

29.02.2024 02:40:55
Silahların gürültüsü, tozu dumanı son bulmalıdır. Birbirimizle konuşmamız, birbirimizi duymamız için asgari düzeyde bir sükûnete ihtiyaç var. Diyarbakır’da yükselen sivil toplumun sesine kulak verin.
Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu 24 Şubat 2024 tarihinde Diyarbakır’da “Kürt Meselesinde Çözüm İçin Sivil Toplum Buluşması” adı altında bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıya bölgeden birçok sivil toplum, meslek ve iş örgütü temsilcisi katıldı.
Söz konusu toplantı/ buluşmada üzerinde uzlaşılan noktaların yer aldığı basına yapılan açıklamada çarpıcı değerlendirme ve öneriler yer alıyor.
Basına verilen açıklama metninde, Türkiye’de yaşanan sorunların temelinde Kürt meselesinin çözümsüzlüğünün yattığının, güvenlikçi anlayışın bu meselenin çözümünü zorlaştırdığının, Kürt meselesinin bütün yakıcılığıyla varlığını sürdürdüğünün altı çiziliyor.
Ortak açıklamada altı çizilen en önemli konu, devletin Kürt dili konusunda izlediği inkârcı ve asimilasyoncu anlayış. Kürtçe anadilinde eğitim ve öğretim hakkının ve Kürtçenin kamusal alanda kullanımının önündeki yasal engellerin hala devam ettiği çok açık ve net bir biçimde dile getiriliyor.
Siyasi partilere yönelik kapatma davalarının ve kayyum uygulamalarının Kürtler bakımından siyasi faaliyet alanını daralttığı ve halkın iradesinin hiçe sayıldığının belirtildiği açıklamada çözüm için iki başlı öneriler yer alıyor.
İçe/Kürtlere dönük yapılan öneride; Kürt toplumunun iç birliğini sağlaması ve ortak bir dil oluşturmasının gereğine dikkat çekilerek sivil toplumun olası bir çözüm sürecinde oynayacağı rolün önemine vurgu yapılıyor.
Devlete yönelik öneride ise sivil ve demokratik bir anayasanın gereğinden söz ediliyor. Toplumun bütün kesimlerinin katılacağı yeni ve demokratik bir toplumsal sözleşme…
Bütün bu adımların atılması ve çözüm için uygun bir zeminin oluşması için ise silahların susması çağrısında bulunuluyor.
Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu öncülüğünde gerçekleşen “Kürt Meselesinde Çözüm için Sivil Toplum Buluşması”nda ortaya çıkan tespit ve öneriler birkaç açıdan değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.
Birincisi; Kürt meselesinde izlenen, son 7-8 yılda iyice çığırından çıkan inkar ve çatışma politikasının yol açtığı sorunlar yumağı toplumunun bütün kesimlerinin, en başta da Kürtlerin canını hiç olmadığı kadar yakar hale gelmiş ve sürdürülemez bir boyuta ulaşmıştır.
Bu gün Türkiye’nin yaşadığı ekonomik, siyasi ve ahlaki çöküntü her türlü limitin ötesinde bir seviyeye ulaşmıştır. Türkiye, tarihinin en karanlık ve derin ekonomik krizlerinden birisini yaşamaktadır ve bunun tek nedeni Kürt meselesinde izlenen çatışma politikasından kaynaklı dev ölçekli maliyettir.
Toplumun belini büken tek başına yokluk ve pahalılık değildir. Türkiye aynı zamanda ve eş zamanlı olarak yapısal bir siyasi kriz içinde debelenmektedir. Türkiye’yi yönetilemez hale getiren ve belirsizlikle karşıya taşıyan krizin Kürt meselesinden kaynaklandığını artık sağır sultan biliyor.
Türkiye bir çöküş ve çözülme içindedir ve bu gözü kara gidişin sonu herkes için kocaman bir felakettir. Esas olarak mevcut otoriter, ırkçı ve Kürt karşıtı politikanın Türkiye’yi bir beka sarmalına soktuğu apaçıktır.
Ekonomi çökmektedir, siyasal ve hukuksal sistem keyfi bir yönetimle yer değiştirmiştir, toplumu ayakta tutan bütün değerlerde korkunç bir çözülme yaşanmaktadır.
Türkiye geçen dönemde Kürt meselesinde inkâr ve çatışma politikalarından dolayı hiçbir şey kazanmamış, tersine her alanda kaybetmiştir. Bu kayıp topyekûndur, çağdışı politikanın faturasından sadece Kürtler değil, Türk toplumu da payına düşeni almıştır. Hiçbir siyasi dava, hiçbir iktidar ve zafer beklentisi Kürtlerin ve Türklerin geçen dönemde yitirdiklerini telafi etmeye ve yaşanan acıları iyileştirmeye yetmez.
Bu gidişe artık dur denilmelidir.
Bu kötü gidişe karşı durma görevi sadece Kürt siyasi partilerinin işi değildir.
Bu yıkıcı gidişe karşı Kürtler bir bütün olarak sesini yükseltmelidir. Diyarbakır’da gerçekleşen sivil toplum buluşması ve yayınlanan açıklama bu açıdan önemlidir.
Diyarbakır’da sivil toplumun yaptığı bu son çıkış, mevcut gidişin artık geniş kesimlerin canına tak ettiğinin göstergesidir. Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu bileşenleri özelde Diyarbakır, genelde Kürt halkının ortak duygu ve düşüncelerini dile getirmektedir. Mevcut siyasi ve ekonomik gidişin sonuçları en başta ve doğrudan onların hayatlarını etkilemektedir. Bu bile tek başına yapılan açıklama ve dile getirilen taleplere ayrı bir önem kazandırmaktadır.
Altı çizilmesi gereken bir nokta da şudur. Devletin son yıllarda izlediği hoyratça anlayışın kendisi, Kürt meselesinin daha çok toplumsallaşma yönünde evirilmesine yol açmıştır. Ortak açıklamada da görüldüğü üzere, düne kadar sadece politik çevrelerce dile getirilen Kürt halkının temel taleplerinden biri olan Kürtçe dil konusu gelinen aşamada toplumu oluşturan bütün kesimlerin ortak talebi haline gelmiştir. Kürt meselesinde yaşanan dönüşüm sivil toplumun rolünü ve önemini doğal olarak artırmaktadır. Sivil toplumun sesini yükselterek devreye girmesi hayırlı bir gelişmedir ve bu durumun Kürt meselesinin çözüm çabalarına olumlu yansıyacağına şüphe yok.
Bugün acil görev, çatışmalı ortamın son bulmasıdır. Mevcut siyasi gerilimin düşmesi, aşırı derecede kutuplaşmış siyasi iklimin yumuşaması ve ortamın normalleşmesi için silahların susmasına ihtiyaç var. Silahları susturmak en başta gerilim ve çatışmadan medet bekleyen odakları boşa çıkartacaktır. Siyasi aktörlerin mesajlarını muhataplarına ulaştırmalarını kolaylaştıracaktır. Çatışmasızlık ortamında gerçek ve yakıcı sorunların üzerindeki sis perdesi kalkacak ve onları olduğu gibi konuşma imkânı ortaya çıkacaktır.
Bir yerde konuşma olacaksa, silahların gürültüsü, tozu dumanı son bulmalıdır. Birbirimizle konuşmamız, birbirimizi duymamız için asgari düzeyde bir sükûnete ihtiyacımız var.
Sonuç olarak Diyarbakır’da yükselen sivil toplumun sesine ilgili bütün aktörler kulak vermelidir.
Çözüm umudunu gerçeğe dönüştürmek için hep birlikte bu sese destek vermeli ve çoğaltmalıyız.
*PSK Genel Başkanı
Duvar
MAKALELER
2026-06-07Kürt Kadınına Dil Uzatmak, Bir Halkın Onuruna Saldırmaktır
2026-06-06Entegrasyonun Radikal Sosu: Bir "Demokratik Ulus" Masalı
2026-06-04PEŞMERGE'NİN RUHU VE MESUD BARZANİ'NİN TARİHE DÜŞTÜĞÜ NOT
2026-06-04Sürdürülebilirlik Girişimi Yerine Sürdürülebilir Dayanışma
2026-05-23Kürt Siyasetinin En Büyük Sorunu, Eleştiriyi Düşmanlık Sanan Zihniyet
2026-05-18Tarafsızlık mı, Bağımsızlık mı? Kürt Aydınının Tarihi Sınavı
52026-04-15MKE’nin Enfal-17’si ve Düşündürdükleri
2026-05-14Murray Bookchin Tesislerinde Verilen Zorunlu Mola
2026-05-10Nur topu gibi bir “Apocu Hareket!!!”imiz oldu
2026-05-05Söylemde Çöküş, Siyasette Savrulma: PKK’nin Açmazı
2026-05-01Bağımsızlık Treninden "Demokratik Ulus" Metrobüsüne
2026-04-26Donald Trump ve korku ile yüzleşmek
2026-04-17Kerkük; Bir Şehrin Ötesinde, Bir Hafızanın Adı
2026-04-13Trump Kürtler İçin Mi Sorun, Yoksa Kürtler Trump İçin Mi Bir Yük?
2026-04-12Tek Sandalyeli Müzakere
2026-04-08Ateşkesin Gölgesinde Kazanan Kim, Kaybeden Kim?
2026-04-01Mesud Barzani, Fırtınalı Ortadoğu’da Diplomasi ve Direnişin Sembolü
2026-03-24Newroz 2026: Birlik Ruhunun Yeniden Yeşerdiği Gün
2026-03-18İhanete geçit yok
2026-03-16İran denkleminde Kürt aktörler ve rejim değişikliği tartışmaları