Türkçe | Kurdî    yazarlar
Umur Talu: Futbol bazen bir direniş ve umut sahnesi oluverir!

2026-06-20

Dünya kötü görünse de dünya iyi bir yer. İyi insanlar ortaya çıkıp görünür olunca, iyilikler buluşunca, bazen öfkeli bazen neşeli, bazen toplu bazen bireysel bir başkaldırı gözümüzün önüne gelince, iyi hissettiren de bir yer

Dünya Kupası’nın bu kasvetli dünyaya getirdiği iyi bir şey var: “Anti-kahramanlar”dan kahraman yaratmak gibi.

Ezilenlerin, hor görülenlerin, aşağılananların, küçük görülenlerin “kibir” karşısındaki çoğu zaman güler yüzlü, bazen gözyaşlarına boğulan isyanları… 7 gol yeseler de 7 gol kurtarsalar da.

Curaçao’nın maviliklerinden Yeşil Burun’un kalecisi Vozinha’ya… Dünya Kupası’nda görev verildiği halde Trump ABD’sinin kibirli, hatta ırkçı dünyasına sokulmayan Somalili hakeme… Filistin tezahüratlarıyla dolaşan Bosnalı ve Güney Koreli taraftarlara, Demokratik Kongo’nun çok şık kıyafetlerini çıkarıp sahada dik duruşuna, Fas’ın ilk yarıda Brezilya’dan daha Brezilya oluşuna, kötü sakatladığı Kanadalı oyuncunun ardından ağlamaklı olan Katarlıya, açılış törenindeki trampetçiler arasında sahaya kefiyeyle çıkan gence kadar.

Belki de dünyanın ihtiyacı olan böyle bir şey. Cesaret, tamam… Ama vicdan… İlle de insanlık… İyilik… Elbette mücadele, direniş… Yenilirken, futbol diliyle hezimete uğrarken bile yarattığın sempati, empati, artık hangi duygulara yol açılıyorsa.

Muhtemelen favorilerden biri kupayı kazanacak; “İsrail ve Trump kankası” Messi beki yine “hat-trick” yapacak, Trumpçı Ronaldo gol atsa da geçmişi aratacak… Irkçılık karşıtı tavrından dolayı Fransız faşistlerin hedefi olan MBappe belki yine beş kaçırıp iki atacak…

Yine de futbolda güçlünün borusu dışında da futbolun bile dünyaya verdiği bir umut da orada asılı kalacak. Nitekim 7 golün ardından Curaçaolular attıkları tek golle ve maçın bir süre 1-1 gitmesiyle bile o umudu dünyaya verebildi. Maçın sonunda Curaçaolu oyuncularla sarılarak halka yapan birkaç Alman oyuncu da.

Didik didik aranan Senegalliler, eziyete mahkum edilen İranlılar, vizesi olduğu halde Trump ABD’sine alınmayanlara rağmen, ABD’li kimi siyahi polisin “renkli halklar”la sokakta birlikte dans edişi de hatırlanacak.

Özbekistan yenilince elindeki çakma kupaya sarılıp ağlayan Özbek çocuğu teselli için “Özbekistan” tezahüratı yapan Kolombiyalı taraftarlar da. Hatta, milli takımının açılış maçına, “Bu pahalı biletlerle sıradan insanların maça gidebilmesi imkansız” deyip davetiyesini hiç maça gitmemiş bir genç kıza veren ve protokolde yer almayan Meksika’nın “kadın Cumhurbaşkanı” da.

Belki, bir acı ve ateş çemberinin ortasından çıkıp ayakta kalarak gol atan Kerküklü Aymen de. Homofobi ve ırkçılığa isyanıyla, Almanya’nın “sol kulübü” ST. Pauli’de kaptanlık yapan Avustralyalı oyuncu Irvine’in, sadece “biçim çocuklar” karşısında değil, “nefret şiddeti” karşısında dik duruşu da.

Çünkü dünya kötü görünse de dünya iyi bir yer. İyi insanlar ortaya çıkıp görünür olunca, iyilikler buluşunca, bazen öfkeli bazen neşeli, bazen toplu bazen bireysel bir başkaldırı gözümüzün önüne gelince, iyi hissettiren de bir yer.

Bakın, Arnavutlar ister inat diyelim ister damar, günlerdir geri adım atmadan direniyor ve hatta ilerliyor. Korumalı ve korunması gereken bir sahaya “Trump’ın damadı”nın da dahil olduğu bir tatil merkezi yapılmak istenince, önce üç beş kişi orada direniyordu… Şimdi “Flamingo Devrimi” adını alan dirençli, uzun bir yürüyüş çok daha fazla talep ve hedefle büyüdü.

Macaristan, Sırbistan, Bulgaristan… çeşitli ülkelerdeki direnişler, kazanımlar… birçoğu neredeyse sıfırdan ortaya çıktı. Bir ateşleyiciyle, bazen önce bir azınlıkla.

Misal, Soma’da bu ülkenin vicdanı “maden katliamı”nda ölenler için ayağa kalkmıştı. İktidarın tekme tokadı hem sonsuz kibrin, hem de bu vicdan ayaklanmasına öfkenin eseri ve simgesiydi. Ama şimdi “hayattaki madenciler”in direnişine, çalınmış haklarını isterken göze aldıklarına ve maruz kaldıklarına dikkat kesilen bir kamu vicdanı da var. Hayatın isyanı adeta.

Dünya, kupanın Vozinha’sını sadece 7 gol kurtardı diye sevmedi. Dünya ve Avrupa şampiyonu olmuş bir “favori” karşısındaki o “başarı” onun hüzünlü yüzüyle bütünleşti ve “hiç bilinmeyen” 40 yaşındaki futbolcu, bir anda 15 milyona yakın takipçiye ulaştı. Çünkü adı olan lakabı onu büyüten büyükannesine sevgisiydi; çünkü üzüntüsü annesinin vize ve para problemleri yüzünden maçına gelememiş olmasıydı. Zerre “kibir” yoktu; bir “anti-kahraman”ın sevinç ve hüznünün bütün dünyanın kalbine uzanışı vardı.

O yüzden, nihayet annesinin ABD’ye gidebilmesi ve sarıldıkları an da dünyanın kalbine öyle işledi.

Belki daha az “popüler” oldu ama Fildişi Sahili’nin genç oyuncusu Diomande’nin 15 yaşında “öldürülen” kız kardeşi Roxane’ın adı bilinsin diye ona yazdığı mektup da öyle: “Seninle konuşamıyorum ama sana yazabilirim. Drogba’nın oynadığı yerlerdeyim şimdi.”

Maçı, uzatmaları oynatıp futbolda dik duruşun sembollerinden Eric Cantona’nın Dünya Kupası vesilesiyle söyledikleriyle bitireyim: “Futbolun şahane yanı, tabii öncelikle Fransa Milli Takımı için konuşuyorum, bir zamanların Kopa’sı, Platini’si, Zidane’ı de dahil, oyuncuların çok farklı etnik kökenlerden, kültürlerden ve genellikle halkın alt tabakalarından gelip birlikte bir takım oluşturması. Bu bize birlikte yaşayabilmenin mümkün olduğunu da gösteriyor.”

T24

BASıNDAN