

2026-06-19
Yerel ve küresel burjuvazinin PASS’ı
Ali Duran TOPUZ
TÜSİAD’ın son toplantısında konuşanlar büyük sermayenin ülkede, bölgede ve dünyada her şeyin yeniden yapılandırılması sürecinden beklentilerini ilan etti: Yurtta sopa cihanda NATO. Hakan Fidan konuşsa daha iyi anlatamazdı.
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı “yılın ilk toplantısını” yaptı, “yüksek katılımla” diye yazıyor ilgili medyalar, heyacan var yani. Bu zevatın toplantıları genellikle az sosyal sorumluluk, az aklı selim sahibi numaraları, az ekonomik bilgiçlikle karışıtırlan performans halinde seyreder, çok okumuş danışmanları hem medyayı, hem “sivil toplum”u hem hükümetleri etkileyecek laflarla dolu metinler üretir, bunlar da okur bize. Döner döner gene okur.
Bu sene az farklı durum. Neoliberal kapitalizmin küresel başbuğu Trump’un aşırı açık sözlülüğü bulaşıcı herhalde, onun gibi dan dun değilse de gayet açık sözlü konuşmalar vardı, özellikle YİK Başkanı Ömer Aras’ınki, ona geleceğim ama daha kısa olan Başkan Ozan Diren’in (töbe töbe, ne bu böyle illegal devrimci örgüt kod adı gibi) sözlerine bakalım önce.
DOĞA YEŞİLİ, DOLAR YEŞİLİ
Diren’in sözlerinde bazı kaygı, korku, eksiklik itirafı sayılacak şeyler vardı, Aras’a göre biraz daha “sosyal” dertleri varmış gibi görünmeye çalışıyordu, ama esasta iktidara minnetlerini iletiyor, enflasyonu ne güzel düşürdünüz, böyle devam duası yapıyordu. Eski iktidarlara talimat gibi konuşurlardı, şimdi rica, minnet, dua kipi şart, ama sonuç aynı. “Kalıcı fiyat istikrarı için verimlilik lazım” dedikten sonra uzatmadan “yapısal dönüşüm”e getirdi lafı: “… sanayi, tarım, enerji, eğitim, işgücü piyasası ve şirketler düzeyinde yapısal dönüşüm gerekir.”
Mevcut durumun “siyasal” kısmına hiçbir eleştiri, sitem getirmediğine bakarsak, “dönüşüm”ün zaten yürürlükte olduğunu, bundan memnuniyetsiz olmadıklarını söyleyebiliriz. Çalışan başta olmak üzere halka, topluma yani bize yıkım görünen şey aslında Diren’in “yapı” dediği.
Mesela, Aras’ın da kullandığı “yeşil dönüşüm” lafını Diren açtı biraz: “Yeşil dönüşüm yalnızca çevre politikası değildir. Aynı zamanda pazar erişimi, finansman maliyeti, ihracat kapasitesi ve rekabet gücü meselesidir.” Yeşil, çevre nedir biliyoruz elbette dedi, ama ekolojik kaygılardan kime ne, cebri güç eşliğinde yürütülen topraksızlaştırma ve ekokırımdan söz edecek değil ya; “pazar erişimi, finans, maliyet, kapasite, rekabet” laflarının peş peşe dizildiği yerdeki “yeşil” bizim dert ettiğimiz “yeşil” yani doğa, yani ekoloji olacak değil ya, tabii dolar yeşili olacak.
SOMUT DURUMUN SOMUT TAHLİLİ
YİK Başkanı Aras, böyle numaralara girmedi hiç, konuşmasına “somut durumun somut tahlili”ni yaparak başladı:
“Artık yalnızca ekonomik belirsizliklerle karşı karşıya değiliz. Aynı anda jeopolitik, teknolojik ve enerji kaynaklı büyük dönüşümlerin; ticaret ve sanayi politikalarındaki yeniden yapılanmalarla iç içe geçtiği bir çağın içerisindeyiz. (…) artık ekonomik hesaplarla jeopolitik gelişmeler birbirinden ayrı düşünülemiyor.”
Bugün yatırım kararları yalnızca ekonomik verilere bakılarak alınmıyor. Enerji güvenliği, tedarik güvenliği, teknoloji erişimi ve jeopolitik riskler birlikte düşünülüyor. Çünkü yaşadığımız dünya artık daha kırılgan, daha parçalı ve daha belirsiz bir dünya. Önemli bir gerçeği kabul etmek zorundayız: Bugün yaşadığımız belirsizlik ve çatışma ortamı geçici bir parantez değildir.”
Enerji, tedarik ve jeopolitik lafı “güvenlik”le anıldığında askeri aygıt iş başında demektir, değilse de gecikmeden iş başına geçsin demektir. “Teknoloji erişimi”ne ilişkin lafını açarken teknolojik yeni başlıkların çatışma konusu olarak tarif etmekten başka, bizzat kendilerini “silah” diye tanımladı zaten.
KÖR OLASI ÜÇ SEBEP, KÖR OLASI ÇİN
YİK başkanını işaret ettiği belirsizlik ve çatışma ortamı “üç önemli kök neden”den geliyormuş, Birincisi: “dünyada … askeri güç ile üretim gücünün artık aynı yerde olmaması, ayrışması.”
Bunun anlamını birkaç cümle içinde gayet güzel anlatıyor, verileri konuşturarak: 2000’de küresel üretimin yüzde 6’sını yapan Çin bugün yüzde 27’ye ulaşmış. ABD ise bu arada yüzde 25’ten 17’ye gerilemiş (…) 2030’da Çin 45’e ulaşacak, ABD 11’e gerileyecek.”
“Ama” diyor, “Amerika hala en büyük askeri güç, dolar hala rezerv para, New York Borsası hisse senedi piyasasının yüzde 44’ünü taşıyor, yani küresel üretim merkezi başka yerde, finans ve askeri merkez başka yerde.”
Yani? Amerikalılar üstün üretim gücü ve üstün askeri gücü yardımıyla Bretton Woods’da İngilizlerden devraldıkları küresel kapitalist hakimiyetin askeri ve finans boyutunu hâlâ elde tutuyor, heyhat üretim “nokta”sında sıkıntı var. İngilizlerin Hollandalıları hakimiyetten düşürmesi, onların da Ceneviz hakimiyetini sona erdirmesinde olduğu gibi, Çin de Amerika’yı tahttan indirme yolunda ilerliyor, anlatıya göre. Yani ufukta savaş var, öyle bölge savaşları, vekalet savaşları gibi değil, 1914/45 arası iki kere başlayan “dünya hakimiyet savaşı”nın bulutlarını anlatıyor Ömer Aras:
“Geçmişte sterlinin arkasında İngiliz sanayisi vardı. 1940’lı yıllar sonrasında doların arkasında Amerikan fabrikaları vardı. Bugün ise üretim üstünlüğü Çin’de, finans ve askeri üstünlük hala ABD’de. (…) ABD ekonomik gücünü geri kazanmak isterken Çin de askeri gücünü arttırıyor.”
Burası bize yeterli ama ikinci ve üçüncü kök neden yani “enerji” ve “teknoloji” dönüşümleri hiç önemsiz değil, ikisinde de hikaye Çin’in tehditkâr ve ucunda savaşın göründüğü yürüyüşünü anlatıyor. Gözün çıksın Çin diyecek ya kendi kendine çıkmayacağını bildiği için öyküyü “Çin”e karşı Avro-Amerikan güçleri” ne getirip bağlıyor: “Özetle bugün aynı anda üç büyük harita yeniden çiziliyor: Üretim haritası değişiyor. Enerji haritası değişiyor. Teknoloji haritası değişiyor.”
Bu haritalar değişirken, ülke, bölge ve dünya haritasının değişeceğini söylemiyor, onun için orası hem o kadar önemli değil hem lafın tamamı aptala anlatılır zaten.
İYİ Kİ VARSIN NATO! İYİ Kİ VARSIN ERDOĞAN!
Çizdiği Amerikan hegemonyasına dair fetret manzarasının ardından kurtuluş reçetesi olarak işi NATO’ya vardırıp “lafın tamamı”nı söylemiş oluyor: “2026 yılının ikinci yarısı Türkiye açısından yalnızca ekonomik değil, jeopolitik açıdan da çok önemli olacak. Ülkemizde bu yıl sonuna kadar iki kritik uluslararası zirve gerçekleşecek. Temmuz ayında NATO Zirvesi’ne, Kasım ayında ise COP 31 İklim Zirvesi’ne ev sahipliği yapacağız. Bu iki zirve aslında dünyanın içinden geçtiği iki büyük dönüşümü temsil ediyor.”
NATO başlığı altındaki konuşmayı hükümete bir tavsiye mektubu ya da yakarı dilekçesi olarak da okuyabiliriz, tebrik ve teşekkür nutku olarak da.
“NATO Zirvesi bize şunu gösteriyor: Dünya yeni bir güvenlik zemini arıyor. Askeri dengeler değişiyor. İttifak yapıları yeniden tartışılıyor. Enerji güvenliği, teknoloji güvenliği ve tedarik güvenliği artık savunma politikalarının ayrılmaz parçası haline geliyor. Türkiye’nin böyle bir dönemde NATO’nun yalnızca askeri değil, ekonomik, jeopolitik ve stratejik olarak da en önemli ülkelerinden biri olduğu net olarak ortaya çıkıyor. Karadeniz’den Orta Doğu’ya, enerji koridorlarından lojistik hatlara kadar çok kritik bir bölgede bulunuyoruz. Önümüzdeki dönemde güvenlik ile ekonomi, savunma ile sanayi ve jeopolitik ile teknoloji arasındaki sınırlar giderek daha fazla iç içe geçecek. Türkiye’nin bu yeni denklemde üstleneceği rol, NATO’nun dönüşümü ve transatlantik güvenlik mimarisinin şekillenmesi açısından kritik önem taşıyor.”
Çok yaşa NATO, çok yaşa Erdoğan demenin biraz uzun yolu bu laflar; Dışışileri Bakanı Hakan Fidan’ın iki aydır (NATO toplantısını anlatırken) anlatmak istediklerini gayet iyi anladıklarını, onayladıklarını lamsız cimsiz anlatıyor.
YEŞİLLİK, GENÇLİK, YETKİNLİK
“Büyük fırsatlar var” diyor, stratejik konum diyor, hatların, koridorların, üretim ağlarının kesiştiği yerdeyiz diyor, diyor diyor sonra “yüksek katma değer, yüksek verimlilik, güçlü teknoloji kapasitesi, yetkin insan, dayanıklı ekonomi” diye bağlıyor. Konuşmada insan, ekoloji, yurttaş, hukuk, demokrasi filan yok (ilahi adem, niye olsun ki diyorsunuz, ben de öyle diyorum) bunların anılır gibi yapıldığı yerlerde de “dayanıklı ekonomi” gerekleri olarak var: “… gençleri nitelikli eğitimle donatmalı, çalışanların yetkinliklerini sürekli geliştirmeli ve kadınların potansiyelini ekonomik ve sosyal hayatın her alanına dahil etmeliyiz.” Hammade olarak sayıyor bunları, kadro ihtiyaçları için “iyi eğitilmiş genç” istiyor, yani zaten hükümetin yaptığı şeyin tamamlanmasını istiyor: Üretim ağlarına bağlanmış üniversite. “Yeşil” diyor ama o da imalat kapasitesine bağlanacak. İşçi? Sürekli yetkinlik kırbacıyla dövülen çalışan. Çalışan yetkinlik yarışına girmek yerine hak arama peşine düşerse elbette gaz, cop, kelepçe kullanılacak çünkü artık her şey “yeniden yapılanacak” ve bu yapılanma sopayla olacak, yurtta sopa cihanda NATO.
Savaş ufku NATO’ya bağlandı, ekonomik ufuk da AB/Gümrük Birliği güncellemesine bağlanıyor; AB meselesini hükümete mi söylüyor, Avrupalılara mı söylüyor konuşmadan çıkarmak zor; belki de NATO’ya söylüyordur, NATO zirvesine verdiği önem konuşmanın “küresel çatışma ufku”na yerleştirilmesinden belli.
NEOLİBERAL KARŞI DEVRİMİN PASSD’I
Bu zevat 12 Eyül’ü yeterince alkışlayıp postal cilaladıktan sonra 90’larda birden evrensel demokrat kesildiler, olur olmaz demokrasi, zırt pırt insan hakları dediler, inanan da oldu bunlara. Geçen senelerde mevcut iktidara laf söyler gibi yaptıkları olmadı değil, biri mahkemelerde az süründü bile. İş tek taraflı hiç olmadı, iktidar da çeşitli sebeplerle bunlara saydırdı durdu ama neticede ikisinin de işi hep iyi gitti, ikisi de birbirinden güzel kazandı, kazanıyor.
AK Parti dönemini din, iman, baş örtüsü filan üstünden okuyanlar “büyük patronların” gelişmelerden, gidişattan memnun olmadıkları vehmini topluma yaymaya bile çalıştılar. Hukuk, demokrasi demediklerinde de nasıl demezler diye efelenenler de gördük, bir kere cumhuriyetçi olmalıydılar, ilerici olmalıydılar filan diye sayıklayan da az değil hâlâ bile. Hiç sermayenin cumhuriyeti ile ezilenlerin cumhuriyeti bir olur mu?
Fakat Aras ve Diren, özet olarak, yeni bir dünyanın kurulmakta olduğunu, bu kuruluşun savaşla olacağını, Türkiye’nin bu savaşta (şükür ki) NATO’yla yani öncelikle Amerika ile ve sonra da AB ile hareket etmesinden memnun olduklarını/olacaklarını ilan ettiler. NATO’nun Türkiye’de toplanması çok heyecanlandırmış onları, çünkü işlerinin bundan sonra ancak silah yardımıyla iyi gidebileceğini iyi biliyorlar.
Aras, neoliberal küresel kapitalist blokun “politikleştirilmiş askeri savaş stratejisi”yle (evet, Mahir Çayan’ın PASS’ıyla) hareket edeceğini güzel anlattı; “askeri” yerine “Amerikan” kelimesini koyarak. Hikayede “suni denge” (o tabii asla böyle demedi) Avro-Amerikan güçler lehine var olan suni dengenin Çin tarafından kırıldığı saptaması var, öyle ya madem Çin üretimde ezip geçmiş ikisini, lakin askeri güç (ve finansal liderlik, yani dolar hakimiyeti) hâlâ bu tarafta, o hakimiyeti korumak için de “askeri savaş stratejisi” gerekli. Devrim için işe yarayacağı umuduyla geliştirilmiş yolları yöntemleri karşı devrim için seferber edebilmesi kapitalizmin tarihinde kayıtlı zaten.
Numedya24
POLITIKA
2026-06-19Barış inşası ve demokratikleşme
2026-06-18“Demokrasi olmadan barış olmaz”
2026-06-06PSK: Burjuva Kibrini Ve Şovenizmi Reddediyoruz!
2026-06-04Bay Kemal'in Kemal Bey, Öcalan'ın kurucu önder olmasının hikmeti
2026-06-04Hassan Zadeh, İran'da riskler ve fırsatlar konusunda Kürtleri uyarıyor
2026-06-03PSK: Kuşatma Çemberini Gücümüzü Birleştirerek kırabiliriz
2026-06-01Ezidî Dernek ve Kurumlarının Ortak Açıklaması
2026-05-27Bayram Bozyel: Halkımızın Kurban Bayramı Kutlu Olsun
2026-05-23PSK: CHP’ye Yönelik Mutlak Butlan Kararı Yargının Siyasete Açık Müdahalesidir
2026-05-11Bozyel: “Kürt halkına umut olacak kalıcı, kapsayıcı ve kurumsal bir ulusal birlik mekanizması oluşturmayı hedefliyoruz”
2026-05-11Devlet nefreti, devlet şiddeti!
2026-05-07Bayram Bozyel: “Kürt halkına umut olacak kalıcı, kapsayıcı ve kurumsal bir ulusal birlik mekanizması oluşturmayı hedefliyoruz”
2026-05-05Barış İçin Aidiyet mi Yoksa Pazarlık mı?
2026-05-04PSK:Dersim Tertelesi’ni Unutmadık!
2026-04-03PSK: Amedspor’u kutluyoruz
2026-04-30PSK: Yaşasın 1 Mayıs: Emek, Özgürlük ve dayanışma Bayramı
2026-04-26Sürecin pause tuşuna kim bastı?
2026-04-26Süreç ve Kürt Siyaseti
2026-04-24PSK: Ermeni Soykırımı Kurbanlarını Saygıyla Anıyoruz
2026-04-21PSK: 22 Nisan, Kürd Gazetecilik Günü Kutlu Olsun!