2025-02-25
Mesut Tek: Unutmayalım ki Türkiye’de bir kesim PKK’nin silah bırakmasını istemiyor, “eğer silah bırakırsa biz Güney kürdistan’a hangi bahanelerle saldırırız” diye soruyorlar…
Çözüm süreci, Türkiye’de 2013-2015 yılları arasında PKK ile Türk devleti arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı.
Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim’de PKK lideri Abdullah Öcalan’a, örgütü lağvetmesi koşuluyla, “Umut hakkı için başvurması ve TBMM’de DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşması” için çağrı yapması, Türkiye’de büyük yankı uyandırdı. Bu çağrıyı kimi siyasetçiler bu çağrının değerli olduğunu bu fırsatın değerlendirilmesi yönündeyken kimi siyasetçiler de bu çağrıya temkinli yaklaşmakta.
Bu arada Suriye de beklenmedik bir şekilde çok kısa bir sürede Beşer Esad rejimi çöktü ve ülkeyi terk etti. Suriye ve bölgede dengeler değişti. Batı Kürdistan’ın da Kürtlerin konumu ye ve Kürtler arası birlik sorunu tekrar gündemin başına oturdu.
Bu konuları Kürt siyasetçilerden Mesut Tek’e sorduk
1-Bahçeli’nin Abdullah Öcalan ile ilgili mecliste açıklamalarından sonra yeni bir ‘çözüm süreci’nden bahsedilmektedir. Sizce bu nasıl bir süreç olur? yine bir çözüm süreci mi yoksa PKK’nin tavsiye süreci midir? Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?
MHP Genel Başkanı ve devletin Türkçü ayağının sözcüsü Devlet Behçeli’nin, partisinin gurubunda yaptığı konuşmada dile getirdikleri ve talepleriyle başlayan süreci„adı konulmamış, ya da konulmak istenmeyen bir süreç” olarak anlandırmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bu süreçten beklentiler de farklı.
Süreci devlet adına başlatan Bahçeli, beklentilerini yaptığı konuşmasında dile getirdi: Öcalan’ın savaşı sonlandırdığını ve PKK’yi lağvettiğini açıklaması. Bunun karşılığında da Öcalan’ın umut hakkından yararlanması.
Erdoğan da beklentisini değişik vesilerel dile getirdi. “Türkiye Yüzyılında terörsüz veya terörden arındırılmış Türkiye.”
Elbette Kürdlerin de beklentileri var. Sorun bilinçli olarak “İmralı-Kandil, Öcalan’ın çağrısı” parantezine sıkıştırıldığı için yeterince bahsedilmeyen, kulak arkası edilen beklentiler… Kürdler uzun vadede ulusal demokratik haklarını elde etmeyi bekliyorlar. Benim gibi sürece ihtiyatlı bir iyimserlikle yaklaşanların beklentileri ise bugüne kadar, Kuzey Kürdistan’da Kürd davasına zarardan başka bir şey vermeyen ve legal, demokratik siyasi mücadeleye ayak bağı olan silahlı mücadelenin sona ermesi.
2-Abdullah Öcalan Bahçeli’nin dediği gibi PKK ve türevi olan parti ve kurumlarını nasıl etkiler?
Bu konuda kesin bir şey söylemek mümkün olmamakla birlikte Öcalan’ın PKK ve periferisindeki örgütler üzerindeki etkisi sürüyor. DEM Parti’nin İmralı heyeti oluşturduğu biliniyor. Avrupa’daki PKK yapısı da yaptığı açıklamalarla Öcalan’a bağlılığını yineledi.
PKK ve özellikle Kandil henüz tek ses değil. Sürecin başında itibaren bu cenahtan farklı sesler geliyor. Öcalana’ yüzde yüz biatı içeren açıklamaların yanısıra, “silah bırakmak nasıl olacak”, “silah bırakmak öyle kolay değil, yıllarca dağlarda kalanları ikna etmek kolay olmasa gerek” vb. açıklamalar da yapılıyor. Yapılan son açıklamalar, PKK ve Kandil’in de ikna olduğuna dair ipuçları veriyor.
Yeri gelmişken belirtmeliyim ki bu, biraz da Öcalan’ın yapacağı çağrının içeriğine bağlı. Öcalan silahların bırakılmasını Kuzey Kürdistan’a yönelik mi olarak yapacak, yoksa bu çağrı Güneybatı Kürdistanı’nı da kapsayacak mı?
Devletin beklentisi silahların bırakılması çağrısının özellikle Güneybatı Kürdistan’a yönelik olması. Çünkü devletin “adı konulmamış, ya da konulmak istenmeyen sürec”i başlatmanın temel nedenlerinden birisi, İsrail’in HAMAS, Hizbullah ve Lübnana yönelik saldırıları, Suriye’de BAAS rejiminin yıkılmasından sonra bölgede ortaya çıkan durumdan yararlanmak. Bir başka ifade ile Ortadoğu’nun yeniden dızayn edilmesi sürecinde konumunu güçlendirmek, Kürdlerin bu süreçten yararlanmalarının önünü almak. Bunun için “iç cephe”nin güçlendirilmesi gerekiyor. Ama bu yetmez. Ayrıca, bu amaca giden yolda en büyük engel olan Güneybatı Kürdistan’daki özerk yapının ve silahlı güçlerinin tasfiye edilmeleri gerekiyor.
Unutmayalım ki Türkiye’de bir kesim PKK’nin silah bırakmasını istemiyor, “eğer silah bırakırsa biz Güney kürdistan’a hangi bahanelerle saldırırız” diye soruyorlar…
Öcalan’ın silahları gömme çağrısı Güneybatı Kürdistan’ı da kapsar mı, kapsarsa oradaki yapı buna ne cevap verir sorusu önemli bir soru. Alanda varlığını güçlendiren ABD ve ve Kürdlerin ortak tavır almaları için çaba sarfeden başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri na yaparlar, sorusu da ayrıca önemli.
Kanımca bu soruların cevaplarını almak için biraz daha beklememiz gerekiyor.
3-Esad’ın gidişinden sonra biliyorsunuz cihatçı gruplar ve değişik muhalefet gurupları bir arada yönetime geldiler. Bu konuda Suriye deki Kürtlerin kendi haklarını elde etmesi konusunda sizce ne yapmaları gerekir?
BAAS rejiminin yıkılması Kürdlerin tarihi amaçlarına ulaşmalarının yolunu açtı. Bunun için yapılması gerekenlerin başında, Suriye’nin yeniden inşası sürecine Güneybatı Kürdistan’daki siyasi yapıların ortak bir program temelinde sürece birlikte katılmaları geliyor.
Basına da yansıdı. Bu gerçeğin bilincinde olan Partim (PSK) harekete geçti. Hem yurt içinde hem de yurtdışında Güneybatı Kürdistanlı siyası yapılarla biraraya gelerek bu talebini kendilerine iletti. Elbette sadece biz değil, tüm duyarlı ve sorumluluk duyan yurtsever kesimler de aynı şeyi talep ettiler. Bugün sevinerek görüyoruz ki bu talebin karşılığı olarak önemli adımlar atılıyor.
4-Sizce PYD ve SDG PKK ile ilişkilerini hangi düzeyde değerlendiriyorlar?
PYD, SDG’nin önemli ve belirleyici güçü olmasına karşın, her iki yapı da aynı değil. Bu nedenle PYD ile SDG’nin PKK ile ilişkilerini birlikte değerlendirmeyi ve bu konuda görüş belirtmeyi doğru bulmuyorum.
5-Bilindiği gibi Amerika ve Fransa Suriye deki Kürtlerin birliğini sağlamak için Erbil’e gelip oradan Batı Kürdistan’a geçtiler. Sizce Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Kürtler arasındaki birliğin oluşumunda ve bunların Şam ile ilişkilerindeki rolü nedir?
ABD ve Fransa’nın Güneybatı Kürdistan’da birliği sağlamak için attıkları adımlar, yaptıkları biliniyor, kamuoyu haberdar. Bence bu noktada sonucu belirleyen adımlar, ABD, Fransa ve öteki Avrupalı ülkelerle diyaloğ halinde olan Kürdistan Bölgesi, özellikle Mesud Barzani’den geldi. Ve bir kez daha açığa çıktı ki Hewlêr tüm Kürdistan için diplomatik merkez görevini görüyor.
6-Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Suriye ile ilgili diplomasi yoğunluğundan çıkardığınız sonuç nedir?
Hakan Fidan’ın devleti için çaba göstermesi doğal ve O’nun hakkı. Ama bilelim ki devletin amaçlarından birisi de Kürdlerin bölgenin yeniden yapılandırılması sürecinden yararlanarak ulusal haklarına kavuşmaların engellemek. Bir başka ifade ile Kürd Hakan Fidan da devletin “Kürd anasını görmesin” arzusunun gerçekleşmesi için çaba sarfediyor.
17 Şubat 2025
Kuzey24.com
MAKALELER