

2026-06-16
Ekonomimizin Görünmez Temeli
Bu hafta sonu, 13 ve 14 Haziran’da, İsviçre’nin dört bir
yanında feminist grev kolektifleri meydanlara çıktı. Yürüyüşler, etkinlikler ve
buluşmalarla şekillenen bu hareketin merkezinde bu yıl tek bir kelime var: CARE
– yani bakım emeği, görünmez olan, karşılıksız bırakılan, sistematik olarak
değersizleştirilen emek.
Dünya ekonomisi, bugüne kadar hiçbir resmi istatistikte yer
almayan bu temele dayanmaktadır. Ekonomist Mascha Madörin bu temeli görünür
kıldı: Klasik üç sektör modelini – tarım, sanayi, hizmetler – dördüncü bir
sektörle genişletmeyi önerdi: Bakım emeği, yani özen ve destek işleri.
Diğer sektörlerden temel farkı parasal değerde değil,
harcanan çalışma saatlerinde yatmaktadır. İsviçre için verilen rakamlar çarpıcı
biçimde açık: Federal İstatistik Ofisi’ne göre İsviçre’de harcanan tüm çalışma
saatlerinin yüzde 76’sı bu dördüncü sektöre aittir. Bunun yüzde 60’ı ise
ücretsizdir – ev işleri, çocuk bakımı, yakınların bakımı, gönüllü faaliyetler.
Federal İstatistik Ofisi bu görünmez emeğin parasal değerini
hesapladı: Yılda 248 milyar İsviçre frangı. Bu, federal hükümetin, kantоnların
ve belediyelerin toplam harcamalarından fazladır.
Peki bu 248 milyar frank nereye gidiyor? Yanıt açık: Bu
değer, görünmez bir sübvansiyon olarak diğer üç sektöre – tarıma, sanayiye ve
hizmet sektörüne – akmaktadır. Bakım emeği, karşılıksız bir katkı olarak
piyasanın kârına dönüşmektedir: Şirketler, sağlıklı ve eğitimli bir iş gücüne
kavuşmak için bu maliyeti ödemez; devlet, bu hizmetleri finanse etmek zorunda
kalmaz; piyasa ise bu görünmez emeğin üzerinde serbestçe büyür. Başka bir
deyişle: Kadınların karşılıksız emeği, kapitalist ekonominin en büyük ve en
sessiz sübvansiyonudur.
Fakat bu karşılıksız emek, ne özel bir mesele ne de yalnızca
aile içine ait bir alan değil; işleyen her toplumun gerçek temelidir. Bakım
emeği olmadan ekonomi değil, yalnızca bir çöküş olur.
Feminist Grev ve Tanınma Talebi
Bu gerçeklik, 2026 yılında İsviçre’deki feminist grev
hareketinin odak noktasını oluşturmaktadır. «CARE» sloganıyla büyüyen hareket,
2027 grevine kadar somut siyasi talepler ortaya koymayı hedefliyor.
Bu talepler henüz bir vizyon olarak önümüzde durmaktadır.
Hareket, ücretsiz bakım emeği sunan herkes için, medeni durumdan, cinsiyetten
veya yaşam biçiminden bağımsız olarak, mali güvence talep etmektedir. Bunun
anlamı şudur: Bakım emeği, ücretli çalışmayla eşdeğer bir toplumsal katkı
olarak tanınmalıdır. Bakım emekçileri, bireysel ve yaşamı güvence altına alan
bir sosyal korumaya kavuşmalıdır; örneğin bir bakım primi ya da ücretsiz
çalışma yılları için bireysel AHV kredileri aracılığıyla. Ve en önemlisi: Sosyal
güvenlik, ücretli istihdama olan bağımlılıktan koparılmalıdır. Çocuk
yetiştiren, yakınlarına bakan veya ev yöneten kişi, ulusal ekonomi açısından
vazgeçilmez bir iş yapmaktadır; ve bunun karşılığında bir eşe ya da sosyal
yardıma muhtaç olmak zorunda kalmamalıdır.
Çifte Yük: Köken ve Cinsiyet Bir Arada
Bu yapısal adaletsizlik içinde, durumu çok daha ağır olan ve
feminist söylemde çok sık göz ardı edilen bir grup vardır: Göçmen kadınlar – ve
özellikle Kürt kadınlar.
Genel bakım tartışmasında eşitsizlik olarak tanımladığımız
şey, göçmen kadınlarda en uç biçimiyle kendini göstermektedir. Mülteci olarak
İsviçre’ye gelen kadınlar, nitelikleri ne olursa olsun, sistematik biçimde
ücretli bakım işlerine yönlendirilmektedir: çocuk bakımı, yaşlı bakımı,
temizlik. Eğitimleri buna uygun olduğu için değil; kadın oldukları ve göç
ettikleri için.
Spor bilimleri okumuş bir kadını düşünelim. Yetkin,
motivasyonlu, yüksek eğitimli. İsviçre iş piyasasının ona sunduğu tek seçenek
çocuk bakımı. Bu adil mi? Hayır. Bu yapısal ayrımcılıktır.
Kürdistan’dan ve diğer ülkelerden gelen kadın doktorlar,
mühendisler, gazeteciler bu gerçekliği her gün yaşamaktadır. AB/EFTA dışı
ülkelerden gelen göçmen kadınlarla birlikte İsviçre’nin ekonomik refah
piramidinin en alt basamağında yer almaktadırlar: düşük ücretli, zaman zaman
birden fazla işe rağmen yetersiz emeklilik haklarıyla, gerçek yetkinlikleri
tanınmadan.
Bu noktada, feminist hareketin genel taleplerinin ötesine
geçen ve benim şahsen Aargau feminist grev kolektifine öne sürdüğüm bir öneriyi
paylaşmak istiyorum. Göçmen kadınlar, özellikle de Kürt kadınlar, bakım
sektöründe yalnızca yapısal bir eşitsizlikle değil, aynı zamanda derin bir
yetkinlik görmezliğiyle karşı karşıya. Bu nedenle göçmen kadınların tek taraflı
biçimde bakım işlerine yönlendirilmesi son bulmalıdır. Yetkinlik tanınması
cinsiyetten ve kökenden bağımsız olmalı; her kadın, gerçek niteliklerine uygun
mesleki seçeneklere erişebilmelidir – teknik, zanaatkâr ve bilimsel alanlarda
da. Bu, harekete eklemek istediğim somut bir adımdır: görünmezliğin içindeki
görünmezliği gün yüzüne çıkarmak.
Yapılacaklar Ne Kaldı?
Bir sonraki
greve bir yılımız var. Göçmen kadınların bakım sektöründeki durumunu
somut rakamlarla belgelemek ve bir manifestoya dökmek için bir yıl. Zira henüz
elimizde kesin veriler yok: İsviçre’deki kaç Kürt kadın, mevcut işi için aşırı
nitelikli? Ücretsiz bakım emeği köken ve ikamet statüsüne göre nasıl
dağılmakta?
Madörin’in buzdağı modelini sürdürdüğümüzde: Feminist
söylemde şimdiye kadar tarif ettiğimiz problem görünen tepedir. Kürt kadınların
ve diğer göçmen kadınların durumu çok daha derinde – zaten görünmez olanın su
yüzeyinin altında.
Bu buzdağının bu parçasını da gün yüzüne çıkarma zamanı
geldi. Feminist hareketin bir yan meselesi olarak değil, onun özü olarak. Kürt
kadınlar olarak imtiyazlı bir konumda olmadığımızın farkındayız. Fakat tam da
bu nedenle, ataerkillikle kapitalizmin kesiştiği o noktada duran bizler,
toplumun belki de en derinden ezilen kesimini temsil ediyoruz. Ve bu
farkındalık, bizim için bir kısıtlılık değil – aksine bir güç kaynağı olabilir.
Feminist harekete katılmak, Kürt kadın olarak kendi bilincimizi beslemek, sesimizi
daha geniş bir dayanışma ağına taşımak ve aktivizmimizi yeni bir zemine
oturtmak için eşsiz bir fırsat…
Yazar, feminist grev kolektifinde aktif olarak yer almakta
ve bu vizyonu Aarau’da organize edilen Bakım Çarşısı’nda sunmuştur.
2026-06-12Kürtler Sadece Oy Deposu Değildir
2026-06-07Kürt Kadınına Dil Uzatmak, Bir Halkın Onuruna Saldırmaktır
2026-06-06Entegrasyonun Radikal Sosu: Bir "Demokratik Ulus" Masalı
2026-06-04PEŞMERGE'NİN RUHU VE MESUD BARZANİ'NİN TARİHE DÜŞTÜĞÜ NOT
2026-06-04Sürdürülebilirlik Girişimi Yerine Sürdürülebilir Dayanışma
2026-05-23Kürt Siyasetinin En Büyük Sorunu, Eleştiriyi Düşmanlık Sanan Zihniyet
2026-05-18Tarafsızlık mı, Bağımsızlık mı? Kürt Aydınının Tarihi Sınavı
52026-04-15MKE’nin Enfal-17’si ve Düşündürdükleri
2026-05-14Murray Bookchin Tesislerinde Verilen Zorunlu Mola
2026-05-10Nur topu gibi bir “Apocu Hareket!!!”imiz oldu
2026-05-05Söylemde Çöküş, Siyasette Savrulma: PKK’nin Açmazı
2026-05-01Bağımsızlık Treninden "Demokratik Ulus" Metrobüsüne
2026-04-26Donald Trump ve korku ile yüzleşmek
2026-04-17Kerkük; Bir Şehrin Ötesinde, Bir Hafızanın Adı
2026-04-13Trump Kürtler İçin Mi Sorun, Yoksa Kürtler Trump İçin Mi Bir Yük?
2026-04-12Tek Sandalyeli Müzakere
2026-04-08Ateşkesin Gölgesinde Kazanan Kim, Kaybeden Kim?
2026-04-01Mesud Barzani, Fırtınalı Ortadoğu’da Diplomasi ve Direnişin Sembolü
2026-03-24Newroz 2026: Birlik Ruhunun Yeniden Yeşerdiği Gün
2026-03-18İhanete geçit yok