

2026-05-11
Ortadoğu’da önemli gelişmelerin yaşandığı ve Kürt meselesinin yoğun olarak
gündeme girdiği bir dönemde Kürtler arası birlik çalışmaları da hız kazanmış
durumda. PSK’nin de içinde yer aldığı farklı Kürt siyasi partilerinin 14 Mart
2026 tarihinde Diyarbakır’da gerçekleştirdiği Kürdistan Ulusal Birlik Girişimi
Konferansı bu kapsamda ses getirdi. Bütün bu konuları; Kürt ulusal birlik
konusunu, Türkiye’deki süreci ve ABD, İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşı
ve sonuçlarını PSK Genel Başkanı Sayın Bayram Bozyel ile görüştük. Sayın Bozyel’in konuya ilişkin çarpıcı
açıklamalarını içinden geçtiğimiz kaotik duruma ışık tutacağı umuduyla sizlerle
paylaşıyoruz.
Baran Dicle
14 Mart
2026 tarihinde "Kürdistan Ulusal Birlik Konferansı" adı altında bir
konferans düzenlediniz. Bu konferansın amacı neydi ve sizce hedeflediğiniz
amaca ulaştınız mı?
14 Mart tarihinde gerçekleştirdiğimiz Kürdistan Ulusal Birlik Girişimi
Konferansı yıllardır sürdürdüğümüz ulusal birlik çalışmalarının yeni bir
halkası sayılabilir.
Ulusal birlik, özgürlüğünden yoksun bırakılmış, bütün ulusal talepleri gasp
edilmiş Kürt halkının özgürlüğü için olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır.
PSK için ulusak ittifak, taktiksel ve dönemsel bir ihtiyaç değil, Kürt
halkının özgürlüğünü esas alan stratejik bir meseledir. PSK olarak her zaman bu
konuda yapıcı ve sorumlu bir çizgi izledik. Ulusal birlik ve işbirliği
konusunun gündemimizde olmadığı hiç bir dönem olmadı.
Son bir kaç yılda bölgede yaşanan gelişmeler nedeniyle ulusal birlik konusu
daha yoğun olarak gündeme oturdu.
Söz konusu gelişmelerin de etkisiyle son iki yılda değişik Kürt siyasi
aktörleriyle birlik konusunu yoğun bir şekilde tartıştık.
Bu konuda yaptığımız bir dizi görüşmenin ardından PSK, PWK, Pêlkurd, Vejîn
ve bağımsız şahsiyetlerle 14 Mart 2026 tarihinde Diyarbakır’da Kürdistan Ulusal
Birlik Girişimi Konferansı için çağrıda bulunduk.
Çağrı davetiyesinde de ifade edildiği gibi Kürt ulusunun Kürdistan’da kendi
kendini yönetmesini benimseyen bütün çevreleri konferansa davet ettik.
Konferansın amacı Kürt meselesini ulusal bir mesele olarak gören ve çözüm
olarak kendi kaderini tayin hakkını savunan en geniş ulusal güçlerle bir ulusal
birlik mekanizması kurmak olarak belirlendi.
14 Mart Konferansında belirlenen gündeme uygun olarak yoğun ve verimli tartışmalar
yaşandı, ulusal birlik modeline ilişkin yapıcı öneriler dile getirildi. Bir
günlük tartışmalar sonucunda konferansta ulusal ittifakın oluşması yönünde
güçlü bir irade ortaya çıktı. Son olarak konferansta dile getirilen öneriler
ışığında kalıcı ve kurumsal bir ittifakın inşası için gerekli adımları atmak
üzere geniş bir komisyon oluştu.
Bu çerçevede 14 Mart Konferansını ulusal birliği inşa eden nihai bir adım
olarak görmek yerine, bunu bir başlangıç olarak değerlendirmek mümkün.
* Kimler
"Kürdistan Ulusal Birlik Konferansı" davet edildi ve davet edilenler
katılım sağladılar mı? Ek olarak sizce katılım nasıldı?
Yukarıda ifade ettiğim gibi 14 Mart konferansına ulusal birlik çerçevemizi
benimseyen ve sürece katkı sunacağını öngördüğümüz şahsiyetler çağrıldı.
Ayrıca konferansa HAKPAR ve PDK Bakur gibi siyasi partiler davet edildi.
Konferansa 200 dolayında siyasi parti temsilcisi ile şahsiyet katıldı.
HAKPAR, PDK Bakur ve 28 Mart konferansını organize edenler gözlemci olarak
konferansta yer aldı.
Bütün katılımcılar ulusal birliğin öneminin altı çizili ve nasıl bir ulusal
birliğin kurulması gerektiği konusunda çok değerli, yapıcı ve yol gösterici
önerilerde bulundu. Gördüğüm kadarıyla konferansa katılan bütün katılımcılar
geçmişe göre ulusal birlik konusunda daha yapıcı, sorumlu ve öngörülü bir tutum
sergiledi.
Özetle konferansa nitelikli bir katılım gerçekleşti, siyasi ve fikri olarak
seviyeli bir etkileşim yaşandı.
*
Konferansta ağırlıklı olarak neler konuşulup tartışıldı ve ne kararlar alındı?
Kürt sorununun çözümüne yönelik bir yol haritası oluştu mu?
14 Mart Kürdistan Ulusal Birlik Girişimi Konferansı’na katılanlar Kürt
meselesinin değişik boyutlarını, Kürt halkının karşı karşıya bulunduğu riskleri
ve fırsatları çok yönlü olarak değerlendirdi. Ortaya çıkan fırsatları
değerlendirmek ve Kürt halkının enerjisini özgürlük mücadelesine daha güçlü
akıtmak için ulusal birlik ihtiyacının altını çizdi. İhtiyaç duyulan ulusal
birlik mekanizmasının nasıl olması gerektiğine ilişkin çok farklı ve zengin
öneriler yapıldı.
Gelinen aşamada konferansta oluşan heyetimiz konferansta dile getirilen
bütün öneriler ve değerlendirmeler ışığında kısa vadeli bir yol haritası
oluşturdu.
Söz konusu yol haritası kısa vadede şu hedefleri içeriyor.
1. Heyetimiz 14 Mart konferansına katılmayan HAKPAR, PDK Bakur, Kürt Milli
Platformu ve benzeri çevrelerle en kısa zamanda görüşme kararı aldı. Bu
görüşmeden amaç kapsamlı bir ulusal ittifakta buluşmak için gerekli görüş
alışverişinde bulunmak ve hep birlikte kalıcı ve kurumsal bir ulusal birlik
mekanizmasını kurmaktır.
2. Konferansta seçilen heyet eş zamanlı olarak kalıcı ve kapsamlı bir ulusal
ittifak için bir program taslağı ve iç işleyiş hukuku ile ilgili bir çerçeve
hazırlamak üzere bir çalışma başlattı.
3. Ulusal birlik konusunu gündemde tutmak ve bu konudaki duyarlılığı
geliştirmek amacıyla önümüzdeki 2-3 ay içinde değişik bölge toplantıları
organize etme kararı alınmıştır.
4. Bu arada yaşanacak önemli siyasi ve toplumsal gelişmelere ilişkin tutum
belirlenecek ve gerektiğinde uygun eylem biçimleri geliştirilecektir.
Öngörülen adımların atılması ve belirlenen yol haritasının gereklerinin
yapılmasından sonra sonbaharda ulusal demokratik bütün siyasi aktör ve
birikimin en geniş şekilde yansıyacağı bir konferans gerçekleştirmeyi
öngörüyoruz. Sonbaharda yapacağımız konferansta Kürt halkına umut olacak
kalıcı, geniş kapsamlı ve kurumsal bir ulusal birlik mekanizması oluşturmayı
hedefliyoruz.
* Sizin
düzenlemiş olduğunuz "Kürdistan Ulusal Birlik Konferansı" ndan iki
hafta sonra Kürt Milli Platformu adıyla başka bir grup aynı konuları içeren bir
toplantı organize etti. Önümüzdeki
süreçte bu çalışmaların birleştirilmesi ve birlikte ortak hedefler konusunda
çalışma yürütülmesi mümkün mü?
Öncelikle bu konuda bir yanlış algıyı düzeltmek istiyorum.
14 Mart Kürdistan Ulusal Birlik Girişimi Konferansı geçmişi uzun yıllara
dayanan, ulusal birlik yönünde yürütülen çalışmaların bir halkası ya da yeni
bir aşamasını oluşturmaktadır. 28 Mart Konferansı ise bazı bağımsız şahsiyet ve
aydın arkadaşlarımızın bir platformda bir araya girişimidir.
Dolayısıyla bu iki toplantıyı denk ya da karşıt iki girişim olarak
nitelendirmek yanlıştır. Tek talihsizlik iki toplantının bir aylık süre içinde
peş peşe gerçekleşmiş olmasıdır. Bu durum, kamuoyunda aynı içerikte iki toplantı
yapılmış ve bu konuda bir bölünme varmış algısına yol açtı ki gerçek tamamen
farklıdır.
Öte yandan bölgede ve Kürdistan’da önemli gelişmelerin yaşandığı bir
süreçte Kürt toplumunda yeni arayışların olması son derece doğaldır. Bağımsız
aydın ve şahsiyetlerimizin örgütlenme, bir araya gelme çabalarını
destekliyoruz, olumlu buluyoruz. Bugün aktif siyasetin içinde olmayan geniş bir
Kürt yurtsever potansiyeli var. Söz konusu yurtsever potansiyelin değişik
platformlar ya da siyasi hareketler altında birleşmesi hepimizin arzu ettiği
bir durumdur. Ancak bundan yola çıkarak her yeni kurulan platformu ya da
siyasal parti girişimini ulusal birlik olarak nitelendirmek ya da onu ulusal
birlik yönünde süregelen çalışmalara karşıt ya da denk olarak nitelendirmek eksik
olur.
Ulusal birlik dediğimiz konu Kürdistan’daki bütün ulusal demokratik güç ve
birikimi kapsayan stratejik ittifak anlamına gelir.
Bir önceki soruda da ifade ettiğim gibi heyetimiz 14 Mart Kürdistan Ulusal
Birlik Konferansı’nda yer almayan ya da katılma şansı bulmayan bütün çevrelerle
buluşma ve onlarla ortaklaşma yönünde bir yol haritası oluşturmuştur. Bu yol
haritası çerçevesinde Konferansta oluşan heyetimiz en yakın zamanda HAKPAR, PDK
Bakur, Kürt Mili Platformu vb. çevrelerle görüşme kararı almıştır. Amaç söz
konusu siyasi parti ve çevrelerle ortak bir ulusal programda birleşmek ve
sonbaharda yapacağımız konferansta ulusal bir sürecini kalıcı ve kurumsal bir
çerçeveye kavuşturmaktır.
* Devlet
Bahçeli’nin Türkiye Büyük Millet Meclisinde ”Öcalan gelsin Mecliste konuşsun”
çıkışı ile başlayan ve daha sonra adına Çözüm süreci dedikleri bu süreç
hakkında neler düşünülüyorsunuz? Kürt sorununun geldiği nokta hakkındaki
düşünceleriniz nelerdir?
Bahçeli’nin 22 Ekim’de startını verdiği ucube sürecin Türkiye’nin güvenlik
kaygılarıyla başladığını biliyoruz. Hesap şu; Ortadoğu’da dengeler değişiyor,
Kürt karşıtı nizam darbe alıyor, Kürtler için yeni fırsatlar çıkıyor. O zaman Türk devleti ne yapıp edip Kürtlerin
önünü kesmeli. Bu hesapla Türkiye’deki iktidar en başta Rojava’da Kürtlerin
kesmek ve Türkiye’deki Kürt potansiyelini sisteme entegre etmek amacıyla Öcalan
üzerinden bir süreç başlattı. Bu süreçten Kürtler lehine bir sonucun çıkması
mümkün görünmüyor, çünkü iktidar baştan itibaren süreci “Terörsüz Türkiye” olarak nitelendiriyor ve bilinçli bir şekilde
Kürt meselesi gündem dışında tutuyor. Bu nedenle mevcut sürecin Kürt
meselesinin çözümünden çok bölgede yükselen Kürt dalgasının önünü kesmeyi
amaçladığı açık.
Bu süreçte olumlu bulduğumuz tek şey PKK’nin silah bırakma ihtimalidir.
Eğer silahlar devreden çıkarılırsa, bu devletin yıllarca Kürtlere karşı
kullandığı bir argümanın boşa çıkması anlamına gelir. Ve böylece bugüne kadar
Kürtlere verilen zarar son bulmuş olur. Öte yandan Kürt meselesi ne PKK’nin
silah bırakmasına ne de teröre indirgenecek bir meseledir. Kürt meselesi 200
yıllık geçmişi olan Kürt halkının kendi ülkesi Kürdistan’da özgürce yaşama
sorunudur. Bu da en başta yeni bir anayasa yapımını gerektirir. Türkiye’nin
idari yapısının ülkenin çok uluslu, çok kültürlü, çok dinli yapısına uygun
olarak federal tarzda yeniden dizaynını öngören bir anayasa.
Öte yandan Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’a açıklamasında dile getirdiği
özerklik, federasyon, devlet istemiyoruz yönündeki yaklaşımını reddediyoruz. Bu
yaklaşım Kürt halkının son 100 yıllık mücadelesinin açıkça inkarıdır.
Gelinen aşamada başlatılan süreçle Kürt meselesini çözmek, demokrasiyi inşa
etmek bir yana, PKK’ye silah bıraktırmak da olmayacak gibi görünüyor. Çünkü
bugüne kadar bu yönde ne doğru dürüst bir yasal düzenleme yapılmış ne de güven
veren bir irade ortaya konulmuştur. Bundan dolayıdır ki toplumunun çoğunluğu,
Kürtler ve Türkler de dahil bu sürece güven duymuyor ve destek vermiyor.
* Kürt
sorununun çözümü için kısa ve orta vadede uygulanabilir gördüğünüz somut
adımlar nelerdir?
Türkiye’de bugün öncelikli sorun siyasal sürecin normalleştirilmesidir.
Başka bir ifadeyle keyfi, otoriter ve hukuka aykırı yönetim anlayışından
vazgeçilmelidir. Bunun için öncelikle sürecin şiddetten arındırılması gerekir.
Bu kapsamda bir an önce dağdakilerin silah bırakması, içerdekilerin serbest
bırakılması ve yurt dışındakilerin ülkeye dönüşü için gerekli idari ve yasal
düzenlemeler yapılmalıdır. Eş zamanlı olarak düşünce ve ifade özgürlüğü
önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. Kürdistan partileri hakkında açılmış
kapatma davaları düşürülmelidir. Başka bir ifadeyle Kürtler ve Türkiye’deki
demokratik muhalefetin kendisini özgürce ifade edebileceği demokratik bir ortam
oluşturmalıdır. Ancak böylesi bir ortamda Kürt meselesi ve Türkiye’nin diğer
sorunları özgürce tartışılabilir ve buna ilişkin çözüm modelleri
geliştirilebilir.
Kürt meselesinin kalıcı çözümü ise daha kapsamlı ve köklü bir değişimi
gerektirir. Bunun için en başta ülkedeki tekçi, inkarcı ve şovenist anlayışın
terk edilmesi gerekir. Yukarıda ifade ettiğim gibi bu da en başta yeni bir
anayasa yapımını gerektirir.
Başka bir ifadeyle Türkiye’nin çok uluslu çok dilli çok kültürlü yapısını
esas alan, Kürt halkının ulusal demokratik haklarını anayasal güvence altına
alan, Kürt kimliğini tanıyan, Kürtçenin
resmi dil ve eğitim dili statüsünü kabul eden bir anayasa yapılması gerekiyor.
Bu ise devletten beklenecek bir şey değildir. Kürt halkı bütün renkleri ve
katmanlarıyla birleşerek topyekûn bir mücadele ile ulusal haklarına
kavuşabilir.
* ABD ve
İsrail’in İran’a yönelik başlatmış olduğu savaşın genelde Kürt siyasetine ve
özelde ise Rojhelat Kürtlerine etkileri neler olur? Bu savaşta Kürtler nasıl
bir pozisyon almalı?
7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e saldırısıyla başlayan ve sonrasında ABD ve
İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşla devam eden süreçte özellikle İran
rejimi büyük güç ve egemenlik kaybına uğramıştır. Bu durum aynı zamanda Orta
Doğu‘daki Kürt karşıtı düzenin bir ayağının büyük bir darbe yediği anlamına
gelir. İran’daki barbar rejim bugün varlık ile yokluk gibi bir sınır çizgisinde
bulunmaktadır. Ancak bu durum otomatik
olarak Kürtlere özgürlük yolunu açmamaktadır,
olsa olsa bundan sonraki süreçte onlara yeni imkanlar doğurur. Son
gelişmelerden de gördüğümüz gibi, İran, savaşta aldığı bütün darbelere ve
yaşadığı yıkıma rağmen bütün gücüyle Kürtlere, özellikle de Rojhelat Kürtlerine
saldırmaya devam etmektedir. Güney Kürdistan da eşzamanlı olarak hem İran’ın
hem Irak‘taki Haşdi Şabi güçlerinin yoğun saldırılarına maruz kalmaktadır. Son
savaşta İran büyük darbe alırken Kürtler de ciddi risklerle karşı karşıya bulunmaktadır.
Özetle İran’ın darbe alması uzun vadede Kürt halkının mücadelesi bakımından
yeni imkanlar doğurabilir ama bu bugünden yarına Kürtlere özgürlük yolunu
açacağı anlamına gelmez.
Son dönemdeki gelişmeler İran’ın bölge ve dünya barışı için ne kadar büyük
bir tehdit olduğunu bir kez daha gösterdi. Mevcut rejim mezhepçi, şoven ve
emperyal bir zihniyete sahiptir ve ayakta kaldığı sürece bölgeyi tehdit etmeye
devam edecektir. Bu nedenle İran’daki rejimin hemen değilse de mutlaka
yıkılacağını düşünüyorum.
İran’daki Kürtlerin yapması gereken, tam da yaptıkları gibi, ulusal
ittifaklarını kurmak, bölgesel gelişmeleri yakından izlemek, kısa vadeli
hesaplara ve anlık fırsatlara prim vermeden sağduyulu ve akılcı bir mücadele
stratejisi izlemektir. Bu alanda yapılacak
ikinci şey uluslararası plandaki diplomatik girişimleri kararlılıkla
sürdürmektir. Kürt halkının özgürlük mücadelesi için uluslararası desteğe
ihtiyaç var. Diğer yandan ABD’nin izlediği günübirlik, istikrarsız ve ilkesiz
politika Kürtlere güven vermekten uzaktır. Buna rağmen Kürtler uluslararası
diplomatik girişimleri aksatmadan sürdürmeli, bu yöndeki çabaları
küçümsememelidir. Bu gün Kürtlerin dünya kamuoyu nezdinde ciddi bir ağırlığı ve
etkileme kapasitesinin olduğunu biliyoruz. Ocak ayında Rojava vesilesiyle Kürt
halkının ortaya koyduğu küresel direniş bunun açık örneğidir. Kürtlerin diasporadaki söz konusu gücü bugün
Rojhelat Kürdistanı için de etkin bir biçimde kullanılmalıdır.
Son tahlilde Kürt halkı haklı davasına ve ulusal birliğine güvenerek
uzun soluklu bir mücadeleyi esas almalıdır.
Kesin olan şudur; Kürt karşıtı nizam çözülüyor, eskisi gibi yönetemiyorlar.
Kürt halkına karşı giriştikleri vahşi saldırılar, onların güçlü olduklarını
değil, çaresizlik ve korkularını gösteriyor. Onların yeri tarihin çöplüğüdür,
Kürt halkı ise haklı ve onurlu mücadelesini er geç ulusal özgürlük ile
taçlandıracak.
* Son
olarak okuyuculara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.
psk-riyaazadi.org
2026-06-06PSK: Burjuva Kibrini Ve Şovenizmi Reddediyoruz!
2026-06-04Bay Kemal'in Kemal Bey, Öcalan'ın kurucu önder olmasının hikmeti
2026-06-04Hassan Zadeh, İran'da riskler ve fırsatlar konusunda Kürtleri uyarıyor
2026-06-03PSK: Kuşatma Çemberini Gücümüzü Birleştirerek kırabiliriz
2026-06-01Ezidî Dernek ve Kurumlarının Ortak Açıklaması
2026-05-27Bayram Bozyel: Halkımızın Kurban Bayramı Kutlu Olsun
2026-05-23PSK: CHP’ye Yönelik Mutlak Butlan Kararı Yargının Siyasete Açık Müdahalesidir
2026-05-11Devlet nefreti, devlet şiddeti!
2026-05-07Bayram Bozyel: “Kürt halkına umut olacak kalıcı, kapsayıcı ve kurumsal bir ulusal birlik mekanizması oluşturmayı hedefliyoruz”
2026-05-05Barış İçin Aidiyet mi Yoksa Pazarlık mı?
2026-05-04PSK:Dersim Tertelesi’ni Unutmadık!
2026-04-03PSK: Amedspor’u kutluyoruz
2026-04-30PSK: Yaşasın 1 Mayıs: Emek, Özgürlük ve dayanışma Bayramı
2026-04-26Sürecin pause tuşuna kim bastı?
2026-04-26Süreç ve Kürt Siyaseti
2026-04-24PSK: Ermeni Soykırımı Kurbanlarını Saygıyla Anıyoruz
2026-04-21PSK: 22 Nisan, Kürd Gazetecilik Günü Kutlu Olsun!
2026-04-20PSK Genel Başkanı Bozyel; Kürt Halkı Ergeç Özgürlüğüne Kavuşacak
2026-04-10PSK: Ortadoğu’da Barış Kürt Halkının Ulusal Haklarını Tanımaktan Geçer
2026-04-01Maduniyet ve Duygulanımsal Kolonizasyon