

2026-06-19
Çetin Ceko
Ortaya çıkan
manzara hem yalın hem sarsıcıdır. Kürtlerin kuşaklar boyunca deneyimlediği terk
edilme ve kırılganlık, bugün İsrail’in stratejik şaşkınlığında ve İranlı
protestocuların yalnızlığında yeniden sahneye çıkıyor.
Amerikan dış
politikasının ani yön değişiklikleri, bölgedeki aktörlere hep aynı gerçeği
hatırlattı: Washington için ittifaklar bir değerler bütününden değil, ihtiyaç
anındaki işlevsellikten beslenir. Bugün İsrail’in yaşadığı stratejik sarsıntı
da bu gerçeğin yeni bir versiyonu; Kürtlerin onlarca yıldır tecrübe ettiği
kırılganlığın gecikmiş bir yansıması. ABD–İran dengelerinin yeniden
şekillenmesi, bazı çevrelerin savunduğu üzere, İsrail’e sorgulanmadan verilen
“koşulsuz Amerikan desteği” algısını hızla aşındırıyor. Böylece Kudüs,
Kürtlerin çoktan deneyimleyip içselleştirdiği temel bir hakikatle yüzleşmek
zorunda kalıyor: Büyük güçler, çıkarlarının yönü değiştiğinde rotalarını da
aynı keskinlikle değiştirebilir.
Kürtler açısından
bu gerçek yeni değil; aksine tarihsel bir sürekliliğin ürünü. 1975 Cezayir
Anlaşması’yla ABD ve İran’ın Irak Kürtlerine verdiği desteğin bir gecede
kesilmesi, 1991 Körfez Savaşı sonrası teşvik edilip kaderine terk edilen
ayaklanmalar ve benzeri kırılma anları, aynı dersin defalarca tekrarlandığını
gösterdi: Amerikan hedefleriyle örtüşmek, kalıcı bir güvence değil, yalnızca
geçici bir himaye sunuyor.
Trump dönemi ise
bu döngüyü istisnai bir açıklıkla görünür kıldı. 2017 Kerkük Krizi’nde
Washington, referanduma karşı çıkmakla yetinmeyip İran destekli Haşd
el-Şaabi’nin ilerleyişine sessiz kalarak Kürtlerin Kerkük’ten tasfiyesine zemin
hazırladı. 2019’da Rojava Kürdistanından ani çekilme kararı, Türkiye’nin Gire
Spî ve Serêkaniyê’ye yönelik operasyonuna fiilen “yeşil ışık” yakarak IŞİD’e
karşı en etkili ortak olan SDG’yi bir gecede korumasız bıraktı.
Bu yaklaşımın
devamı niteliğindeki Şam eksenli baskı sürecinde ise geçtiğimiz Ocak ayında
Washington, Şam bağlantılı güçlerin SDG üzerindeki manevralarına karşı sessiz
kalarak parçalı ve kırılgan statükoyu pekiştirdi. Böylece Kürtler, bir kez daha
ABD ve bölgesel güçlerin hesaplaşmaları arasında terk edildiler.
Tüm bu örnekler,
tarihsel süreklilik ile Trump döneminin çıplak gerçekliği arasında kesintisiz
bir bağ kuruyor: Kürtlerin kurduğu stratejik ortaklıklar, kriz anlarında hızla
buharlaşabilen, koşullu ve kırılgan bir koruma kalkanından ötesini sunmuyor.
Trump'ın İran politikasındaki savrulmalar Kürtlerle başladı. Önce Kürtleri Tahran'a karşı cepheye süren söylem hızla rafa kaldırıldı; ardından ortaya atılan ve Kürtlerin kendilerine verilen silahları ellerinde tuttuğunu iddia eden temelsiz suçlamalar ise bu geri adımı haklı çıkarma çabasından başka bir şey değildi.
Ancak bugün
mesele yalnızca devletler arası ilişkilerle sınırlı değil. Aynı realpolitik
mantığı, toplumlar düzeyinde de kendini gösteriyor. ABD’nin İran’la vardığı
uzlaşı, İsrail açısından stratejik bir hayal kırıklığı anlamına gelirken, İran
sokaklarında rejime karşı ayağa kalkan kitleler için doğrudan bir terk edilişi
temsil ediyor.
Trump’ın
protestolar sırasında yaptığı çağrılar bu çelişkiyi kristalize eder
nitelikteydi: “İran vatanseverleri, protesto etmeye devam edin! Kurumlarınızı
ele geçirin… Katillerin isimlerini kaydedin, bedel ödeyecekler.” Ve daha
iddialı bir vaat: “Yardım yolda!” Ancak bu söylem, sahada karşılığı olan bir
stratejiye dönüşmedi.
Aksine, takip
eden mutabakat süreçleri, despotik rejimin uluslararası konumunu zayıflatmak
yerine fiilen konsolide etti. On binlerce protestocunun ödediği bedel,
jeopolitik uzlaşının gölgesinde görünmez hâle geldi. Bu durum sadece bir
politika değişimi değil, aynı zamanda siyasi ve ahlaki bir kırılmaydı: İnsan
hakları söylemi, jeopolitik önceliklere tabi kılındı.
Bu tercih,
bölgedeki otoriter rejimlere de açık bir mesaj verdi. Washington’un söylemi
sert olabilir; ancak eylemi, çoğu zaman statüko ve çıkar lehine şekillenir. Bu
da baskıcı yönetimler için caydırıcılıktan çok cesaret üretir.
ABD-İsrail
ilişkilerindeki son gerilimler de bu çerçevede okunabilir. İran’ın nükleer
kapasitesinin ortadan kaldırılması ve rejim değişikliği gibi maksimalist
hedefler, yerini daha sınırlı ve yönetilebilir risklere bıraktı. Jeopolitik
odak, Hürmüz Boğazı ve bölgesel dengeye kayarken, İran kapasitesini büyük
ölçüde koruyor. Bu, stratejik geri çekilmeden ziyade, kontrollü bir yeniden
kalibrasyondur. Müttefikler açısından da sonuç terk edilme ve hayal
kırıklığıdır.
Trump’ın
Netanyahu’ya yönelik sert çıkışları ise bu dönüşümün kişisel boyutunu açığa
çıkardı. Küresel ittifakların bile liderlerin kısa vadeli hesaplarına ne kadar
açık olduğunu gösterdi.
Ortaya çıkan
manzara hem yalın hem sarsıcıdır. Kürtlerin kuşaklar boyunca deneyimlediği terk
edilme ve kırılganlık, bugün İsrail’in stratejik şaşkınlığında ve İranlı
protestocuların yalnızlığında yeniden sahneye çıkıyor.
Aktörler değişse
de mekanizma değişmiyor: Büyük güçlerin satranç tahtasında belirleyici olan ne
evrensel ilkeler ne de dostluklardır; yalnızca çıkarın yönü belirler. Ve bu
oyunda en ağır bedeli, kurtarıcıya bel bağlayan, o kurtarıcının bir hamlede
vazgeçtiği aktörler ve halklar öder.
2026-06-16Göçmen Kadınların Çifte Yükü
2026-06-12Kürtler Sadece Oy Deposu Değildir
2026-06-07Kürt Kadınına Dil Uzatmak, Bir Halkın Onuruna Saldırmaktır
2026-06-06Entegrasyonun Radikal Sosu: Bir "Demokratik Ulus" Masalı
2026-06-04PEŞMERGE'NİN RUHU VE MESUD BARZANİ'NİN TARİHE DÜŞTÜĞÜ NOT
2026-06-04Sürdürülebilirlik Girişimi Yerine Sürdürülebilir Dayanışma
2026-05-23Kürt Siyasetinin En Büyük Sorunu, Eleştiriyi Düşmanlık Sanan Zihniyet
2026-05-18Tarafsızlık mı, Bağımsızlık mı? Kürt Aydınının Tarihi Sınavı
52026-04-15MKE’nin Enfal-17’si ve Düşündürdükleri
2026-05-14Murray Bookchin Tesislerinde Verilen Zorunlu Mola
2026-05-10Nur topu gibi bir “Apocu Hareket!!!”imiz oldu
2026-05-05Söylemde Çöküş, Siyasette Savrulma: PKK’nin Açmazı
2026-05-01Bağımsızlık Treninden "Demokratik Ulus" Metrobüsüne
2026-04-26Donald Trump ve korku ile yüzleşmek
2026-04-17Kerkük; Bir Şehrin Ötesinde, Bir Hafızanın Adı
2026-04-13Trump Kürtler İçin Mi Sorun, Yoksa Kürtler Trump İçin Mi Bir Yük?
2026-04-12Tek Sandalyeli Müzakere
2026-04-08Ateşkesin Gölgesinde Kazanan Kim, Kaybeden Kim?
2026-04-01Mesud Barzani, Fırtınalı Ortadoğu’da Diplomasi ve Direnişin Sembolü
2026-03-24Newroz 2026: Birlik Ruhunun Yeniden Yeşerdiği Gün