

2026-04-26
Ankara
kulislerine göre devlet kurumları PKK’nın silah bırakma kararına ters işler
yaptığını raporluyor. Bazı tespitler devletin vereceği teyidi geciktiriyor.
Yasal düzenlemenin gecikmesiyle ilgili bir başka mesele de Öcalan’ın statüsü
tartışmaları.
Yıldıray
Oğur
Kimsenin
şans tanımadığı çözüm süreci nehirleri aştı ama kuru derelerde takılmış
görünüyor.
İmralı’ya
dahi giden Meclis Komisyonu sürecin esas amacı olan PKK’lılarla ilgili yasal
düzenlemeyi bir türlü çıkarmak için gündemine almıyor.
Mayıs
geldi. Kurban Bayramı ve 19 Mayıs tatili derken, Mayıs ayının yarısı da tatil.
Sonra yaz.
DEM tabii
ki iktidarı adım atmaya çağırıyor bunun için kampanya başlattılar. Öcalan’ın
mesajları biraz daha karışık.
Peki,
iktidar neden adım atmıyor?
23 Nisan
resepsiyonuna kadar durum daha kötümserdi.
Resepsiyonda
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yine DEM’lilerin yanına gitti.
“Masa
sağlam mı” esprisinden sonra, doğrudan soruyu soran yani “Kürt sorunuyla ilgili
yasal düzenlemeler ne zaman çıkacak” diyen gazeteci arkadaşımıza cevap verirken
önce, gün içinde Meclis’te çok güçlü bir konuşma yapmış olan Tuncer Bakırhan’a
döndü:
“Durduk mu”
diye sordu, oradan gelen hayır anlamındaki cevap üzerine “Durmak yok, aynen
devam” dedi.
Erdoğan’ın
bu tutumu önemli. Çünkü süreçte mühür şu anda onun elinde.
23 Nisan
özel oturumunda konuşan Bakırhan da bunu söyleyerek, Erdoğan’a seslenmişti:
“Sayın
Cumhurbaşkanı, barış şimdi ona vurulacak mührü bekliyor. İktidar olarak
sorumluluk sizdedir.
Süleyman
sizsiniz, mühür sizdedir.
Anaların
barış duası sizinledir. Millet hazırdır. Türkiye hazırdır. Tarih hazırdır.
Şimdi barışın tam zamanıdır!”
Peki neden
bu tereddüt?
Aslında
bunun cevabını sürecin başından beri siyaseten en büyük destekçilerinden biri
olan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş biraz verdi.
Şöyle dedi:
“Ben size
şu gün olur, bugün olur demem ama bir an evvel lafının da altını çiziyorum.
Çünkü hakikaten hayırlı işlerde acele etmek lazım.
İşin çok
zor kısmı geride kaldı. Bundan sonraki kısımlarında da örgütün silah bıraktığı
ve hakikaten kendisini feshettiğini ayan beyan ortaya konulmasıyla birlikte bu
süreç çok hızlanır.
Eğer en
başta ortaya konulmuş olan, örgütün silahlarını bırakma takvimine riayet
edilmiş olsaydı zaten bu mesele şimdiye kadar çoktan çözülmüş olurdu.”
Ankara kulislerine
göre devlet kurumları PKK’nın silah bırakma kararına ters işler yaptığını
raporluyor.
Kandil’de
kazılan tüneller gibi somut bazı tespitler PKK’nın silah bıraktığıyla ilgili
devletin vereceği teyidi geciktiriyor.
İran
savaşı, Irak’ta işlerin karışması PKK’nın silahları bırakmak için şimdi iyi
zaman mı kafa karışıklığı yaşamasına neden olmuş olabilir.
Öcalan’ın
Şubat ayı başındaki İmralı görüşme tutanağındaki şu bölüm de tartışma açısından
önemliydi:
“40 yıldır
katlandım bu tarza ama bana sorun, nasıl katlandım. ‘Bebek katili’ tanımlaması
yaptılar. Bana bebek katili denemez. 40 yıldır bu savaş tarzının acısını
çekiyorum ama artık bana çektiremeyecekler. Savaşın da barışın da sahibi
kendileri olacak. Beni kendi savaş tarzlarına alet edemezler. Devlet de imhada
ısrar ediyorsa onlara da söylüyorum; madem öyle gidin terör ile mücadele eden
siyasetçilerinizle terörü bitirin. Harekete de söylüyorum; o zaman gidin kendi
savaş tarzınızla beni alet etmeden yürütün.
Davulu
boynuma asıp herkes istediği tokmağı vuramayacak. Varsa yetenekleri
uygulayabilirler yok eğer bana mal edilecekse, böyle olmaz. Şimdi göreve beni
çağırdılar. 40 tane tokmak çıkmış davula vur da vur. Bu sese nasıl dayanılır?
Davul boynumda ve her gelen vuruyor. Davul sesi korkunç. Kakofoniden barış sesi
duyulmuyor. Ses duyulmuyor. Bunu niye uzatıyoruz? Toplumun yüzde 80’i barış
istiyor. Yönteme destek ise yüzde 20 deniyor. Toplum ‘Bu yöntem yanlış’ diyor.
Yöntemden rahatsız olan toplumu işkenceye tabi tutmayalım. Yol yöntem
önerebilirsiniz. Süre vs. meselesi de yanlıştır. An bu andır. Gün başarma günü,
yeni karar günü ve mücadele günüdür.
İcranın
başında benim olmam lazım. Stratejik amacım barış ve bunu gerçekleştirmeliyim.
Kandil özgürlüğümü dile getiriyor. Ama yanlış sözlerle ifade etmemeliler.
Özgürlüğüm icra için gerekli. Ben burada da kalabilirim. Ama yasa bütün
arkadaşları kapsamalı. Bazı arkadaşlar için sınırlı bir siyaset yasağı da
olabilir. Örneğin beş yıl gibi. Meclis’e gelmeyeceğiz, ancak diğer siyasi
haklarımızı koruyacağız. Sürekli siyaset yapacağız. Bunların hepsini kapsayan
bir demokratik siyaset koşulu gerekir. Meclis buna dair bir karar alırsa, süreç
uzamaz. A noktası merkezi ise B noktası yereldir. Savunmasız değiliz; en otoriter,
en kurallı, kanunları en çok bilen bir demokratik cumhuriyet grubuyuz. Bu
sürecin yaratıcısı, bu kadar kitlenin yol göstericisi olarak ben de devletin
demokratik kanadı olurum.”
Öcalan’ın
açıklamasından yasal adımın içeriğiyle ilgili bir tartışma olduğunu da
anlıyoruz.
Şu bölümde
harekete de sitem etmesi dikkat çekici:
“Savaşın da
barışın da sahibi kendileri olacak. Beni kendi savaş tarzlarına alet edemezler.
Devlet de imhada ısrar ediyorsa onlara da söylüyorum; madem öyle gidin terör
ile mücadele eden siyasetçilerinizle terörü bitirin. Harekete de söylüyorum; o
zaman gidin kendi savaş tarzınızla beni alet etmeden yürütün.”
Yasal
düzenlemenin gecikmesiyle ilgili bir başka mesele de Öcalan’ın statüsü
tartışmaları olabilir.
DEM
Partililer Öcalan’a İmralı’da bir bina yapıldığını deşifre etmişler, Pervin
Buldan verdiği bir röportajda Öcalan’ın statüsüne bir ad konması gerektiğini
söylemişti.
Bu
konuların da yüksek sesle kamuoyu önünde konuşulması iktidar çevrelerini
rahatsız etti.
Öcalan da
Şubat ayındaki görüşmesinde şöyle demiş:
“Bir bina
yapmışlar, binanın statüsü önemlidir. Ne hapishanedir ne de evdir… Ne kuştur ne
devedir… Bu durumda bu binaya gitmem. Siyasi hukuki boyutu düşünmeden olmaz.
Bir devlet böyle iş yapmaz. Hukuki boyut önemlidir. Ruhen bu statü ile
yaşayamam. Coşkulu görünüyorum çünkü hayırlı iş yapıyorum. Ama ‘Öyle kal,
gerisini biz yaparız’ denemez. Siyasetin durumu budur. Ama olmayacak duaya âmin
demem. Sorun etmiyorum. En son özgür olması gereken ben olayım.”
Öcalan’ın
statü talebinin yüksek sesle ifadesi çözüm sürecinin siyasi maliyetini düşünen
Erdoğan’ı durdurmuş olabilir.
Ama
anlaşılan bu konu konuşuldu. DEM’liler bu konuyu daha sonra açmadılar.
Büyük
fotoğraf içinde tüm bunlar ayrıntılar olarak kalıyor.
Öcalan’ın
Şubat görüşmesinde çok net İsrail karşıtı mesajları, Suriye ve İran bağlamında
söylediği ve Ankara’yı memnun etmesi gereken kaygılar hala aynı sayfada
olunduğunu gösteriyor.
PKK askeri
olarak ne hazırlık yapıyorsa yapsın nihayetinde ABD ve İsrail’in açık
tekliflerine rağmen PKK, PJAK üzerinden İran meselesinden uzak durdu.
Ama bunlar
Ankara’daki PKK konusundaki şüphecilerin kaygılarını gidermiyor.
Ankara’da
devlet kurumları arasında yasa konusunda iki görüş olduğu anlaşılıyor.
Birinci
görüş özetle “son PKK’lı da silah bıraksın sonra yasa çıkaralım” diyor.
İkinci
görüş, bunun teknik olarak imkansız ve metodolojik olarak de daha önceki benzer
süreçlerde denenmemiş bir yöntem olduğunu söylüyor.
PKK’nın
silahları tamamen bıraktığının teknik ve istihbari olarak tam olarak teyit
edilemeyeceği, bunun için önce yasanın çıkması gerektiğini savunanlar da özetle
şöyle diyor:
“Yasayı
çıkaralım, teklifimizi masaya koyalım, belli bir zaman sınırı koyalım.
PKK’lılar gelip yasadan yararlansın.”
Çünkü yasa
belli olmadan PKK’lıların savaşın ortasındaki bir coğrafyada silahları bırakıp,
kamplarından ayrılıp bir yere toplanmasını beklemek gerçekçi değil.
Tam olarak
kendilerini neyin beklediği konusunda şüpheli PKK’lılar da silahlara ve
kamplara veda için yasanın içeriğini görmek istiyor.
Zaten
örgütün yönetici grubunun yasadan yararlanamayacağı onların yurtdışında
kalacağı az çok belli oldu. Bu konuda PKK’da da bir itiraz görünmüyor.
Ama PKK’nın
silah bırakan bir örgütün yapmayacağı hazırlıklar yaptığıyla ilgili Ankara’ya
ulaşan raporlar, birinci görüşü savunanların elini güçlendiriyor.
O yüzden de
yasal süreç yavaşlıyor.
Erdoğan’ın
“durmak yok” çıkışı o yüzden kritik.
Çünkü
DEM’liler bu yavaşlama yüzünden CHP’yle daha yakın mesajlar verdikçe, iktidar
kanadı ve Erdoğan’ın sürece tutumunda da şüphecilik artıyor.
O yüzden
Bakırhan’ın Erdoğan’a “Süleyman’ın mührü sizde” çıkışı, bu siyasi buzları
eritmiş olabilir.
Tabii orada
buzlar erirken, CHP’yle ilişkileri germiş de olabilir.
Özgür
Özel’in bu çıkışa verdiği padişahlı cevap bunu gösteriyor.
23 Nisan
resepsiyonu sonrası hava; Erdoğan yeniden pause tuşuna basabilir ve yasal süreç
devam edebilir.
Serbestiyet
2026-04-26Süreç ve Kürt Siyaseti
2026-04-24PSK: Ermeni Soykırımı Kurbanlarını Saygıyla Anıyoruz
2026-04-21PSK: 22 Nisan, Kürd Gazetecilik Günü Kutlu Olsun!
2026-04-20PSK Genel Başkanı Bozyel; Kürt Halkı Ergeç Özgürlüğüne Kavuşacak
2026-04-10PSK: Ortadoğu’da Barış Kürt Halkının Ulusal Haklarını Tanımaktan Geçer
2026-04-01Maduniyet ve Duygulanımsal Kolonizasyon
2026-03-30“Hatalar yaptık. Son çatışmalar gereksizdi”
2026-03-29Bayram Bozyel: İran, Kürt düşmanlığında bütün limitleri aşıyor
2026-03-26Dr. Rojin Mukriyan: İran saldırıları küresel bir dizaynın parçasıdır
2026-03-17Gerilimin Tırmanması Neden İran’ın Lehine?
2026-03-16PSK: Halebce’nin Yarası Kanamaya Devam Ediyor
2026-03-16Hak isteyen Kürt neden “İlkel Milliyetçi” oluyor?
2026-03-16Kimse Öcalan’ın Haysiyetini İade Edemez
2026-03-16Kuzey Kürdistan Ulusal Birlik Girişim Konferansı Deklerasyonu
2026-03-15İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı’ndan Önemli Çağrı
2026-03-11Prof. Hamit Bozarslan ile söyleşi
2026-03-09Kürt Ulusunun Ulusal Egemenlik Hakkı ve Sosyalizm
2026-03-09Rojhilat Siyasi Güçler İttifakı’ndan açıklama
2025-03-07PSK: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü Coşkuyla Kutluyoruz
2026-03-05Doğu Kürdistan’da Halkımızın Özgürlük İradesi Galebe Çalacak