

2026-07-26
Ali Polat
Tuğçe Tatari, mevcut sürece yönelik eleştirilerden hareketle oldukça ağır bir hüküm kuruyor: Eğer “Bu barış böyle olacaksa neden savaşıldı?” diyenlerin başka bir alternatifi yoksa, bunun anlamı “kazanana kadar savaşa devam”dır.
Tam da burada çok basit bir soru sormak gerekiyor:
Kim savaşa devam etmek istiyor?
PKK’nin kendi örgütsel yapısı ve doğrudan etki alanındaki çevreleri bir kenara bırakalım. Mevcut sürece Kürtler içerisinden itiraz eden, PKK’ye muhalif veya ondan bağımsız hangi gazeteci, akademisyen, siyasetçi ya da yazar “PKK silah bırakmamalıydı”, “daha fazla savaşmalıydı” veya “yeterince savaşmadı” diyor?
Tatari biliyorsa göstersin.
Bir isim, bir yazı, bir röportaj, bir konuşma, bir sosyal medya paylaşımı…
Bir tane somut örnek yeter.
Göstersin, o kişinin söylediğini ve temsil ettiği olguyu tartışalım.
Çünkü bizim gördüğümüz bunun tam tersidir.
Sözünü ettiğimiz çevrelerin önemli bir bölümünün PKK’nin yürüttüğü silahlı mücadeleye zaten yıllardır ciddi eleştirileri var. Bu savaşın Kürt meselesinin çözümüne hizmet etmekten çok, giderek kendi kendisini üreten ve hem devlete hem de PKK’ye kendi siyasal alanlarını tahkim etme imkânı veren bir çatışmaya dönüştüğünü savunanlar az değil. Üstelik bu insanlar savaşın en şiddetli dönemlerinde de çatışmaların bir an önce sona ermesini savundular.
Dolayısıyla bugün bu insanları “savaşın devamını istemekle” itham etmek, onların yıllardır söylediklerinin tam tersini onlara mal etmektir.
Silahlı mücadelenin yarattığı başka bir sonuç daha var.
İçeride PKK’nin silahlı varlığı, devletin Kürt meselesini sürekli güvenlik ve terör ekseninde ele almasının en kullanışlı gerekçelerinden birine dönüştü. Sivil siyasetin alanı daraldı, Kürt toplumu militarize edildi ve siyasal talepler çoğu zaman silahlı çatışmanın gölgesinde kaldı.
Uluslararası alanda da benzer bir perdeleme yaşandı. Silahın sürekli devrede olması, Kürtlerin meşru hak taleplerinin, siyasal statü ve kendi siyasal-idari yapılanmalarına ilişkin taleplerinin kendi başına görünür olmasını zorlaştırdı. Kürt meselesi çoğu kez bir halkın hak ve statü meselesi olarak değil; PKK, silahlı çatışma ve terör başlıkları üzerinden dünyaya yansıdı.
Tam da bu nedenle bir Kürt, PKK’nin silah bırakmasını Kürtlerin siyasal taleplerinden vazgeçmek için değil, o taleplerin silahın gölgesinden kurtulması için savunabilir.
Dolayısıyla tartışmanın konusu PKK’nin silah bırakıp bırakmaması değildir.
Tartışmanın konusu, PKK’nin silahsızlanması ile Kürt meselesinin çözümünün aynı şeymiş gibi sunulmasıdır.
PKK silah bırakabilir, kendisini feshedebilir, hatta bütünüyle tarih sahnesinden çekilebilir. Bunların hiçbiri Kürtlerin dil, kimlik, siyasal statü, yerinden yönetim veya kendi kendilerini yönetme taleplerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Çünkü bu talepler meşruiyetlerini PKK’nin silahından almıyor.
Bir insan pekâlâ “PKK silahlarını bıraksın” deyip aynı cümlenin devamında “Ama Kürt meselesi çözülmedi” diyebilir.
Bunun alternatifi savaş değildir. Bunun alternatifi silahsız siyasettir.
“Peki siz ne istiyorsunuz?”
Tatari bununla yetinmiyor ve şu soruyu da soruyor: “Peki ama sizin öneriniz ne? Siz ne olsun istiyorsunuz tam olarak?”
İlk bakışta makul görünen bu sorunun, bu bağlamda masum bir soru olduğunu düşünmüyorum.
Çünkü Kürtlerin ne istediği bilinmeyen, ilk kez bugün ortaya çıkmış, cevabı keşfedilmeyi bekleyen bir soru değildir. Kürt meselesi üzerine bu kadar kesin hükümler kuran bir gazetecinin, Kürtlerin yaklaşık bir asırdır dile getirdikleri siyasal, kültürel ve idari taleplerden habersiz olduğunu varsayamayız.
Bu nedenle “Siz ne istiyorsunuz?” sorusu, hemen ardından gelen “Yoksa kazanana kadar savaşmak mı istiyorsunuz?” imasıyla birlikte okunduğunda manipülatif bir çerçeve kuruyor: Sanki mevcut sürece itiraz edenlerin önünde somut bir siyasal alternatif yokmuş ve geriye yalnızca savaş kalıyormuş gibi.
Oysa cevap ne gizlidir ne de karmaşıktır.
Türkler hangi kolektif haklara sahipse Kürtler de ne eksik ne fazla aynı haklara sahip olmak istiyor.
Bir Türk için kendi dilinde eğitim görmek olağan bir haktır. Çocuğunu kreşten üniversiteye kadar kendi dilinde okutabilir. Türkçe devlet kurumlarında, eğitimde ve kamusal hayatın tamamında kullanılabilir. Devlet, topladığı vergilerle Türk dilini, kültürünü ve bunların kurumlarını finanse eder.
Kürt yurttaş da aynı devlete vergi veriyor, askerlik yapıyor ve bütün yurttaşlık yükümlülüklerini yerine getiriyor.
Öyleyse neden kendi vergisiyle kendi dilinin, kültürünün ve eğitim kurumlarının da geliştirilmesini istemesin?
Kürtlerin kendi anadillerinde kreşten üniversiteye kadar eğitim görebilmeleri; Kürtçenin yaşadıkları coğrafyada kamusal hayatın, eğitimin ve idarenin etkin bir dili olması; kendi siyasal ve idari kurumları aracılığıyla kendi kendilerini yönetebilmeleri meşru siyasal taleplerdir.
Bizim savunduğumuz çözümün özü de açıktır: Kürtlerin kendi coğrafyalarında kendi siyasal ve idari yapılarını oluşturarak kendi kendilerini yönetebildikleri bir düzen.
Bunun hukuki biçiminin nasıl kurulacağı, yetkilerin nasıl paylaşılacağı ve merkezi devletle ilişkinin nasıl düzenleneceği elbette siyasetin ve müzakerenin konusudur. Ama talebin ne olduğu bilinmez değildir.
Ortadoğu’da Arapların kendi devletlerinde, Türklerin Türkiye’de veya Farsların İran’ın egemen siyasal yapısı içerisinde doğal kabul ettikleri kolektif siyasal ve kültürel hakların benzerini Kürtlerin kendi coğrafyalarında istemesinde anlaşılmaz olan nedir?
Üstelik bu talepler PKK ile başlamadı. PKK’den önce vardılar; PKK ortadan kalktıktan sonra da var olacaklar.
PKK gibi silahlı hareketlerin ortaya çıkmasını mümkün kılan tarihsel zemini gerçekten tartışmak istiyorsak yalnızca örgütün silahına değil, Kürtlerin siyasal taleplerinin neden yıllarca demokratik ve siyasal kanallardan karşılanamadığına da bakmak gerekir.
Silahlı örgütü ortadan kaldırmak başka şeydir; yeniden silahlı örgütler üretebilecek siyasal zemini ortadan kaldırmak başka şey.
Dolayısıyla Tatari’nin “Peki siz ne istiyorsunuz?” sorusunun cevabı son derece açık:
Savaş istemiyoruz. PKK’nin silahlarını bırakmasını istiyoruz. Ama bunun karşılığında Kürtlerin siyasal taleplerinden vazgeçmesini istemiyoruz. Kürtlerin, Türklerin sahip olduğu haklardan ne eksik ne fazla, kendi dilleri, kurumları ve kendi kendilerini yönetme imkânlarıyla eşit bir halk olarak yaşamalarını istiyoruz.
Bundan sonra soru artık “Siz ne istiyorsunuz?” değildir. Bu taleplere katılıyor musunuz, karşı mı çıkıyorsunuz?
Peki “iliştirilmiş gazetecilik” eleştirisi?
Tatari kendisine yöneltilen bu nitelemeden rahatsız olabilir. Fakat önce kendi kurduğu çerçeveyi açıklaması gerekir.
Savaşı isteyen kim?
Kim PKK’ye “Silah bırakma” diyor? Kim “Daha fazla savaş” diyor? Kim “Yeterince savaşmadınız” diye hesap soruyor?
Varsa gösterilsin.
Yoksa ortada olmayan bir “savaş yanlısı Kürt muhalefeti” yaratıp mevcut sürece itiraz edenleri onun içine yerleştirmek, kendisine yöneltilen “iliştirilmiş gazetecilik” eleştirisini bertaraf etmek bir yana, tam tersine bu eleştiriyi tartışmaya değer hale getirir.
Çünkü gazetecilik açısından asıl soru şudur:
Gerçek insanların gerçek itirazlarını tartışmak yerine “ya bu süreç ya savaş” ikiliğini yeniden üretmek gazetecilik midir; yoksa süreci yönetenlerin ihtiyaç duyduğu siyasal çerçeveyi gazetecilik diliyle tahkim etmek midir?
Tuğçe Tatari’den beklenen çok basit:
PKK çevresi dışında, mevcut sürece karşı çıktığı için savaşı savunan bir kişi göstersin.
Gösterirse o kişiyi, söylediklerini ve olguyu tartışırız.
Gösteremezse, bu kez “iliştirilmiş gazetecilik” eleştirisini tartışırız.
MAKALELER
2026-07-26Ziya Gökalp'in Yeni Şubesi ve Tarihin En Kapkara Şakası
2026-07-24Eleştirilere ve Trol Saldırılarına Dair
2026-07-23Lozan'ın Gölgesinde Bir Asır, Kan ve Gözyaşı
2026-07-23İran’la Neden Barış Olmaz
2026-07-23Kürdün Evi Yanıyor, Öcalan Yumurtasını Pişirmenin Derdinde
2026-07-23İmralı'dan Geriye Kalan İki Mesaj
2026-06-20Kuzey Kürdistan'da Tek Seçenek:Ulusal Cephedir.
2026-07-19İran Rejiminin Kürt Politikası: Baskı, İdam ve Korku Siyaseti
2026-07-16Terörsüz Türkiye mi ya da sorunları yok sayan bir inkâr politikası mı?
2026-07-17İsviçre'de Kapalı Kapılar Ardındaki Bekleyiş
2026-07-07Bir Fotoğraf Karesine Sığmayan Acı…
2026-07-07Diasporada Kürt Toplumu ve Örgütlenmesine Dair... (4)
2026-07-07Demokratik Cumhuriyet mi, o da ne?
2026-07-06Baskı ile kurulan YNK-Yeni Nesil Hareketi İttifakı
2026-07-05Devletin Tabutuna Çivi Çakıp, Meclis Tutanaklarında Kaybolmak: Otonomi Yanılsaması
2026-07-05Türk’ün Hassasiyeti, Kürt’ün Haysiyeti
2026-07-03İran Rejiminin Kürtlere Saldırısı Çaresizliğin Göstergesidir
2026-07-01Kürt Diasporasının Geçmişi ve Geleceğine Dair-3
2026-06-29Gücün Ağırlığı mı, Gösterinin Gürültüsü mü?
2026-06-29Özgür basın KDP ve YNK’yi zayıflatmaz!