan yurtsever hareketi bu alanda yıllarca süren çabaların, gösterilen fedakarlıkların ürünü olan geniş bir tecrübeye sahiptir. Tekrarlama pahasına da olsa, önümüzdeki döneme ışık tutacak bazı tespitleri sıralarsak:

Kürd sorunun köklü çözümünün, Kürdlere, bağımsız devlet kurma hakkını da içeren ulusal ve siyasal haklarının tanınması talebi, Kuzeyli ulusal demokratik yapılarının ortak talebidir;

Bu amaca ulaşmak için, zorluklarla dolu, zorunlu bir mücadele süreci gereklidir, bu nedenle “ya hep ya hiç” anlayışı terkedilmelidir;

Bu bakış acısıyla birlikte, temel hedefi gözden kaçırmadan, ortaklaşa tespit edilen kısa vadeli hedefleri içeren bir program etrafında, tüm yurtsever kesimleri bir araya getiren ulusal ve mücadeleci bir merkez oluşturulmalıdır;

Kısa vadeli ulusal taleplerin saptanmasında, son yıllarda Kuzeyli örgütler arasında yürütülen “5’li” ”3’lü” işbirliği çalışmalarında üzerine uzlaşıya varılan talepler güncellenmelidir.

Kıssadan Hisse

“Tüm bu deney ve birikimlere rağmen Kuzey Kürdistan'da kalıcı bir işbirliği niye oluşturulmadı” sorusu doğru bir sorudur ve içinde bulunduğumuz üzüntü verici durumu ortaya koymaktadır.

Kuşkusuz bu başarısızlığın uzmanlar tarafından araştırılması gereken birçok siyasi, toplumsal, jeopolitik ve psikolojik nedenleri var.

Bu olumsuz durumu ortadan kaldırmak, kalıcı bir işbirliği oluşturmak için yürütün çalışmaların başarılı olması için yapılacaklar konusunda benim de görüşlerim var. Ama önce bir kıssa anlatmak istiyorum.

Tövbe etmek isteyen çok günahkar birisi, kurbanını da alarak Hacı Bektaşi Veli dergahına gider, tövbe etmeye geldiğini ve dergaha katılmak istediğini söyler. Hacı Bektaşi Veli, “Tövbe Allah'a yapılır, ama sen o kadar günahkarsın ki seni dergaha kabul etmemiz mümkün değil” der.

Bu cevap üzerine günahkar kurbanıyla birlikte Mevlana Celaleddin-i Rumi dergahına gider ve istemini tekrarlar.

Mevlana, “kurbanı kes, tövbeni et” diyerek kabul eder. Tövbe eden günahkar “daha önce Bektaşi dergahına gittim, ama onlar beni kabul etmediler” deyince Mevlana, “doğaldır, çünkü Bektaşi dergahı o kadar pir u pak ve beyazdır ki orada bir sinek pisliği bile belli olur” der.

Geri dönen tövbe etmiş günahkar, nispet yapmak için Bektaşi dergahına gider ve “siz kabul etmediniz ama Mevlana Dergahı beni kabul etti” deyince Hacı Bektaşi Veli, “Mevlana Dergahı, ucu bucağı olmayan bir umman gibidir, küçücük leşler onu kirletemez” der.

Kıssaya gelince.

Kuzey Kürdistan'da ulusal güçlerin işbirliğini oluşturma çabasında, Hacı Bektaşi Veli Dergahı gibi, pirupak olmalıyız, yani temiz kalmalıyız, çürümeye, taleplerimizin sulandırılmasına Müsaade etmemeliyiz, istikrarlı ve kararlı olmalıyız. Ama aynı zamanda toplumsal ve siyasal ilişkilerimizde, Mevlana Dergahı gibi umman olmalıyız. Sorunlara geniş bir perspektiften bakmalı, yapıcı olmalı, sekter ve uzlaşmaz tavırlardan uzak durmalıyız. Özcesi, zor da olsa işbirliği çabasında başarıya ulaşmak için Hacı Bektaşi Veli ve Mevlana'nın sentezi olan bir tavır tutturmalıyız.

Yazımın başlığındak konuya gelince.

Kuzey Kürdistan'da ulusal demokratik taleplere sahip çıkmanın yakıcı bir görev olduğu bir süreçteyiz. Bu sürecin gereklerini yerine getirmek, bölgede esen değişim rüzgarını arkamıza alarak, fırsatları kazanıma çevirmek için yurtsever güçlerin işbirliğini oluşturma, bir tercih değil, zorunluluktur.

Bu acil görevi yerine getirmek için, bugüne kadar yaşanan deneylerin ışığında,

Kendini dayatma politikasından ve ben merkezi anlayıştan uzak durmalıyız;

Ortak noktalarımızı ön plana çıkarmalıyız,

Kırmızı çizgilerimizi sisteme karşı çizmeliyiz;

Kapımız, ülke, bölge ve uluslararası şartlar ve gelişmeler ışığında tespit edilen acil taleplerimizi kabul eden herkese, her yapıya açık olmalı.

Özcesi, içinde bulunduğumuz dönemin ve yaşanan sürecin yüklediği görevlerin altından kalkmak için, hem Hacı Bektaşi Veli hem de Mevlana Celaledin-i Rumi olmak zorundayız.

Yoksa vuslat bir başka bahara kalır ki ne zaman geleceğini kimse bilemez.

27 Kasım 2025

Deng Dergisi, sayı:138

 

MAKALELER