

2026-06-29
Ne tuhaf cümledir oysa. Aslan güçlüdür çünkü doğası öyledir. Ama “idarenin aslanı”, gücünü doğasından almaz. Devletin, patronun, ağanın, müdürün, amirin sırtını sıvazladığı o kibirli güç… Çocukluğundan beri haksızlığa uğramış insanların zihninde o aslan hep aynı hayvandı. Değişen yalnızca adıydı. Kadir İnanır da o aslanı vurabilen adamdı.
CİHAT ARPACIK
Önceki gün Kadir İnanır’ın öldüğü haberi düştü ekranlara. Yetmiş yedi yaşında, uzun süren bir hastalığın ardından aramızdan ayrıldı. Aynı anda Türkiye’nin herhangi bir şehrinde, bir berber dükkânında, bir çay ocağında, bir minibüs durağında, emekli bir adamın aklına aynı görüntüler düştü…Tozlu bir yaz öğleden sonrası, televizyonda Kadir İnanır. yüzünde öfke, yüzünde hüzün, yüzünde kimsenin söyleyemediğini söylemenin verdiği o cesaret.
Televizyonlar biyografisini anlattı, hangi yıl doğduğunu, kaç filmde oynadığını, hangi ödülleri aldığını söylediler. Birkaç siyah beyaz fotoğraf, birkaç Yeşilçam afişi, birkaç tanıdık sahne… Ama sanırım Kadir İnanır sadece filmlerde rol oynamıyordu. O, bu ülkenin sıradan insanlarının görmek istediği (hatta olmak istediği) adamı oynuyordu. Mahallede herkes susarken konuşan adamı, karakolun önünde eğilmeyen adamı, zenginin karşısında şapkasını çıkarmayan adamı, güçlünün yüzüne bakıp “hayır” diyebilen adamı. Yani, gerçek hayatta pek de rastlanmayan o insanı. O filmlerdeki dünya, kasabalar, mahalle araları, akşam ezanından sonra sokağa yayılan televizyon sesleri kaybolsa da Kadir İnanır kalmıştı.
Ölüm haberi duyulduğu anda insanların zihninde eski bir duygu belirdi. İsmini koyamadıkları eski bir duygu.Bu duygu yüzünden çayından ilk yudumu alan bir adam, bardağı masaya biraz yavaş bıraktı, bir minibüs şoförü, dikiz aynasına bakarken dalıp gitti, bir emekli televizyonun sesini biraz daha açtı, sonra yeniden kıstı, bir kadın mutfakta yıkadığı tabağı durularken duraksadı… Sonra hepsi, belki de hep bir ağızdan, sadece “vay be” diyebildi. İnsan yaş aldıkça, ölenlerin sayısını değil, kendinden götürdüklerini hesaplıyor galiba.
Ülke, Kahraman Değil Ünlü Üretiyor
Türkiye uzun zamandır kahraman üretmiyor. Ürettiği şeyler daha çok ünlüler. Ünlüler kendilerini anlatırlar, kahramanlar ise başkalarının eksik kalan hikâyesini tamamlar. Ölüm haberini ilk duyduğumda benim zihnime hızla Tatar Ramazan’daki o söz geldi: “İdarenin aslanını vurdum işte!”
Ne tuhaf cümledir oysa. Aslan güçlüdür çünkü doğası öyledir. Ama “idarenin aslanı”, gücünü doğasından değil başkasının makamından alır. Devletin, patronun, ağanın, müdürün, amirin sırtını sıvazladığı o kibirli güç… Çocukluğundan beri haksızlığa uğramış insanların zihninde o aslan hep aynı hayvandı. Değişen yalnızca adıydı. Kadir İnanır, o aslanı vurabilen adamdı. İnsanlar o sahneyi sevdikleri için değil, hayatlarında hiç vuramadıkları bütün aslanların yerine onu vurduğu için ezberlediler. Bu yüzden o replik yıllarca sinemada kalmadı. Fabrika yemekhanelerine girdi, berber dükkânlarına girdi, otobüs muavinlerinin diline yerleşti, inşaat iskelelerine çıktı, memur odalarında fısıltıyla tekrarlandı. Çünkü herkesin hayatında bir “idarenin aslanı” vardı ve herkes, hayatında bir kez olsun onu devirecek cesareti düşledi.
Bu yüzden Kadir İnanır, Türkiye’nin en uzun ihtimallerinden biriydi.
Bugün en çok orta yaşlı insanlar sessiz. Onlar bir “aktörü” uğurlamıyorlar. Kendi gençliklerinin kapısını son kez kapatıyorlar. Devletin resmi tarihine değil, halkın gayriresmî hafızasına kilitliyorlar.
Perspektif
YAŞAM
2026-06-26Barış: Silahların Susmasından Daha Fazlası
2026-06-24Amedspor’un Anlattığı
2026-06-18Sırma apoletli isyan: Hazar kıyısındaki Kürt sufiler
2026-06-18Şeqlawa’dan Siirt’e adı gibi bir Şêr: Adday
2026-06-15Bazı cümleler insanı uyutmamalı
2026-05-26Bahar Fahreddin'in hikayesini biliyor musunuz?
2026-05-23Kendi Trajedisine Sıra Gelmeyen Bir Mektup
2026-05-04Babamın mirası
2026-05-03Velev ki isyan
2026-04-26Kürtler, Ermeni Soykırımı ve tarihsel sorumluluğun dağıtımı
2026-04-26İhsan Nuri Paşa'dan Refik Hilmi'ye tarihi mektup
2026-04-2423,5’ta hafıza, yas ve umut üzerine bir buluşma
2026-04-24Ahırdaki piyano
2026-04-13Barış İçin yanan mumlar
2026-04-10“Koltuk altında saklı haç!”
2026-04-01Süryaniler Akitu Bayramı'nın 6776’ncısını kutluyor
2026-03-26Âlim Çoktu Bilim Neden Yoktu?
2026-03-16Elma kokusunun ölüme dönüştüğü gün
2026-03-11Yan yana ama yalnız: TOKİ’lerde çözülen komşuluk ve sosyal hayat
2026-02-25“Bir mahalleyi tek binaya sıkıştırdılar”