

2026-04-26
Mesut Yeğen
Süreç
komisyonu çalışmasını tamamlayalı iki ay, “hele bir geçsin” denilen bayram
geride kalalı bir ay oldu, ancak süreç yasası taslağından haber yok. Haber
olmadığı gibi, ne zaman olur sorularının cevabı, bir açıklama, bir izahat da
yok.
Başından
beri ağırdı, başından beri yavaştı ama bir süredir hareket etmiyor. Memleketi
elli senedir uğraştıran silahlı faaliyeti durdurup, etrafı saran yangından
ülkeyi muhafaza edeceği rivayet edilen süreç durmuş, ilerlemiyor. Süreç
komisyonu çalışmasını tamamlayalı iki ay, “hele bir geçsin” denilen bayram
geride kalalı bir ay oldu, ancak süreç yasası taslağından haber yok. Haber
olmadığı gibi niye ortada bir yasa taslağı yok, ne zaman olur sorularının
cevabı, bir açıklama, bir izahat da yok.
Fena
başlamamıştı hâlbuki. Bahçeli’nin konuşmaları ve Öcalan’ın çağrıları devletle
PKK’nin, bölgede büyüyen yangının Türklerle Kürtleri içine almaması için
yapılabilecekler konusunda ortaklaşabilecekleri havasını vermiş, bu havaya uygun
olarak da Öcalan meşhur 27 Şubat çağrısını yapmış, ardından PKK Öcalan’ın
çağrısına uyarak Mayıs ayında kendisini feshetmiş, Temmuz’da da silahsızlanma
yolunda sembolik ilk adım atılmış ve birkaç silah deposunun “yetkililere”
teslim edildiği haberleri çıkmaya başlamıştı. Öyle ki, barış güvercininin bir
kanadının takıldığı, ikinci kanadının takılması için görevin devlette ya da
iktidarda olduğu söylenir olmuştu.
Ne var ki,
ikinci kanadı takması beklenen iktidar işleri ağırdan almayı seçti. Temmuz
ayında silah bırakmanın ilk adımı atıldığında iktidar cenahı sürece siyasi ve
hukuki bir çerçeve oluşturacak Meclis Komisyonunu kurma işini Ekim ayına
bırakmanın yollarını arıyor, CHP’nin ısrar ettiği demokratikleşme paketini
işlerin dışında tutmaya çalışıyordu. Komisyon Ekim ayına kalmadan kurulup
çalışmaya başladığındaysa, haftalar, süreci uzatmaktan başka bir işe yaramadığı
bugün iyice anlaşılan dinlemeler serisiyle geçti ve ancak iki ay önce bir
siyasi ve hukuki çerçeve önerisi ortaya kondu. Ne var ki, komisyonun
çalışmalarını tamamlayıp iyi kötü bir çerçeve önermesinin üzerinden iki ay
geçmesine rağmen ne doğrudan süreçle ilgili bir adım atıldı ne de süreci
kolaylaştıracağı varsayılan AİHM ve AYM kararları uygulandı. Hep yavaş
gitmesine alıştığımız süreç iki aydır hareket etmiyor.
Atalet Faktörleri
Adlı adınca
ve doğru düzgün hiç tartışılmadı ama süreçteki atalet uzun zaman Suriye’yle,
Suriye’deki süreçle açıklandı. Gecikme, çok yakın zamana kadar Suriye
Kürtleriyle yeni rejim arasındaki ilişkinin nasıl seyredeceğinin bekleniyor
olmasıyla izah edildi. Ocak ayında rejimle Kürtler arasında Türkiye’nin de olur
verdiği bir mutabakatın oluşmasıyla, Suriye gecikmeye yol açabilecek bir faktör
olmaktan çıktı.
Suriye bir
faktör olmaktan çıktı ancak atalet devam etti. Yine adlı adınca konuşulmuyor
ancak bir zamandır da İran savaşıyla silahsızlanmanın teyit ve tespitindeki
gecikmenin atalete yol açtığı fısıldanıyor. Fısıldananlar doğruysa ve İran
savaşı bir atalet faktörüyse ciddi bir sorunumuz var demek. Şundan: İran
savaşının, İran etrafındaki fırtınanın yakın zamanda dinip dinmeyeceği
belirsiz, muhtemelen dinmeyecek, dinse bile yine muhtemelen yeniden başlamak
üzere dinecek. Kaldı ki İran’la ilgili tek mesele belirsizlik değil. Süreç
perspektifinden bakıldığında İran’la Suriye’yi aynı çerçevede değerlendirmek
pek isabetli değil. Değil, çünkü İran’da Kürtlerin ne yapacağının ya da
Kürtlere ne olacağının belirlenmesinde PKK’nin (PJAK) bir etkisi olacaksa bile
Suriye’dekine (SDG) kıyasla çok zayıf olacak. Dolayısıyla, merkezinde PKK’nin
silahsızlanmasının olduğu süreci İran Kürtlerinin ne yapacağına bağlı olarak
kalibre etmek, sürdürmek ya da yavaşlatmak pek makul görünmüyor. Süreci aylarca
sürebilecek İran belirsizliğine ya da Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmeyen İran
Kürtlerinin ne yapacağına bağlamak, sürecin temposunu İran faktörüyle ayarlamak
pek isabetli değil.
Ataleti
açıklamak üzere fısıldanan diğer bir faktör de silahsızlanmanın teyit ve
tespitinde yaşanan gecikme. Bir zamandır şu açıklama dolaştırılıyor: PKK’nin
bütün silahlarını bırakıp, bütün mevzilerini boşalttığı teyit edilemediğinden
yasanın çıkması gecikiyor. Gecikmenin ya da hareketsizliğin esas sebebi buysa
da işimiz zor. Şundan: Yasanın çıkması tespit ve teyidin tamamlanmasına
bağlanmış ve fakat yasa çıkmadan silahsızlanmanın tamamlanması pek muhtemel
görünmüyor. Örgütün silahlı faaliyeti sonlandırma kararından vazgeçmesi mümkün
görünmese de dağın başında bütün silah ve mevzileri bırakıp yasayı beklemeye
geçmeyi kabul etmesi de pek mümkün görünmüyor. Diğer deyişle yasayı
silahsızlanmanın önüne koymak kadar silahsızlanmayı yasanın önüne koymak da
işleri zorlaştıracağa benziyor. Bu durumda yakın zamanda olabilecek olan şu
gibi: Ya PKK’nin silahsızlanmasının teyidine dair yetkililerle örgüt arasında
bir uzlaşma oluşur ve yasa çıkar ya da teyit veya teyide dair bir uzlaşma
gerçekleşene kadar süreç hareketsiz kalır. Hep konuşulan enfekte olma riskine
açık kalarak herhalde.
Askıda Siyaset
Süreçteki
atalet ve hareketsizlik sadece süreçle ilgili bir hal olarak kalmıyor, Türkiye
siyasetini ve Kürt siyasetini de etkiliyor, ikisinde de kritik sonuçlara yol
açıyor. Süreç hareketsiz kalırken zaman hareket ettiği için atalet sürecin
aşırı araçsallaştırılması ihtimaline kapı aralıyor. Hareketsizlikle zaman
harcandıkça seçim takvimi yaklaşıyor ve sürecin akıbetiyle seçim hesapları iç
içe geçmeye hazır hale geliyor. Diğer deyişle, atalet seçimin süreç
hesaplarına, sürecin de seçim hesaplarına dolanmasına zemin hazırlıyor. Seçim
hesaplarından bütünüyle bağımsızlaştırılması mümkün değilse de sürecin seçim
hesapları etrafında aşırı araçsallaştırılmasının ülke için pek hayırlı
olmayacağını kabul etmek zor olmasa gerek. Memleketi elli senedir uğraştıran
silahlı faaliyeti durdurup, etrafı saran yangından ülkeyi muhafaza edeceğine
rivayet edilen süreci kendinde bir kıymet olarak düşünüp, kendi parametreleri
etrafında ele almak herhalde daha isabetli olurdu. Memleketin en az elli
senelik köklü bir derdini halledecek bir işi “Kim cumhurbaşkanı olsun?” ya da
“Kim cumhurbaşkanı olacak?” soruları etrafında zorlamak pek makul değil ancak
artık geç galiba. Süreç, belli ki, şu ya da bu seviyede araçsallaştırılacak.
Ümit edelim az araçsallaştırılsın, dileyelim araçsallaştırılması süreci
rayından çıkarmasın.
Süreçteki
atalet Türkiye siyasetini olduğu gibi Kürt siyasetini de etkiliyor. Süreç
başladığından beri, Kürt siyaseti, deyim yerindeyse, askıda siyaset modunda.
Süreç, başladığı ilk günden itibaren, DEM Parti siyasi gündemin diğer bütün
başlıklarından kopup tek gündeme hapsolmuş halde. Sadece Türkiye’nin değil,
Kürt meselesinin süreç haricindeki başlıkları da DEM Parti’nin gündemine
girmekte zorlanıyor. PKK’nin silahlı faaliyeti Kürt meselesinin tanımlayıcı
ögesi, DEM Parti de Kürt meselesinin başat taşıyıcısı olduğundan, partinin
sürece gömülmesi anlaşılmaz değil elbette. Sürecin tarafları arasında iletişimi
sağlamak ve süreci Kürt kamuoyuna anlatmak işlevleri elbette çok önemli. Ne var
ki, DEM Parti’nin, uğruna Türkiye siyasetinin ve Kürt meselesinin “diğer”
başlıklarından koptuğu sürecin seyri üzerinde aman aman bir etkisi yok, olacak
gibi de görünmüyor. DEM Parti’nin bütün gövdesiyle gömüldüğü süreç hareket
etmiyor ve fakat Türkiye’nin anayasızlaştırma, otoriterleşme, seçimlerin gaspı,
ifade ve örgütlenme özgürlüğünün kısıtlanması ve Kürt meselesinin hapisteki
siyasiler, yerel demokrasinin genişletilmesi, Kürtçenin kaybı ve Kürtlüğün
kriminalize edilmesi gibi başlıkları olduğu yerde duruyor. Sürece gömülmüş
olması DEM Parti’yi bütün bu başlıklarda siyaset yapmaktan uzak tutuyor, Süreç
DEM Parti’yi bütün bu başlıklarda siyaset yapmaktan alıkoymanın aracı haline
geliyor.
Özetle,
vaziyet şu: Süreç ilerlemiyor, Kürt siyaseti askıda; bu esnada zaman ilerliyor,
seçim takvimi kısalıyor, anayasızlaştırma, otoriterleşme, seçimlerin gaspı,
Kürtçenin kaybı, Kürtlüğün kriminalize edilmesi gibi işler de aynen devam
ediyor.
Siyasete Dönüş
Hareketsiz
süreç, askıda siyaset, süregiden statüko ve kısalan seçim takvimi vaziyetinden
iktidarın rahatsız olduğunu söylemek zor. Aksine, Erdoğan muhtemelen durumdan
pek memnun ve yine muhtemelen vaziyeti tanımlayan “düğümü” mümkün en geç
tarihte çözmeye ya da çözer gibi yapmaya çalışacaktır. Bu durumda DEM Parti’nin
kabaca iki seçenek arasında bir tercih yapması kaçınılmaz görünüyor: Erdoğan’ın
takvimine bağlı kalıp, siyasetin takvimiyle sürecin takviminin iç içe
geçirilmesine rıza göstermek ya da süreçteki ataletin siyasi atalete yol
vermesine son vermek üzere ikisinin takvimlerini ayrıştırıp, partinin kendi
takvimini oluşturmaya çalışmak. İlk yoldan ne çıkacağını tahmin etmek zor
değil: Seçimlerin arifesine eriştirilmiş bir süreç ve “düğümü” seçim arifesinin
sıkıştıran şartlarında çözmeye çalışmak.
Bu
istenmiyorsa DEM Parti’nin önündeki diğer seçenek süreçle beraber siyaset
yapmak, siyaseti askıdan indirerek sürece devam etmek. Sürecin aktörleri
arasında iletişimi sağlamak ve süreci toplumsallaştırmak işlevlerini görmeye
devam ederken siyaset yapmak, sürecin takviminden özerkleştirilmiş bir siyaset
gündemi takip etmek DEM Parti gibi bir parti için o kadar zor olmasa gerek.
Partinin hem örgütsel hem de entelektüel kapasitesi buna uygun görünüyor.
Partinin kapasitesi Kürt sorununun çözüldüğü Türkiye nasıl bir yer olur, nasıl
bir yer olmalı üst başlığı altında, yeni anayasa, yeni hükümet sistemi, yeni
bölge, yeni bölüşüm ilişkileri, yeni ekonomi, yerel demokrasi gibi konuları
tartışmaya açmaya, iktidarı ve muhalefeti bu tartışmaya çağırmaya yeterli
görünüyor.
DEM Parti
süreç öncesi ezberine, bildik aktivizm siyasetine dönmeden bu türden bir
tartışmayı toplumsallaştırmayı becerebilir ya da buna vesile olabilirse süreç
ve siyaset takvimlerinin ayrışmasını sağlamakla kalmayıp süreci hızlandırabilir
de. Sürecin seçimler için araçsallaştırılmasının önüne geçmenin yolu belki de
askıda siyaset halinden vazgeçip siyasete dönmekten geçiyordur.
Perspektif
2026-04-26Sürecin pause tuşuna kim bastı?
2026-04-24PSK: Ermeni Soykırımı Kurbanlarını Saygıyla Anıyoruz
2026-04-21PSK: 22 Nisan, Kürd Gazetecilik Günü Kutlu Olsun!
2026-04-20PSK Genel Başkanı Bozyel; Kürt Halkı Ergeç Özgürlüğüne Kavuşacak
2026-04-10PSK: Ortadoğu’da Barış Kürt Halkının Ulusal Haklarını Tanımaktan Geçer
2026-04-01Maduniyet ve Duygulanımsal Kolonizasyon
2026-03-30“Hatalar yaptık. Son çatışmalar gereksizdi”
2026-03-29Bayram Bozyel: İran, Kürt düşmanlığında bütün limitleri aşıyor
2026-03-26Dr. Rojin Mukriyan: İran saldırıları küresel bir dizaynın parçasıdır
2026-03-17Gerilimin Tırmanması Neden İran’ın Lehine?
2026-03-16PSK: Halebce’nin Yarası Kanamaya Devam Ediyor
2026-03-16Hak isteyen Kürt neden “İlkel Milliyetçi” oluyor?
2026-03-16Kimse Öcalan’ın Haysiyetini İade Edemez
2026-03-16Kuzey Kürdistan Ulusal Birlik Girişim Konferansı Deklerasyonu
2026-03-15İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı’ndan Önemli Çağrı
2026-03-11Prof. Hamit Bozarslan ile söyleşi
2026-03-09Kürt Ulusunun Ulusal Egemenlik Hakkı ve Sosyalizm
2026-03-09Rojhilat Siyasi Güçler İttifakı’ndan açıklama
2025-03-07PSK: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü Coşkuyla Kutluyoruz
2026-03-05Doğu Kürdistan’da Halkımızın Özgürlük İradesi Galebe Çalacak