

2026-06-07
Aydoğan İnal
Türkiye'nin en
zengin ailelerinden birinin temsilcisi olan Rahmi Koç'un, İzmir Amerikan
Hastanesi'nin açılışında Kürt kadınlarını hedef alan bir fıkra anlatması
tesadüfi bir hadise değildir. Bu olay, yıllardır Türkiye’de egemen olan
sınıfsal kibirin, etnik önyargının ve erkek egemen zihniyetin dışa vurumundan
başka bir şey değildir.
Çünkü mesele bir
fıkra değildir.
Mesele,
milyonlarca Kürdün ve milyonlarca kadının aşağılanmasını normal gören
zihniyettir.
Türkiye'de ne
zaman Kürtlerden söz edilse bazı çevrelerin aklına kültür, edebiyat, tarih,
bilim veya mücadele değil; aşağılayıcı klişeler, küçümseyici ifadeler ve
ayrımcı söylemler geliyor. Bunun nedeni Kürtleri tanımamaları değil, Kürtleri
eşit görmek istememeleridir. Kürt halkı yüz yıldır inkâr politikalarının,
asimilasyon uygulamalarının ve ayrımcı söylemlerin hedefi olmuştur. Bugün
gelinen noktada aynı anlayış bazen bir televizyon ekranında, bazen bir siyasi
kürsüde, bazen de sözde bir mizah malzemesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ancak bu kez
hedefte yalnızca Kürtler değil, Kürt kadınları vardı.
Kürt kadını bu
halkın hafızasıdır.
Kürt kadını bu
halkın dilidir.
Kürt kadını bu
halkın direnişidir.
Kürt kadını
yalnızca çocuk büyüten, aileyi ayakta tutan bir figür değildir. Tarihin en zor
dönemlerinde sürgüne giden, cezaevlerine düşen, dağlarda mücadele eden,
köylerini koruyan, kültürünü yaşatan ve halkının kimliğini geleceğe taşıyan
temel güçlerden biridir.
Dağlarda kar kış
demeden eşi Alişêr ile omuz omuza savaşan Zarife Hanım'dan düşmana aman
vermeyen Leyla Qasım'a, Jina Amini’den, Leyla Zana'ya ve Rojava'da IŞİD barbarlarına
karşı savaşan ve insanlık onurunu koruyan Kürt kadınlara kadar Kürt kadını,
yalnız Kürt tarihinin değil, Ortadoğu tarihinin de en önemli direniş
sembollerinden biri hâline gelmiştir.
İşte tam da bu
nedenle Kürt kadınına yönelen her hakaret, sıradan bir söz değildir.
Bu sözler, aynı
zamanda Kürt halkının onuruna yönelmiş bir saldırıdır.
Derin devletin
burjuvazi ayağı olarak yetiştirdiği Rahmi Koç'un temsil ettiği ekonomik ve
toplumsal elitlerin önemli bir kısmı, yıllarca Türkiye’nin bütün imkânlarından
yararlanırken Kürtlerin yaşadığı acılara ya sessiz kaldı ya da onları görmezden
geldi. Kürtçe yasakken sessizdiler. Köyler boşaltılırken sessizdiler. İnsanlar
kimliklerinden dolayı ayrımcılığa uğrarken sessizdiler. Bugün de aynı üstten
bakışın farklı bir tezahürüyle karşı karşıyayız.
Daha da vahim
olanı, bu tür sözlerin söylendiği ortamlarda yükselen kahkahalardır.
Çünkü bazen bir
hakaretten daha ağır olan şey, o hakarete eşlik eden sessizliktir.
Bir halkın
kadınları aşağılanırken gülmek, yalnızca kötü bir mizah anlayışı değildir; aynı
zamanda toplumsal duyarsızlığın göstergesidir.
Kürt toplumu
açısından kadın, yalnızca bireysel bir kimlik değildir. Kadın, toplumsal
saygınlığın merkezindedir. Kürt kültüründe kadına yönelik saygı, sadece aile
içinde değil, toplumsal yaşamın her alanında kendisini göstermiştir. Bu nedenle
Kürt kadınına yönelik küçümseyici söylemler, Kürt toplumunda çok daha derin bir
yaraya dönüşmektedir.
Hiç kimse sahip
olduğu servete, nüfuza veya toplumsal konuma güvenerek milyonlarca insanın
onuruyla alay edemez.
Çünkü paranın
satın alamayacağı değerler vardır.
Onur bunlardan
biridir.
Ve Kürt kadını,
bütün baskılara, inkârlara ve aşağılamalara rağmen o onuru yüz yıldır dimdik
taşımaya devam etmektedir.
Tarih boyunca
saraylar yıkılmış, servetler el değiştirmiş, iktidarlar sona ermiştir.
Ancak halkların
onuru yaşamaya devam etmiştir.
Bugün
hatırlanması gereken de budur.
2026-07-23İmralı'dan Geriye Kalan İki Mesaj
2026-06-20Kuzey Kürdistan'da Tek Seçenek:Ulusal Cephedir.
2026-07-19İran Rejiminin Kürt Politikası: Baskı, İdam ve Korku Siyaseti
2026-07-16Terörsüz Türkiye mi ya da sorunları yok sayan bir inkâr politikası mı?
2026-07-17İsviçre'de Kapalı Kapılar Ardındaki Bekleyiş
2026-07-07Bir Fotoğraf Karesine Sığmayan Acı…
2026-07-07Diasporada Kürt Toplumu ve Örgütlenmesine Dair... (4)
2026-07-07Demokratik Cumhuriyet mi, o da ne?
2026-07-06Baskı ile kurulan YNK-Yeni Nesil Hareketi İttifakı
2026-07-05Devletin Tabutuna Çivi Çakıp, Meclis Tutanaklarında Kaybolmak: Otonomi Yanılsaması
2026-07-05Türk’ün Hassasiyeti, Kürt’ün Haysiyeti
2026-07-03İran Rejiminin Kürtlere Saldırısı Çaresizliğin Göstergesidir
2026-07-01Kürt Diasporasının Geçmişi ve Geleceğine Dair-3
2026-06-29Gücün Ağırlığı mı, Gösterinin Gürültüsü mü?
2026-06-29Özgür basın KDP ve YNK’yi zayıflatmaz!
2026-06-28Halkın Acıları Üzerinden Kurulan Sözde “Kazanımlar”
2026-06-28Biraz Özeleştiri – Irkçılık Girişimi Kaybetti de, SVP Gerçekten Kaybetti mi?
2026-06-26Öcalan’ın Yeni Çözüm Modeli: Komün
2026-06-20Kürt Diasporasının Geçmişi ve Geleceğine Dair
2026-06-19Kürtlerin ezberi, İsrail’in yeni deneyimi: ABD’nin terk etme pratiği