Türkçe | Kurdî    yazarlar
İran Rejiminin Kürtlere Saldırısı Çaresizliğin Göstergesidir

2026-07-03

Aydoğan İnal

Ortadoğu'da yaşanan son gelişmeler, İran rejiminin içeride ve dışarıda giderek daha büyük bir siyasi çıkmazın içine sürüklendiğini göstermektedir. Son dönemde rejim içerisinde yaşanan fikir ayrılıklarına ilişkin kamuoyuna yansıyan değerlendirmeler ve İran yönetiminin birbirinden farklı açıklamaları, devlet mekanizmasının eskisi kadar yekpare hareket edemediğini ortaya koymaktadır.

İran yönetimi, Amerika ile yaşanan süreçte kamuoyuna sürekli "zafer kazandık" mesajı vermeye çalışırken, Amerika da aynı süreci kendi başarısı olarak sunmaktadır. Eğer iki taraf da aynı anlaşmayı kendi zaferi olarak anlatma ihtiyacı hissediyorsa, ortada sorgulanması gereken ciddi bir tablo vardır. Çünkü gerçek zafer, propaganda ile değil, ortaya çıkan sonuçlarla ölçülür.

Ancak unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Savaşın kazananı olmaz. Savaş; yıkım ve ölüm demek… 

Kazandığını iddia eden devletler olabilir; fakat kaybeden her zaman insanlıktır.

Bugün İran rejiminin izlediği politika da tam olarak budur. İçeride ekonomik kriz, uluslararası yaptırımlar, halkın artan protestoları ve siyasi baskılar karşısında giderek zorlanan yönetim, kendi sorunlarının sorumluluğunu üstlenmek yerine yıllardır başvurduğu yönteme sarılmaktadır: Baskıyı artırmak ve yeni düşmanlar üretmek.

Bu nedenle İran Devrim Muhafızları'nın KDP-İ Peşmergelerine yönelik gerçekleştirdiği saldırı, sahada ve masada almış olduğu yenilginin öfkesini Kürtlerden çıkarma çabasındır. Bu saldırı, aynı zamanda rejimin içeride yaşadığı kırılganlığı örtme ve kamuoyunun dikkatini farklı bir yöne çekme çabasının yansımasıdır.

Bu saldırıda şehit düşen KDP-İ Peşmergeleri Abdullah Heci Abdullah, Ferdin Cengizi, Karo Hürmüzyari, Muhammed Xaki ve Tawana Osmani, Kürt siyasi hareketinin yani biz Kürtlerin onurudur…

İran yönetimi yıllardır güvenlik politikalarını, baskıyı ve silahlı gücü siyaset üretmenin yerine koymaktadır. Oysa tarih göstermektedir ki hiçbir devlet yalnızca korku üzerine sonsuza kadar ayakta kalamaz. Silahlar geçici sessizlik sağlayabilir; fakat adalet talebini susturamaz. Baskı, insanların sesini bir süre bastırabilir; ancak özgürlük arayışını ortadan kaldıramaz.

Bugün İran'ın en büyük sorunu dış güçler değil, kendi vatandaşlarının giderek büyüyen ekonomik sıkıntıları, özgürlük talepleri ve yönetime duyduğu öfkedir.

Bir devlet, eleştirilere kulak vermek yerine sürekli silaha başvuruyorsa, bu durum gücünün değil, siyasi çözüm üretme kapasitesinin zayıfladığını gösterir. Devletlerin gerçek gücü, vatandaşlarının desteğini alabilmelerinden gelir; korku üzerinden kurulan düzenler ise tarih boyunca kalıcı olamamıştır.

İran’ın ihtiyacı yeni çatışmalar değil; hukukun üstünlüğü, diyalog ve halkların eşit haklar temelinde bir arada yaşayabileceği demokratik bir düzendir. Bunun yolu da baskıyı artırmaktan değil, farklı kimliklerin taleplerini meşru siyaset zemini içerisinde değerlendirmekten geçmektedir.

İran rejimi bugün belki askeri operasyonlarla gündemi değiştirebildiğini düşünebilir. Ancak hiçbir baskı politikası, özgürlük taleplerini sonsuza kadar perdeleyemez. Tarih defalarca göstermiştir ki halkın iradesine rağmen ayakta kalmaya çalışan her yönetim, eninde sonunda kendi ürettiği krizlerin ağırlığı altında hesap vermek zorunda kalmıştır.

MAKALELER