Türkçe | Kurdî    yazarlar
Umur Talu: Demokratik bir hukuk devletini sevsinler!

2026-05-23

İktidarın boyun eğmektense itiraz edenleri tehdit eden, işsiz bırakan, hele örgütlenmeden yoksunsa iyice böcek sayan, “muhalif” gördüğünü ezmek isteyen “acımasız sermaye çarkı”na ne kadar benzediğinin bilmem farkında mıyız!

İktidar “kurban”ı kesti… son genel seçime göre 15 milyon, belki yeni seçmenlerle 20 milyona yakın oyun partisine “butlan darbesi” gerçekleşti.

Hangi partinin iktidarı? “Erbakan Hoca” ile parti kapatmalarını yaşamış, kurulduğunda (kısa süreli) hapiste olan ve ancak CHP’nin desteğiyle “seçilme hakkı”nı kazanmış liderin partisi.

Kemal Bey de şutlandığı partinin eti kemiği butlanan eski genel başkanı olarak, “yeni” genel başkanı olmayı da sindiriyor (çok) belli ki. Ne CHP’ye oy verenlerin ne Özgür Özel’i seçenlerin ne onca yenilgisinin ve yanılgısının bir kıymeti var.

Bütün bunların “demokrasi, hukuk devleti, bağımsız yargı, hür seçimler” maskesiyle yapılıyor olması, çok acı ve maske çoktan düşmüş aslında!

En acısı ise, “demokrasi mücadelesi yapıyoruz” diye gelen bir parti, iktidar ve liderinin esasında kendilerini düşürdüğü durum. Ne bileyim, insan, “demokrasi namına da” biraz hayırla hatırlanmak istemez mi!

Kılıçdaroğlu da artık “bir AKP’li olarak” ne kadar gurur duysa azdır! Tarihteki yerini Çerçiler’in filan yanında alıverdi.

Bir tuhaf tecelli de şu: “Menderes geleneği”ne sahip çıktığını söyleyen bir lider ve partisi, bir Mayıs mevsimi, kendi eliyle “27 Mayıs darbesi” yapmış oluyor adeta. Bu mudur yani bir ülkenin 66 yılda geldiği yer?” Yazık, çok yazık!

Mayıslar biraz böyle: Mayıslar “gençlik mençlik” denen ülkede gençlerin hayatının karartılmasında hep “mevsimlik” görevlerini yapıvermiş bir yandan!

“AKP Mayısı”nın geleceği bir önceki “19 Mart iktidar darbesi”nden belliydi zaten.

Öyleyse o günden mayıslara akan eski bir yazımdan bir bölümle kutlayayım iktidarı ve Türkiye’nin kederli kaderini:

“Gençlik bayramı” kutlamaları erken başladı. Cumhuriyet devletinin Cumhur iktidarının gençliğe armağanı olarak, gazla, copla, tekmeyle, tokatla, yumrukla, tacizle, tazyikliyle, gözaltıyla, tacizle, darpla, tutuklamalarla.

Tabii aşırı haksızlık etmeyelim: Cumhuriyet iktidarları geçmişte bu bayramı belki daha da coşkuyla kutluyor, kutlatıyordu ama martı da mayısa yine kötü kötü baktırıyordu. Ocak da şubat da… Hele hele mayıslar.

Ulaş Bardakçı’nın öldürülüşü de 19’dur. Şubat. İbrahim Kaypakkaya 19’a yetişememiş, 18 Mayıs’ta bin türlü işkenceyle öldürülmüştü. Sinan Cemgil ve arkadaşlarının öldürülmesi bir 19 Mayıs sonrası, mayısın sonudur. Deniz Gezmiş o yılın 19 Mayıs’ını göremeden, arkadaşlarıyla 6 Mayıs’ta idam edilir. Mahir Çayan 15 Mart’ta doğar, 30 Mart’ta öldürülür. Sanki hiçbir “gençlik” sığmamıştır o garip “15 gün"e.

1 Mayıslar, bin bir işkenceler, onca kayıp, onca genç ölümü. Onca genç işçisini öldüren bir “büyüme, kalkınma ve refah.” Gezi de Soma da mayıstır, değil mi? Ali İsmail o 19 Mayıs “Gençlik Bayramı”nı görmüş, gençliği bir daha bayram görmemiştir.

Harun Karadeniz’i bilir misiniz? Gençliğinde ölen bir gençlik önderi. 68’lilik işte. O yılın 19 Mayıs’ını “Yozlaşmış 19 Mayıslara karşıyız. Stadyumda tören değil, NATO’ya hayır olmalı” diyerek kutlar! Kaç yıl geçer, NATO adına ABD üssünde, İncirlik’te 90 küsur nükleer başlık artık Trump’ın elindedir mesela.

“Çocuk bayramı”nı çocuk ölüler ve çocuklara bin türlü hoyratlıkla, “Gençlik Bayramı”nı genç ölüler ve gençlere bin türlü hoyratlıkla, “Kadınlar Günü”nü öldürülen kadınlar ve kadınlara bin türlü hoyratlık ve aşağılamayla, “İşçi Bayramı”nı her yıl 2 bin kadar işçinin işyerlerinde ölümü ve kalanlara bin türlü dayatmayla kutlayan bir düzende… “Bayram” da tam bayramdır!

Bir düzenin adaleti alttakilere ve itirazı olanlara reva gördüğünden belli olur. Sadece haksızlıklardan değil, hakkını arayanların, karşısında gördüklerinin üstüne üstüne yürüyüşünden de belli olur.

Terazinin bir kefesi kimilerine küfe olurken… Diğer kefenin kimilerine de bu kadar kolay kefen oluşundan belli olur.

Boyun eğmektense itiraz edenleri tehdit eden, işsiz bırakan, hele örgütlenmeden yoksunsa iyice böcek sayan, “muhalif” gördüğünü ezmek isteyen “acımasız sermaye çarkı”na ne kadar benzediğinin bilmem farkında mıyız iktidarın da!

“Demokrat olarak” gelip bir gün “yargı darbecilikleri”yle tarihe yazılmak için çeyrek asır bile fazlaydı esasen!

Onca adaletsizlik taçlanmalıydı elbette!

T24

BASıNDAN