

2026-06-19
Daha önce yazdım ama tekrarın zararı yok!
Yıllar önce Radikal 2’deki bir yazıda, memleket ortalamasındaki ‘hukuk’ bilincinin annemin tavukları düzeyinde olduğunu iddia etmiştim. Kastım, hak duygusu-duyarlılığı noksanlığı ve en temel ilkelere ilişkin vurdumduymazlığı anlatabilmekti. Bir hafta sonra yazan -tanıdığım- bir ‘hâkim’, beni “Annesinin tavuklarına haksızlık ediyor” ifadesiyle eleştirmişti. Evet, bir ‘hâkim.’ O gün bugün köprünün altından çok su aktı ve bugün ben de rahmetli annemin tavuklarını örnek gösteremez haldeyim.
Türkiye’de hemen her gün anayasanın temel ilke ve hükümlerine aykırı bir şeyler oluyor. Askıya alındığı için artık doğrudan referans alınmasa da eninde sonunda bir anayasa var. Aykırılıkların en can sıkıcı, ya da ‘can yakıcı’sı, ‘yargılanan’ yurttaşa layık görülen muamele.
Malum, yargı süreci sonuçlanana dek herkes ‘masum’ kabul edilir. Bilmeyen olduğunu sanmıyorum. Ayrıca, hükmü veren yargıya yargı diyebilmek için, işini adil yargılama ilkelerine uygun yapması gerekir. Aksi halde nihai hüküm bağlayıcı olmasına bağlacıdır da meşru ve hukuki değildir. Şimdilerde çığırtkanlık yapanların zamanında aynı şehvetle desteklediği, örneğin ‘Balyoz davası’ da bir ‘hüküm’le sonuçlanmıştı, ancak o hüküm adil, hukuki, ikna edici değildi. Nitekim kısa sürede işler değişti. Değişmeyen, alkışçıların eşi benzeri bulunmaz yüzsüzlüğüydü.
Bir yılı aşkın süredir CHP’li belediyelerle ilgili gelişmeleri seyrediyor, tartışıyor, konuşuyoruz. Ekrem İmamoğlu ve ekibinin, Özgür Özel’in, seçim başarısının ardından yaşadıklarının nedenlerini bilmeyen, anlamayan biri olduğunu sanmıyorum. Bilmezden, anlamazdan gelenler var kuşkusuz, buna mukabil, herkesin gerçek gerekçeler hakkında bir kanısı var. Nitekim hemen tüm kamuoyu yoklamaları yurttaş çoğunluğunun son derece sağlıklı tespitler yaptığını gösteriyor.
Gerek Özgür Özel CHP’sinin gerekse Ekrem İmamoğlu’nun son iki yıllık performansı hem devleti hem ana muhalefeti yönetenleri rahatsız etti. CHP nicedir ilk kez iktidar umudu yarattı. Birkaç hafta önce CHP’nin başına oturtulan ve artık adını anmak istemediğim muhteris, bu umuda kibrit suyu dökmek için elinden geleni yapıyor ve geldiğince yapacak. O ve çevresindekilerin halleri aklı başında herkesin yüzünü kızartıyor, uzatmaya gerek yok.
Bu yazıda özellikle hatırlatmak istediğim rezalet, gerek butlancı ekibin gerekse saz arkadaşlarının yargılananlar hakkında söyledikleri ve mütemadiyen yolsuzluk vurgusu yapması. Bunu, asap bozucu bir ‘ahlak’ söylemiyle süslüyorlar. Onlar durumu fark etmişler, yolsuzluklardan eminler, son derece ahlaklı insanlar olduklarından (hâşâ, hiçbir siyasi emelleri yok!) CHP genel başkanlık koltuğuna oturtulanı destekliyorlar.
Peki, desteklemeyen ve olup biteni mide bulantısıyla seyreden öfkeli milyonlar? İşte o milyonlar pek akıllı ve ahlaklı değil ne yazık ki; kayyımın üstün ahlaki ilkeler gözettiği için o koltuğa oturduğunu anlayamıyorlar.
Hepimizden daha dürüst oldukları vehmiyle yaşayan bu muhteremler Allah’a olabildiğince yakın, benden fersah fersah uzak olsunlar. Ancak, ahlak ve dürüstlük gösterileri esnasında referans aldıkları iddialarının henüz yargı aşamasında olduğunu hatırlatmak gerekiyor.
Gerçi, cümlemize erdem öğretirken yolsuzlukları kimlerin yaptığını da açıkça söylemiyor ve hep ortaya konuşuyorlar. Bunu yaparken, aslında ne yaptıklarını fark etmeyecek kadar aptal değil hiçbiri. Masumiyet karinesi umurlarında değil. Silivri’deki yargılamada neler yaşandığı, iddianamenin nasıl tel tel döküldüğü umurlarında değil. CHP genel başkanlığına oturtulanın anayasaya aykırı bir yargı kararıyla oraya gelmiş olması umurlarında değil. Tutukluların ve ailelerinin yaşadığı mağduriyet, onlara çektirilen eziyet umurlarında değil.
Yıllarını hak, hukuk, adalet diyerek geçiren, iktidarın adaletsizliklerini eleştiri üzerinden kariyer yapan siyaset ve yazar esnafı, şimdi ne anayasaya aykırı bir yargı kararıyla koltuğa oturulmasından, ne işbirlikçilikten, ne masumiyet karinesini (ve başkaca anayasal ilkeleri) yok saymaktan rahatsız. Yetmezmiş gibi ahlak nutukları atıyorlar, ‘herkesin her şey olabildiği ama asla rezil olmadığı’ toprağımızda.
Yaşananlar, yıllarca iktidar karşıtlığı yapanların anayasaya sadakat konusundaki samimiyetini ve ahlaktan ne anladığını açıklıkla sergiliyor.
Diken
BASıNDAN
2026-06-18Ali Duran Topuz: Öğretmene vurulan yerde gül biter!
2026-05-26Sedat Ulugana: Simko Meselesi: Bir “kahraman” hikâyesinden fazlası
2026-05-23Umur Talu: Demokratik bir hukuk devletini sevsinler!
2026-04-03Necdet İpekyüz: Muhalif gazetecilik olur mu?
2026-03-26Yetvart Danzikyan: Koynunda haç taşıyanlar...
2026-03-26Oral Çalışlar: Savcı Doğan Öz Kürt meselesinde hassastı
2026-02-26Yetvart Danzikyan: 27 Şubat’ı beklerken “statü” mesajları
2026-02-23Yetvart Danzikyan: AİHM ve AYM kararları için elinizi tutan mı var?
2026-02-21Vahap Coşkun: Top Artık Meclis ve İktidarda
2026-02-21Mesut Yeğen: Eve Dönüş
2025-02-21Macahit Bilici: Başkasının ağrısı ve insan olmak
2026-02-20Murat Sevinç: Komisyon raporu önemli bir şeyler söylüyor mu?
2026-02-19Vahap Coşkun: Münih ruhu
2026-02-16Alp Altınörs: Kölelik Afganistan’a geri döndü
2026-02-08Derya Kömürcü: Epstein skandalının düşündürdükleri
2026-02-04Ohannes Kılıçdağı: Emperyaliste güven olmaz…
2026-02-04Yıldıray Oğur: Bahçeli, konuşmasının sonuna neden o cümleyi ekledi?
2025-02-03Ruşen Çakır: Abdullah Öcalan’a açık mektup ve 20 soru
2026-02-01Umur Talu: “İnsanlık onuru” mu, "onurun insanları” mı?
2026-01-27Yıldıray Oğur: Birilerinin hayali, birilerinin kabusu