Türkçe | Kurdî    yazarlar
Edirne 1931, Alevifobi tarihinden kesit -1

2026-07-01

“İçki, kadın, mumsöndü!”

Yine 2 Temmuz ateşi hafızada tutuştu, boğucu dumanıyla beraber. Yine “gerici karanlık güçlerin ilerici aydınlık cumhuriyet karşıtı” fiillerinin en zalimlerinden biri olduğu nutukları attıkça atılacak. Yine Alevilerin sıkıştırıldığı eşitsiz toplumsal ve siyasal konumun bir an önce düzeltilmesi gerektiği ezberleri, üzüntü ve anma beyanlarıyla beraber tekrarlanacak. Yine Alevilerin sürüklendiği eşitsiz konumun asıl faillerinin bir kümesinin Alevi sevgilerini türlü çeşit dillerle ortalığa döktüğü laflar duyacağız.

Ali Duran Topuz

Giriş

Madımak’ta katledilenlerin aziz hatırası için bu sene o ateşin tarihiyle bağlantılı, unutulmuş daha doğrusu hiç önemsenmemiş vakalardan birini ele alacağım. Yıl 1931, günlerden 4 Şubat, yer Edirne merkeze bağlı Hızırağa köyü. İşin içinde Cem ayini var, kuşatma var, ölüm var, kadın var, çıplaklık var, (olağan ve olağanüstü) mahkeme var…

Yazının çerçevesini ve sınırlarını belirteyim: Esasen tek bir vakanın dönem gazetelerinde nasıl ele alındığını inceliyorum. Vaka (medyaya göre) kabaca şöyle: Bir köyde Aleviler cem ayini kurar ya da kurdukları düşünülür. “Köylü”ler Alevileri kuşatır. Alevilerden biri ateş eder; bir kişi ölür, iki kişi yaralanır. Gazetelere bakarak ne olduğunu tam olarak öğrenemeyiz, zaten göreceğiz ki gazeteler “haber verme”yi aşan amaçlar peşindedir.

Bir ön not da dönemin atmosferi için: Menemen’de asteğmen Kubilay’ın öldürülmesinin ardından (general Mustafa Muğlalı başkanlığında) kurulan Divanı Harp kararları uyarınca 28 kişi idama mahkum edilmiştir. Gazeteler “irtica” ve “laiklik” temalı haber, yazı ve yorumlarla dolar taşar, bir “karşıdevrimle savaş” atmosferi oluşmuştur. Bir yandan kapatılan Serbest Cumhuriyet Fırkası üyelerinin ve sair muhaliflerin tasfiyesi devam eder ki Menemen yargılamalarının bir amacı da bu gibi görünür.

Divanı Harp sona ermemiş, bir aylık bir sürede tamamlanacağı duyurulan ikinci etap seri yargılamalarla meşguldür. Bu vakadan bağımsız olarak öncesinde ve sonrasında Alevi, Bektaşi ve Kızılbaş toplulukların “ayinlerine” yönelik bol bol polisiye baskın ve yargı haberleri yer alır. Musahipzade Celal’in “Mum Söndü” isimli bir piyes yazmaya başladığı bilgisi önceki yıl gazetelerde müjde kabilinden yer bulmuş, sıra piyesin ne zaman oynanacağına dair haberlere gelmiştir ki 1931-32 sezonunda temsil başlar. Hükümetin basını sıkı denetim altına alacak yasa hazırlığında olduğu kesindir, nitekim iktidara sormadan kimsenin kendi ismini bile yazmaktan korkacağı kadar ağır bir kanun aynı yıl parlamentodan geçer.

Haber ilk olarak Yarın 6 Şubat 1931’de Yarın Gazetesi’nde çıkar; üç gün sonra Vakit, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde aynı vakayla ilgili haberler verir. Sırayla hepsini ele alacağım.

ARİF ORUÇ’UN MUHALİF GAZETESİ

Yarın gazetesi, hem vakayı birinci sayfadan haberleştiren tek gazete hem de en ayrıntılı ve geniş yer ayıran mecra. Fakat üstünlük zamansal ve şekli yönle sınırlı, içeriğin mesleki niteliksizliği ve etik sorunlar açısından diğerleriyle yarışta hiç geri kalmaz.

Gazetenin birinci sayfasında, manşetin altında iki sütuna yayılmış biçimde bir üst başlık: “İçki, kadın, mumsöndü!”

Altından iki satırlık “Adana’da bu yüzden bir cinayet oldu!” başlığı geliyor. Sonra altbaşlık: “Bir kızılbaş çifteyi çekince üstüste boyuna atmış!”

Peş peşe ünlemler editörün heyecanını yansıtıyor mu kesin olamasa bile okurun heyecanını yükseltme amacı açık. Bu bağıra bağıra nefret yayan başlık setini bugün mahkûm edecek olan mesleki kurallar ve etik kodlar gerçekte o gün de geçerliydi, nasıl ki bugün tamamen heyecanlara, duygulara hitap eden ya da onları coşturmaya yönelen ifadelendirmeler öncelikle mecranın nitelik hiyerarşisindeki yerini küçültür, o zaman da öyleydi. Bugün ciddi ya da saygın diyebileceğimiz hiçbir gazete, dergi ya da internet portalında bir yoğunlaştırılmış nefret söyleminin icrası olarak coşkusal bombardıman makbul sayılmıyorsa, gerçekte o zaman da makbul değildi.

Oysa Yarın’ın sahibi ve baş editörü o dönem “sosyalist” yönleriyle bilinen, mevcut tek parti iktidarına cesaretle muhalefet eden, hükümet üyeleri ve dönemin diğer gazetelerinin anlı şanlı sahipleriyle sert kavgalara girişen bir kişiydi. Yani tüm meslek kurallarının kolayca çiğnenmesine yol açan, iddia edilen niteliklerin tam aksini kanıtlayan bu editoryal faaliyetin başka anlamları olmalı, bu yazının peşine düştüğü anlamlar.

BEN DERİM ADANA SEN ANLA EDİRNE

Başlık “Adana’da…” diyordu ama ilk cümleyi okuyunca “Edirne”ye gidiyoruz. Başlıktaki fahiş hatayı editörün sadece heyecan uyandırma peşinde olmadığının, gayet heyecanlandığının delili sayabiliriz, köyün adı da yanlış.

Üstbaşlık, başlık ve altbaşlık grubu ile ilk cümle yakın ilgiyi hak ediyor: Fiilsiz üstbaşlık hem “abra kadabra” türü büyü taklidi sözlere benziyor hem “at, avrat, silah” gibi deyimleri andırıyor, hem “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” formundaki siyasal sloganları akla getiriyor. Editör aydın ve sosyalist, boru değil, elbette insanları etkileyecek sözler oluşturmada becerikli olacak.

Cinayet haberi okuyacağız besbelli ama fazla soru sorararsak işin tadı kaçar; üç kelimenin üçü yüzünden mi cinayet işlenmiş, birinden biri yüzünden mi henüz bilmiyoruz, ama ipucunu aldık: Katil, Kızılbaş.

“İçki ve kadın” hem tek başlarına hem birlikte zaten cinayet sebebi olabilir gibi duruyor; tabii mesele içki içmeye oturmuş kadınlar değil, “mumsöndü” ile ifade edilen “toplu seks”in faili bir erkeğin isimsizce de olsa belirmesiyle açıklaşıyor: “Bir kızılbaş çifteyi çekince üstüste boyuna atmış!” Patriyarkal hükümran erkek gözüyle yazılan haber konusunu/nesnesini de aynı düzleme yerleştiriyor, sonuçta şahane bir ahlaki panik formülü çıkıyor: “Kızılbaş (farklı inanç) gizli ritüel cinsel sapkınlık alkol şiddet cinayet!

SAPKINLIĞIN SEMBOLİK TASVİRİ

Yoğun sembolik anlamlar ve altanlamlarla yüklü başlık seti, işaret edilen ama söylenmeyen cinayetin failini “üstüste, boyuna…” kelimeleri yardımıyla manik bir atak halinde tasvir ederek okuru iyice coşturuyor: Sanki bir sinir nöbetine tutulmuş gibi durmadan ateş eden bir Kızılbaş! Gerçekte hiçbir enformatik içerik yok, olimpiyat halkaları gibi iç içe geçmiş her biri ayrı ahlaki değere sahip kelimeler bütünü birlikte “Kızılbaş”ı kriminal bir varlık olarak nesneleştiriyor: Cinsiyetçi hiyerarşiye tabi, gayri ahlaki ve gayri insani cinsel eylemlilik içinde, madde kullanarak cinayet işlemeye yönelen sapkın ve mücrim bir şey.

Bu daha başlangıç, nefret söylemimiz devam edecek, ilk cümle, “… mum söndülü, içkili, kadınlı bir ayin nihayet bir faciayla bitmiştir” diye bitiyor.

Heyecan satın alındığına göre sakinleşebiliriz, haber hikaye anlatır gibi devam ediyor, bu arada kendini garantiye almayı ihmal etmiyor: Önce kendilerinin sadece “nakil”ci olduğu, haberin kaynağının tam da olayın olduğu yerden (“refikimiz Edirne Postası” isimli) bir gazete olduğu vurgulanıyor. Bu hem inandırıcılığı artıran güçlü referans işlevi görüyor hem ola ki tekzip, yalanlama filan gelirse suçlanmaktan kurtulmaya yarayacak bir imkan işlevi görüyor, biz filancanın yalancısıyız erenler…

“KADIN KÖYÜ” OLMADAN OLMAZ!

Hikaye kısmından öğrendiğimize göre ortada iki köy var, biri Kızılbaşların mukim olduğu “Caferağa” diğeri “Kadın Köyü”, bunlar birbirine gelip gidiyormuş, misafir kalıyormuş filan. Genel ansiklopedik, etnografik bilgi verir edasından sonra “somut olaya” yaklaşıyor, bazı erkek isimleri söylüyor, bunlar Caferağa’dan “Hasan oğlu Mus-” deyip birinci sayfadaki anlatım bitiyor.

Kadın köyü? Gerçekten de Edirne’de “Eskikadın” ve “Yenikadın” isimli iki köy bugün de var. Alevi olduğuna dair kayıtlar bulunan Eskikadın’ın “Eskikadim” ismiyle anıldığı zamanlar da olmuş. Yenikadın köyü içinse Aleviliğe ilişkin bir kayıt yok. “Edirne Postası” gazetesine ulaşamadığım için orada ne yazıldığını bilmiyorum, ancak vakanın bu iki köyle ilgisi olma ihtimalinden çok “kadın köy” adının başlık blokundaki heyecana katkı sunma potansiyeli nedeniyle seçilmiş olması ihtimali daha akla yatkın. Editörün niyeti başkaysa bile hikayeden Alevilerin birbiriyle ilişkisinin yoğun, Alevi olmayanlarla ilişkisinin az ya da hiç olduğunu çıkarabiliyoruz.

İç sayfaya geçince son “misafirlikte” ayin tertip edildiğini öğreniyoruz, ne ayini söylenmiyor ama bu kadar imadan sonra bir şey söylemek gerekmediği, okurun zihin dünyasıyla editörün zihin dünyası arasındaki uzlaşmadan emin olunduğunu anlıyoruz. Aynı nedenle “mumsöndü”nün ne demek olduğu da söylenmiyor, biz hepimiz iyi biliriz Kızılbaşları!

Ayin tertip edilince “diğer bazı köylüler”in nazarı dikkati” celbedilmiş ve “Geceleyin Hasan oğlu Mustafa’nın evi bazı köylüler tarafından kuşatılmış.”

“Diğer bazı köylüler” kim, aynı köyün ima edildiğini anlıyoruz ama emin olamıyoruz. Edirne’de “Caferağa” diye bir köy yok; diğer gazetelere geçince göreceğiz ki isim “Hızırağa” ve kuvvetle muhtemel ki bugünkü Hıdırağa.

BİLGİ DEĞİL DUYGU EKONOMİSİ

Devam cümlesi “misafir”lerin “kuşatma”yı “anladığı” ve bunun üzerine kendilerini topladığını anlatıyor; hayli sinsi bir ifade “kendini toplamak”, ahlaken ya da toplumsal olarak “uygunsuz” halde olduklarını (bir daha) söylüyor. Ancak bu pasif ve boyun eğmiş bir hal tasvirinden sonra beklenmedik bir şey oluyor, “Bunlardan Murtaza” çiftesini kapıp kuşatmacılara ateş ediyor. Öyle bir iki korkutma ateşi de değil, “Beş on kere” çifte doldurup boşaltmış, neredeyse makineli tüfek diyecek! Bir kişi ölüyor, iki kişi yaralanıyor. İlk ateşten sonra kuşatmacılar niye kaçmadı bilmiyoruz. Beş on kere (beş mi on mu, iki kat fark var çünkü) ateş edildiğini kim söyledi bilmiyoruz.

Son olarak savcının tahkikat başlattığını öğreniyoruz, evdekiler ayin yapmadık demiş ama editör yemez, çünkü “kuşatanlar evde çıplak kadınlar gördüklerini” söylemişler.

Bu kadar çok, iddialı ve karmaşık lafın yer aldığı haberde vakanın hangi gün olduğu bile belirsiz; gazeteciliğin “5N1K” formülüne yaslanan bir haber değil, ideolojik-popülist bir metin söz konusu, o yüzden belirli bir zamanı söylemek değil anlatısal bir zaman kipini kullanmak daha önemli: Geçenlerde…

Vakit gazetesindeki haber üç gün sonra, çok da kısa bir haber, sonraki yazıda onu ele alacağım.

NOT

Yarın’daki haberin tam metni:

Üstbaşlık:

“İçki, kadın, mumsöndü!”

Başlık:

“Adana’da bu yüzden bir cinayet oldu!”

Altbaşlık: “Bir kızılbaş çifteyi çekince üstüste boyuna atmış!”

Birinci sayfa giriş cümlesi: Edirne’nin Caferağa köyünde mum söndülü, içkili, kadınlı bir ayin nihayet bir faciayla bitmiştir.”

“Edirne Postası” refikimizin verdiği bu haberi şayanı dikkat bulduğumuz için karilerimize nakl ediyoruz:

Edirneye yakın “Caferağa” namile bir köy vardır. Bundan başka bu civarda “Kadın köyü” diye bir köy daha bulunmaktadır. “Cafer köy”de bulunan bazı Kızılbaşlar “Kadın köy”deki Kızılbaşlara ara sıra misafirliğe gittikleri gibi, “Kadın köy”deki Kızılbaşlar da “Cafer köy”deki Kızılbaşlara misafir gelir giderler.

Geçenlerde gene böyle olmuş, Kadın köyden Cafer köyüne misafir gelen Cafer dede, Mustafa Murtaza Ali ve Kadir dedelerin teşebbüsile Cafer köylü Hasan oğlu Mustafa’nın evinde bir ayin tertip edilmiştir.

Bu geceki faaliyet diğer bazı küylülerin nazarı dikkatini celbetmekten geri kalmamış. Geceleyin Hasan oğlu Mus-

(birinci sayfa burada bitiyor)

Devam sayfası:

tafanın evi bazı köylüler tarafından kuşatılmıştır.

Bu kuşatılma hadisesini anlıyan Hasan oğlu Mustafanın evindeki misafirler kendilerini toplamışlardır.

Bunlardan Murtaza çiftesini kaparak dışarıda kendilerini kuşatanlara ateş etmeğe başlamıştır. Beş on kere böylelikle çifte dolmuş boşalmış, nihayet evi kuşatanlardan biri ölmüş iki kişi de yaralanmıştır.

Müddeiumumi tahkikata başlamıştır. Hasan oğlu Mustafanın evinde bulananlar ayin yapmadıklarını söylemişlerdir. Buna mukabilr evi kuşatanlar Hasan oğlu Mustafanın evinde çıplak kadınlar bulunduğunu gördüklerini iddia etmişlerdir. Müddeiumuminin tahkikatı ilerilemektedir.”

Numedya

YAŞAM