Türkçe | Kurdî    yazarlar
Enfal Politikasının İlk Kurbanları: Feyli Kürtler Ve Parçalanmış Aileler (*)

2025-04-05

Casım Rênas

Irak’ta, ırkçı-şoven ve Arap milliyetçisi tüm iktidarların başta gelen özlemi, Kürt kimliğini tahrip etmekti. Tüm Irak hükümetleri, sözkonusu kirli emellerini gerçekleştirmek amacıyla şu veya bu oranda çaba göstermişlerdir.

Hakkını teslim etmek gerekir. Irkçı-şoven ve militarist BAAS diktatörlüğü bu konuda, daha önceki hükümetlerden daha başarılıydı.

Daha öncede belirttiğimiz gibi, Enfal operasyonlarının amaçlarından birisi de Kürt kimliğini tahrip etmekti.

Enfal denilince akla hemen toplu mezarlar gelir.

Ama Enfal aynı zamanda ailelerin parçalanmasıdır da.

Güney Kürdistan’da, Başta Bağdat olmak üzere Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı öteki yerleşim birimlerinde onbinlerce Kürt, eşinin, kardeşinin, kızının ve oğlunun bir gün geri döneceği umuduyla yaşıyorlar.

Nişanlıların gözleri yollarda...

Eşlerinin Enfallar sırasında öldüğünü ispat edemeyen kadınlar, dini inançları nedeniyle, isteseler de yeniden yuva kuramıyorlar...

Ve herşeyden önemlisi de Enfal operasyonlarından sağ kurtulanların, eş, çocuk ve yakınlarını kurban verenlerin, çözümü uzun yılları alacak olan ve sabır gerektiren psikolojik ve sosyal sorunları…

Enfal Operasyonlarının neden olduğu toplumsal, psikolojik ve ekolojik sorunlar, Kürdistan Hükümeti’ni en fazla uğraştıran sorunlar arasında bulunuyor.

Güney Kürdistan’da, sözkonusu sorunlara ilişkin makaleler yayınlanıyor, araştırmalar yapılıyor, seminer ve konferanslar düzenleniyor.

Bu alanlarda aktif olanlardan birisi Dr. Şükriye Resul.

Dr. Şükriye Resul, “Hawari Enfal” adlı mevsimlik derginin 2002 sonbaharında çıkan 1. sayısında ailelerin parçalanması konusunu işliyor.

“BAAS Diktatörlüğü ve İnsan Hakları Arasında Kürt Ailesinin Dağılması” adı altında yayınlanan makalede, ailelerin nasıl parçalandıklarına dair tespitlerin yanı sıra Feyli Kürtlerin Enfalıyla ilgili bilgilerde yer alıyor. Söz konusu makalenin önemi, Özellikle Feyli Kürtlerin Enfali konusunda çok az bilgilere sahip olan biz Kuzeyli Kürtler için daha fazladır.

Bu nedenle Dr. Şükriye Resul’un söz konusu makalesinin geniş bir özetini 2-3 bölüm halinde yayınlamanın bilgi eksikliğini az da olsa gidereceği inancındayız.

Lafı uzatmadan Dr. Şükriye Resul’e bırakalım...

***

Şükriye Resul, makalesinin giriş bölümünde BAAS rejiminin, Kürt halkına öncellerinden daha fazla zülüm ettiğini, BAAS partisinin ideolojisine yön veren “Irak Arap aleminin bir parçasıdır” söylemini Kürtlere dayattığını; Kürtleri Araplar arasında eritmeyi amaçladığını belirtiyor.

Ailenin Kürtler nezdinde kutsal olduğunu belirten Şükriye Resul, bu gerçeği gören BAAS’ın Kürtlere ilişkin kirli ve insanlık düşmanı emellerini gerçekleştirmek amacıyla, aileyi hedef aldığını belirtiyor.

Yakın dönem Kürt tarihinin, kadın ve erkeklerin ortaklaşa yürüttükleri özgürlük mücadelesinden ibaret olduğunu dile getiren Resul, kadınların şehirlerde yürütülen illegal mücadeledeki rollerine ve bu mücadele esnasında yüz yüze kaldıkları tehlikelere değiniyor.

Şükriye Resul, tutuklanma, işkence ve ölüm tehlikelerine rağmen şehirlerdeki gizli örgütlenme çalışmalarına katılan kadınların, aynı zamanda Peşmergelerin yiyecek, ilaç ve benzeri temel ihtiyaçlarının karşılanmasında aktif görev aldıklarını yazıyor, BAAS rejiminin imha planını hayata geçirirken kadın erkek ayrımı yapmadığına vurgu yapıyor.

“Rejimin insanlık dışı, vahşi uygulamalarına baktığımızda, kadınlara düşen payın daha fazla olduğunu görürüz. Rejim, işkence, baskı ve zulmün yanı sıra, kadınların namusuna ey uzatarak onlara psikolojik işkence yapmış, onlarda ruhsal yıkıntılara yol açmış, eşlerini ve oğullarını ellerinden alıp yok etmiş ve böylece aileleri parçalayıp dağıtmıştır” diyen Şükriye Resul şöyle devam ediyor: “Kadın ailenin temel taşıdır. İnsan ilk adımlarını orada atar. Aile insanın ilk okuludur, ilk şeyleri orada öğrenir. Bu gerçeğin bilincinde olan rejim, Kürt toplumunun çözülüp dağılması, ulusal kimliğinin bozulması için, ailenin temel direğini kırmayı amaçlamıştır.”

Resul, BAAS rejiminin yaşlısı ve genciyle Kürt erkeklerini yok ederek geride yıkılmış, ruhsal sorunlarla boğuşan bir toplum bıraktığını ve bu toplumu da Araplar arasında daha kolay asimile ettiğini dile getiriyor.

Konunun daha iyi anlaşılması için belirtmekte fayda var. Irak-İran sınırının her iki kesiminde yaşayan Feyli Kürtler Şii mezhebine bağlılar.

Feyli Kürtlerin önemli bir bölümü de Bağdat’ta yaşıyor.

Ticaretle uğraşan Bağdatlı Feyli Kürtlerin, Irak’ta yaşayan Musevilerin en güvenilir iş ortakları oldukları, Musevilerin İsrail’e göçtüklerinde, işyerlerini Feylilere devrettikleri dile getiriliyor.

Makalesinde, Feyli Kürtlerin yakın tarihte iki kez sürgün ve etnik tasfiye hareketine maruz kaldığını belirten Şükriye Resul, bunlardan ilkinin 1940’lı yılların başında, Taha Elhaşim Hükümeti döneminde gerçekleştirildiğini yazıyor. “İranlı kalıntı” oldukları bahanesiyle binlerce Feyli Kürdün yerlerinden yurtlarından sürüldüklerini anlatan Dr. Resul, Feyli Kürtlerin sürgününü, çoğunluğu oluşturdukları Xaneqîn ve Mendelî’deki petrol yataklarıyla, Feylilerin önemli bir bölümünün, Kürt ulusal devriminden yana olmalarına bağlıyor.

Irak’taki Feyli Kürtlerin sorununda iki faktörün önemli rol oynadığını belirten Dr. Şükriye, bunların her zaman gergin olan Irak-İran ilişkileriyle Kürdistan ulusal devrimi olduğunu belirtiyor. Görüşlerini BAAS Partisi kongrelerine sunulan raporlardan yaptığı alıntılarla zenginleştiren Dr. Resul, “Irak hükümetlerinin, Kürt sorunu nedeniyle komşu ülkelerle (İran ile D.N) ilişkileri bozulduğunda, yaptıkları ilk işlerden birisi Feyli Kürtlere saldırmak ve onları zorla İran’a sürmek olmuştur” diyor.

Makalesinde, 1961 Eylül Devriminden, Feylilerin Eylül devrimine olan bağlılıklarından bahseden Dr. Şükriye Resul, rejimin Feyli Kürtleri cezalandırmak amacıyla yaşadıkları yerlerden kopartıp, toplu sürgüne göndermenin planlarını yaptığını ve hayata geçirdiğini anlatıyor.

1971 yılında, Kürdistan Devrimi ile Irak Hükümeti arasında imzalanan 11 Mart Anlaşması’na rağmen, sayılarını azaltmak amacıyla, BAAS rejiminin 70 bin Feyli Kürdü toplu sürgüne tabii tuttuğunu anlatan Şükriye Resul, BAAS’ın 6 Nisan 1980 tarihinde Feyli Kürtlere karşı büyük bir saldırıya geçtiğini yazıyor. Toplu sürgüne maruz kalan Feyli Kürtlerin anlatımların dayanarak, BAAS diktatörlüğünün sürgün esnasında başvurduğu uygulamaları şöyle sıralıyor;

- Tutuklayıp hapse atmak.

Dr. Resul, Feyli ailelerin hiçbir gerekçe gösterilmeden topluca tutuklanıp hapse atıldıklarını, günlerce, bazen de haftalarca gözaltında tutulduktan sonra topluca İran sınırına götürüldüklerini ve sınırı geçmeye zorlandıklarını dile getiriyor.

- Kimliklerine el koymak ve zorla sınıra götürmek.

Irak vatandaşı olduklarını gösteren resmî belgelerine el konulan on binlerce Feyli Kürdün, zorla İran sınırına götürüldüklerini belirten Şükriye Resul, olayı yaşayanların ağzından, “geri dönmeleri halinde kurşun yağmuruna tutulacakları”na dair tehdit edildiklerini anlatıyor. Sınıra doğru aç ve susuz biçimde, yaya olarak yola çıkan Feyli kafilelerinin karşılaştıkları zorlukları, olayı yaşayanların ağzından anlatan Şükriye Resul, bu süreçte onlarca yaşlı, hasta ve çocuğun yaşamlarını yitirdiklerini yazıyor.

Makalesinde Feyli Kürtlerin sürgününe şahit olan Casim Xaneqîni’nin anlattıklarına yer veren Dr. Resul, Casim Xaneqîni’nin ağzından şunları yazıyor;

“1982 yılında Feyli Kürtler Xaneqîn üzerinden İran’a sürgün ediliyorlardı. Yüzlerce askeri kamyonlar Xaneqîn’de hazır bekletiliyordu. Hiç unutmam, bir kadın, kucağındaki çocuğunun susadığını söyleyerek askerden biraz su vermesini istedi. Asker su vermediği gibi, çevredeki halkın su vermesini de engelledi. Bunun üzerine kadın çocuğunu askeri kamyondan attı ve çocuk orada can verdi.”

- Feyli gençlerin gözaltına alınması, tutuklanması.

Feyli aileleri “Iraklı olmadıkları” gerekçesiyle zorla sürgüne tabi tutan BAAS rejiminin, onların 18-20 yaş arası evlatlarını ayırıp tutukladığını belirten Dr. Resul, bunun parçalanmış aileler üzerinde psikolojik sorunlara neden olduğunu anlatıyor. Ailelerinden kopartılan gençlerin kaybolduklarını, kendilerinden herhangi bir haber alınmadığını dile getiren Şükriye Resul, bunun da bir çeşit Enfal olduğunu yazıyor.

BAAS rejiminin Feyli gençleri gözaltında tutmakla, İran’a sürgün edilen ailelerinin sürekli bir korku ve endişe içinde olmalarını, uluslararası kuruluşlara şikâyette bulunmamaları için gençleri birer rehine olarak kullanmayı amaçladığına vurgu yapan Dr. Resul, İran’a sürgün edilen ailelerin haber alamadıkları evlatları için sürekli endişe duyduklarını belirtiyor.

Dr. Şükriye Resul’ün İran’a sürgün edilen bir Feyli Kürdün ağzından anlattıkları, ABD askerlerinin yaptıkları işkenceler sonucu meşhur olan Ebu Gureyb hapishanesinin, Kürtlere, özellikle de Feyli Kürt gençlerine nasıl mezar olduğunu gösteriyor. Aileleri zorla İran’a sürülen bin Feyli gencin, kapatıldıkları Ebu Gureyb’de kaldıkları 1 yıl boyunca sık sık isyan ettiklerini, bir yıl sonra, sınırına götürülüp zorla İran’a sürgün edildiklerini anlatan kişi, “söz konusu bin genç şanslıydı. Daha sonra Ebu Gureyb’e getirilen gençlerden şimdiye kadar hiçbir haber alınamadı, Enfale tabi tutuldular” diyor. Bir başkası ise, dayısı ve abisinin kapatıldığı Ebu Gureyb’de 7 bin Feyli gencin olduğunu, bir yıl sonra Ebu Gureyb’deki tüm Feylilerin başka hapishanelere nakledildiklerini (!) söylüyor.”

Servet ve zenginliklerine el koyma.

İran’a sürülen Feylilerin ev, arsa, tarla ve banka hesaplarına BAAS rejimince el konulduğunu belirten Dr. Şükriye Resul, rejimin bununla yetinmediğini, Feyli kadınlarla evli erkeklerin boşanması halinde ödüllendirileceğine dair bir karar aldığını söylüyor.

Makalesinde, BAAS rejiminin belgelerine yer veren Dr. Resul, “Devrim Komuta Meclisi”nin, “İranlı” eşini boşayan her Iraklı erkeğe 4 bin 500 Dinar verilmesini karar altına aldığını belirtiyor. Dr. Resul, “Devrim Komuta Konseyi’nin 22.4.1981 tarihli ve 21-12-2469 sayılı gizli genelgesiyle, bu paranın eşini boşadığı ve İran’a gönderildiği, Adalet ve İçişleri bakanlıkları tarafından tasdik edilmesinden sonra ödenmesini emrediyor” diyor ve Iraklı erkekten İranlı kadınla evlenmeyeceğine dair güvence alındığını; evlenmesi halinde kendisine ödenen paranın geri alınacağını belirtiyor.

Feyli Kürtlerin Enfal edilmesinden sonra, sıra Osmanlı ve Irak iktidarlarına boyun eğmeyen ve sürekli direniş halinde olan Barzan bölgesi ve Barzanilere gelmişti.

(*) Feyli Kürdlerin Enfalı'nın 44. yıldönümü nedeniyle, yıllar önce Dengê Azad sitesinde yayınlanan derleme-araştırma.

Irak Başbakanı’nın 2 Nisan gününü Feyli Şehidleri Günü olarak ilan etmesinin ardından gündeme gelen Feyli Kürdleri Soykırımına dair bilgileri yenilemek için tekrar yayınlıyorum.

MAKALELER