Türkçe | Kurdî    yazarlar
Murat Sevinç: Komisyon raporu önemli bir şeyler söylüyor mu?

2026-02-20

‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’, 18 Şubat 2026 Çarşamba günü ‘Komisyon raporunun takdimi ve oylanması’ gündemiyle yaptığı 21’inci toplantıda, katılımcı partilerin raporları ve görüşmeleri doğrultusunda hazırlanan bir ‘uzlaşma’ metnini oyladı. Metin 47 kabul, iki ret ve bir çekimser oyla kabul edildi.

Süleyman Demirel’in şu unutulmaz sözünü bilmeyen yoktur: “Bana Türkiye’nin durumunu bir kelimeyle anlatın derseniz ‘İyidir’ derim. İki kelimeyle anlatın derseniz, ‘İyi değildir’ derim.” Komisyon raporunu okuduğumda hatırladım. Eğer mesele, benzemez partilerin temsilcilerinin bir araya gelerek uygar biçimde konuşabilmesi ve sonunda bir metin üzerinde oydaşma sağlayabilmesi ise ‘İyidir’ derim! Yok eğer mesele, Kürt sorununda hakikaten anlamlı adımlar atılması ise ‘İyi değildir’ derim. Ya da eğer amaç silah bırakma aşamalarının tamamlanması ise ‘İyidir’, eğer demokratikleşme ve eşit yurttaşlık ise ‘İyi değildir’ derim.

Komisyon toplantısında CHP, ilk günden itibaren sergilediği, ‘komisyonun varlığını önemserken iktidarı eleştiren’ tutumunu tutarlılıkla sürdürüyor. Şerhlerini düşmüş ve evet demiş. İki sol parti milletvekilinin konuşmaları değerli. Özellikle Ahmet Şık’ın konuşması. Ahmet Şık, TİP’in konuya ilişkin yaklaşımını özetlediği konuşmasına şu sözlerle başlamış: “Raporda söylenmeyeni hakikatin en yalın haliyle biz dile getirelim: Türkiye’de Kürt meselesi vardır… Yıllardır söylediğimiz gibi, böylesi tarihsel bir meselenin çözümü birbirinden kopuk, göstermelik adımlarla değil, bütünlüklü, tutarlı ve samimi bir siyasi iradeyle mümkündür. Bu rapor, Komisyonun baştan itibaren katılımcılığı tasfiye ederek demokratik mekanizmaları işletmeyen sorunlu kurgusundan, siyaseti dar bir koridora hapseden tutumundan, siyasi iktidarın bilinçli biçimde atmadığı güven artırıcı adımlardan ve metnin içeriğine sinmiş güvenlikçi zihniyetten bağımsız ele alınamaz.” (s.45) Yeri gelmişken, Ahmet Şık, Barış Akademisyenleri’nden de söz etmiş, sağolsun.

Partilerini temsilen konuşan milletvekilleri kendilerinden bekleneni yapmış. Sürpriz yok. İktidar temsilcileri iri sözler eşliğinde bolca ‘şükran’ sunmuş. Türk-İslam sentezci bir yaklaşım okumak isterseniz, 2023 seçimi sonrası aniden bilinçlenerek parti değiştiren eski İYİP-yeni AKP milletvekilinin konuşmasını öneririm.

DEM milletvekillerinden Gülüstan K. Koçyiğit ‘teşekkür’ faslını üstlenmiş. Asıl konuşmayı yapan Cengiz Çiçek ise anadile ilişkin bir öneri olmamasına dönük tespitleri yanında, metnin dilini eleştirmiş. Vurgunun sürekli ‘terör’e yapılmasından şikayetçi ve bunun Kürtlere haksızlık olduğu kanısında. Haklı olmasına haklı da, Çiçek’in bu sürece verilen adın ‘Terörsüz Türkiye’ olduğundan habersiz olmasına şaşırdım. Demek ki baştan beri ‘barış’ ve ‘demokrasi’ sözcüklerinden özenle uzak durulduğunu fark etmemiş muhterem vekil. DEM Parti’lilerin konuşmasından edindiğim izlenim şu oldu: “Her şeyin farkındayız, fakat evet demeyip de ne yapacağız?”

Rapor yedi ana bölümden oluşuyor. Tümünü içeren metni bulamadım! Bu yazıda kaynak olarak kullandığım TBMM tutanağında, TBMM başkanı sözü genel sekreter yardımcısına verirken, ‘herkesin’ üzerinde uzlaştığı ‘Somut Öneriler’ kısmının, ‘altıncı ve yedinci’ bölümlerin paylaşılacağını ifade ediyor. (s.8 vd.) Bu kısımlarda sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri var. Örgütün silah bırakması ‘kritik eşik’ başlığı altında ele alınmış ve ardından ‘toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek yasal düzenlemeler’ faslına geçilmiş.

Komisyonun vardığı her sonucun TBMM’ye öneri mahiyetinde olduğunu hatırlatmakta yarar var. Bu başlıklar altında ‘demokratik siyaset zeminini güçlendirecek’ kapsama sahip bir ‘müstakil yasa’ önerisi önemli. Süreçte görev alanlara yasal güvence (önceki süreç sona erince yaşananlar malum), kesin olarak silah bıraktığı tespit edilen PKK’lıların dönüşü için çıkarılacak yasa, yaşlı ve hasta hükümlülerin tahliyesi konusu vs.

Bir de adı açıkça konulmamış ‘umut hakkı’ meselesi var tabii. Yasal düzenlemelerin ‘toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmaması’ gerektiği özellikle vurgulanmış. Bu satırı okuduğumda, acaba saygıdeğer milletvekillerimiz ‘cezasızlık’ algısının toplumda nicedir yerleşmiş olduğundan habersiz olabilirler mi diye düşündüm!

Güler misin ağlar mısın kısmı

Yedinci kısım, ‘demokratikleşme ile ilgili öneriler’ başlığını (s.11 vd.) taşıyor. Burası,‘Güler misin ağlar mısın’ kısmı:

Komisyon burada, ‘hassas konuların dahi müzakere edilebildiği bir siyasal ortam‘ın oluşturulmasından; hukuk devleti niteliğini ‘perçinleme hususunda AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz‘ uyulmasından; ‘tutuksuz yargılamanın tüm yargısal süreçlerde esas alınmasına özen gösterilmesi‘nden; ‘toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı’nın güçlendirilmesinden; Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun etkinliğini (etkenlik, kastediliyor) artıracak biçimde yeniden yapılandırılacağından, yeni bir ‘siyasi partiler‘ ve ‘siyasi etik yasası’ gerekliliğinden; ‘idari sistemin daha demokratik biçimde’ yeniden organize edilmesinden ve sonunda ‘kayyımlık’ konusunda bir düzenleme gerekliliğinden (yeni başkanı belediye meclisinin seçmesi) söz etmiş.

Şeker kardeşim, şu önerilerin hiçbiri için bir düzenlemeye gerek yok ki; demokrasi ciddiye alınır ve anayasaya uyulur, olur biter. Hem de sabah akşam ‘sivil olmadığı’ için dertlenilen anayasaya. Yalan olmasın, raporun bu kısmını okuyunca, keşke adında ‘adalet’ ve ‘kalkınma’ sözcükleri olan bir parti kurulsa, tek başına iktidara gelip ülkeyi çeyrek yüzyıl yönetse ve şu sorunları çözüverse diye geçirdim içimden. Olur mu olur!

Aziz Nesin’in hikâyesindeki gibi, du bakali n’olecak…

Öneriler

Dizi önerisi: Orhan Pamuk’un romanı ‘Masumiyet Müzesini’ okuduğumda beğenmiş, hatta ‘Bazan’ başlığını birkaç kez okumuştum. Netflix’te yayınlanan dizi de çok başarılı, her bakımdan. Vaktiniz olursa, T24’te Murat Sabuncu’nun Orhan Pamuk ile söyleşisini de seyretmenizi öneririm. Orhan Pamuk ve dizi emekçilerine (Cem Yılmaz ve Tarkan’ı da unutmadan) Türkiye’de uzun süredir siyaset dışında bir şeyler konuşulmasına vesile oldukları için teşekkür borçluyum. Kamplaşma olacaksa da bu konularda olsun! Yeri gelmişken, genç okura da şunu çıtlatmak isterim; orta yaş üstü olup da Pamuk’u neredeyse nefret sözcükleriyle ananların asıl derdi, Orhan Pamuk’un 2005 yılında Kürtler ve Ermeniler’le ilgili açıklamasıdır, konunun ‘romanla’ ilgisi yok.

Yazı önerisi: Tanıl Bora’nın ‘Umut Hakkı‘ başlıklı yazısı.

Baskın (Oran) Hoca’nın ‘Yurt içinde ve dışında Türkiye’mizin durumu’ başlıklı yazısı.

Diken

BASıNDAN