

2026-06-29
TEMA vakası, “anti hukuk”un artık yapısallaştığını gösterdi: Güvenlik-yargı bürokrasisi kadro olarak, çalışma tarzı olarak, bilgi derleme ve işleme yöntemleri olarak, teknolojik altyapı olarak “olgunlaşmış” durumda. Gönüllülerin tutuklanması için değil, serbest bırakılması için talimat gerekliydi.
Ali Duran Topuz
NATO zirvesinden önceki gözaltı ve tutuklama sürecine baktığımızda bir yandan “anlaşılır” bir dizi görüyoruz: Politik mücadele içinde olan ya da politikleşmiş meslekleri icra edenler hedef alınmış, işte sendikacı, avukat, LGBTİ+ aktivisti, feminist akademisyen, avukat… Tamamen hukuksuz olsa da neden hedef alındıkları anlaşılır. Anlaşılmaz görünen TEMA gönüllülerinin alınması, dahası tutuklanması. Ekolojik meseleleri “eylem” hatta “bilgi” bile değil, duygu çerçevesinde ele alan, modern-güncel ekolojist mücadeleyi değil biraz eskide kalan “çevre duyarlılığı” kavrayışını esas alan kişiler oldukları daha sıfatlarından belli, “gönüllü”dür onlar.
Ağırlıklı olarak darbe dönemlerinden sonra görülen ve derbımesel halini almış idari-adli “hatalı gözaltı”lara, tutuklamalara aşinayız, merkeze bildirdikleri gözaltı sayısını tamamlamak için seyyar satıcıyı alan polisler, “Bağımsız Türkiye” lafını “Bakımsız Türkiye” diye anlayıp söyleyen ama alınmaktan kurtulamayan ihtiyar, evindeki sarmaşığın “orak çekiç şeklini aldığı” için yargılanan genç, Öcalan’a benzetilen tuzluktan başı derde giren esnaf, sattığı kumaşlar içinde sarı, yeşil ve kırmızı toplar olduğu için bölücülükle suçlanan manifaturacı filan. Bunlar artık kimseye komik gelmiyor, çünkü yıllardır böyle şeyler “hata” değil, doğrudan “hukuk gereği” görünümüyle karşımıza çıkıyor. Fakat “hukuk gereği” karşımıza çıkanlarda yine hedef alınan kişiye yönelik bir siyasal iradenin devrede olduğunu görüyoruz: Osman Kavala ve Gezi Davası mağdurları, İmamoğlu’mun diploma davası gibi… Fakat TEMA meselesi yine de tuhaf kalıyor: Ne eski tip “hata”lara benziyor, ne çok kanıksanmış hale gelen “hedef kişiler” olmaları söz konusu. Yeni nereden baksan tuhaf, nereden baksan anlaması zor görünüyor.
BİR KAZA DEĞİL
Bu tutuklama ve gözaltılar, iktidarın işi ne kadar abarttığına delil sayıldı. Arka plana baktığımızda gayet dikkat çekici bazı şeyler var, mevcut hukuk uygulamalarına hakim olan çalışma biçiminin özelliklerini ortaya koyan şeyler. Özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra hızlanan hukuki dönüşümün “anti hukuk”a yönelen gidişatını anlamak için işe yarar şeyler.
Fakat bu tuhaflığın bir “istisna” ya da bir “kaza” değil, 7 Haziran 2015’ten bu yana inşası süren rejimin “anti-hukuk” işlemlerinin artık yapısallaştığını ve oluşmaya başlayan yapının işleyiş biçimine hakim olan mantığın olağan bir sonucu olduğunu öne süreceğim. İkincil, arızi bir semptom değil yani.
İlerlemek için geçenlerde ölen büyük İtalyan tarihçi Carlo Ginzburg’un bir ifadesini “şiar” olarak alacağım: “Yasaları sıradışılıklardan yola çıkarak anlayabiliriz. Ama kurallardan yola çıkarak sıradışılıkları öngöremeyiz.” Levent Yılmaz sözü aktardığı K24’teki çok güzel yazısında kullandığı bu ifadeyi ele alırken, “Normal olan, anormal olanı açıklayamaz; ama anormal olan, normal olanın sınırlarını, varsayımlarını, kör noktalarını ifşa eder” diyor. Ben de TEMA vakasının yürürlükteki “anti-hukuk”un yani yeni “hukuki normal”in anlaşılması için TEMA meselesinin istisnai görünüşünü analiz etmenin işe yarayacağı kanaatindeyim.
ÖNLEYİCİ TAKİP AYGITI
TEMA Vakfı gönüllülerinin hallerini kamuoyuna en iyi, en yakından aktaran isim Barış Pehlivan oldu. Cumhuriyet’teki yazısı bir yazı olmayı çok aşan bir gazetecilik işiydi. NATO gözaltılarının yol açtığı “Ankara’daki Maocu enflasyonu”nu fotoğraflayan Terkoğlu’nın yazısından şunları öğreniyoruz:
-Polis TEMA gönüllülerini Nallıhan kuş cennetine geziiye gittikleri 3 Haziran günü üç defa drdurup GBT’ye tabi tutmuş. Çünkü aynı güzergahta madencilerin eylemi varmış, zaten geziden dönerken Beypazarı’nda kafileyle madencilerin yolları kesişmiş. Kesişmiş derken, görmüşler, yoksa yanlarına gitmiş filan değiller.
-Polis geziye katılanlar hakkında araştırma (soruşturma aslında) da yapmış; tutuklananlardan birinin yakını 10 gün önce polisin hepsi hakkında komuşlarından bilgi toplamaya çalıştığını anlatıyor.
-Hepsine TKP/ML sorulmuş, “örgüt size silahlı, silahsız eğitim verdi mi” dahil.
-İçlerinde “en politik” olan kişi, CHP’li olan biri.
Hal böyleyken “tutuklama” nasıl olur? Bu tuhaflığın tuhaf olmayan bir açıklaması var mı?
Anlatılanlara bakarsak şunu görüyoruz: Bir tür sivil toplum, “çevreci” bir vakıf söz konusu. “Gönüllüler” denilen kişiler vakıf çalışmalarına maddi katkı da sunan etkinlikleri seven kişiler. Gezi günü “polisiye-adli” mekanizmanın rasatına takılmaları tamamen bir tesadüf, üç kere GBT yapılması kendilerine değil, o gün devam eden işçi (madenci) eylemine karşı alınmış tedbirlerin sonucu. Tedbirin anlamı açık: İktidar, hiçbir eylem grubunun başka gruplarla temas kurmasını istemiyor, dayanışma olanaklarını, eylemde ortaklaşma ihtimalini, ortak mücadele tehdidini savuşturmaya yönelik bir “önleyici polisiye çark” eylemin etrafında tüm hızıyla çalışmış. Bu birinci fasıl.
SİSTEMATİK FAALİYET VE SİSTEMİN GÖRDÜĞÜ
İkinci anlamamız gereken şey bu “çark”ın sadece günlük faaliyet içinde olmadığı, ama sistematik olarak veri ve vaka değerlendirme faaliyeti içinde olduğu. İşçi eylemi var, aynı gün bir “STK” üç defa GBT’ye “takılıyorsa” bunda bir iş var, denilmiş olmalı. Herhangi bir kişi değil, kurulan sistem diyor bunu, yani işçi/eylemci karşıtı düzenlemeler doğal olarak bilgi derleme ve değerlendirme süreçleriyle iç içe çalışıyor. “Sivil toplum” örgütlenmelerine, (ve STK lafının kendisine) yönelik işlevsel ideolojik kavrayış ile eylem karşıtı katı stratejik tutum bir araya gelince, genel kamuoyunun ve özel olarak da muhalif kamuoyunun “zararsız, apolitik çevreciler” diye gördüğü Tema Vakfı, “hukukun çemberinden geçmesi gereken” varlıklardan birine dönüşüyor. Çemberin içinde çalışan çarklar söylüyor bunu, isterseniz yeni yapının “algoritması” da diyebilirsiniz. Mevcut iktidar açısından makbul STK’ların sadece iktidarın örgütlenme ağları çerçevesinde olması gerektiğini de buna eklersek, işin hiçbir tuhaf tarafı kalmıyor.
Artık sonuçlara geçebilirim: TEMA vakası, “anti hukuk”un artık tamamen yapısallaşmış olduğunu gösteriyor; yani “olağan hukuk”un bir yanda, “olağanüstü hukuk”un öte yanda işlediği, olağanüstünün olağanı sürekli sınırlandırarak daralttığı ama ikisinin ayrı varlığının hâlâ görülebildiği evreyi geçmiş durumdayız. Anti hukuk artık politik talimatı yerine getiren belli bir bürokratik kesimin faaliyeti olmanın ötesine geçmiş durumda, güvenlik-yargı bürokrasisi kadro olarak, işi ele alış tarzı olarak, bilgi derleme ve değerlendirme yöntemleri olarak, o yöntemlerde kullanılan teknolojik altyapı olarak hayli “olgunlaşmış” ve çok iyi bütünleşmiş durumda. TEMA Vakfı üyelerinin “alınması” ve “tutuklanması” bu işleyişin olağan bir sonucu, tersi olması için “talimat” gerekliydi.
Anti-hukukun bu şekilde içselleşmesi, Fraenkel’in Nazi Almanyası’nı gözlemleyerek geliştirdiği “ikili devlet” analizlerinin tekabül ettiği aşamanın geride kaldığını bize anlatıyor. Benzetmeyi daha ileri götürmeyeceğim, iki Dünya savaşı arası faşizmlerin bugünü anlamak için fazla işe yaramadığını dile getiren Toscano’ya yaslanarak, NATO tutuklamalarının bizi bugün dünyada iş başına çağırılan “geç faşizm”leri konuşmaya davet ettiğini söyleyeceğim. Yani “hukuk ve demokrasinin ne kadar aşındığı” değil mesele, oraları geçeli çok oldu. Türkiye’de “anti-hukuk” görünümü alan “polisiye-yargı”nın yeni örgütlenme ve çalışma biçimi, Ankara’da 7 Temmuz’da buluşacak devletlerin hemen hemen tamamı için arzulanan bir biçim, henüz arzulamayanların da gayet iyi onayladığı bir biçim, bir tür model değeri taşıyor. Devletin Ankara’da yaptığı şeydeki “abartı”lı görünen şey aslında yeni geliştirilmiş bir hükmetme teknolojisinin görücüye çıkarılmasından ibaret; abartı, bütün kapitalist tanıtım yol yöntemlerine hakim olan bir şey zaten.
NOTLAR
Barış Terkoğlu’nun yazısı için, buyrunuz.
https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/baris-terkoglu/maocu-teyzeler-orgutu-2515164
Levent Yılmaz’ın “Carlo Ginzburg: İpin ucu, tarihçilik” başlıklı yazısı için, buyrunuz:
https://www.k24kitap.org/carlo-ginzburg-ipin-ucu-tarihcilik-5756
Tedbir devleti ve norm devleti ayrımının mucidi Fraenkel hakkında daha geniş bir tartışma yazısı için, buyrunuz:
Yazıda da belirtildiği gibi ayrım, bir geçiş dönemi gözlemi niteliğini taşıyor, çünkü aslında gözlem 1939’da kesiliyor; sonraki altı yılda ortada bir “norm devleti”nin kalmadığını, tedbir devletinin diğerini (hatta devleti bile!) bitirdiğini söyleyenler az değil.
Hukuksuzluk, keyfilik, otoriter, totaliter heveslerin getirdiği sapma terimleri de pek işimize yaramıyor uzun süredir, “işte faşizm bu” demek de duygusallıktan öteye geçen bir ifade değil çoğu zaman, söylenenlerin hepsi doğru bile olsa. İsrail’in Filistin’de yaptıkları, ABD-İsrail ortaklığının İran’a karşı yaptıkları, ABD’nin Venezuela’da yaptığı şeyler, kapitalist emperyalizmin yayılma döneminde oluşturduğu “sıfır hukuk” alanlarının yeniden oluşmaya başladığını ortaya koyuyor: Plantasyonlar, rezervasyonlar, gettolar, hapishaneler (Guantanamı, Ebu Gureyb), sınır bölgeleri, koloniler… Liberalizmin en güncel ve saldırgan versiyonunun yeniden güncelleştirdiği bu “hukuk dışı” alanlar ve tutumlar, liberal teorideki olağan hukuk ve istisna hukuku ayrımıyla yapılacak analizlere fazla cevap vermez. Elbette hukuk vurgusundan, hukuk devleti talebinden vaz geçilmesini önerecek değilim; Toscano’nun “analoji hayaleti”nden kurtulmaya yönelik uyarısı bu açıdan önemli, benzetmelerle (ve aynı şeyin tekrarından öteye gitmeyecek tasvirlerle) değil güncel olan bitenlerle işi ele almak gerekli. İstisna-kural ilişkisini Avrupa kamu hukuku dairesinde ve onun iç kavramsal ilişkilerini gözeterek ele almaktan vaz geçme zamanı gelmiş durumda.
Hararetle öneririm:
Alberto Toscano, Geç Faşizm/Irk, Kapitalizm ve Kriz Siyaseti, çeviren Şebnem Oğuz, Dipnot Yayınları.
Olası bir yanlış anlaşılmaya karşı belirteyim: “Gönüllü” terimine ilişkin söylediklerimde küçümseme yada önemsizleştirme içermiyor, bu türden çabaların, çalışmaların yararsızlığını hiç söylemiyorum. Tam aksine yardımseverliğin hiçbir ekonomik, politik ya da hukuki sorunu çözememesine rağmen yardımseverlerin ekonomik, politik, hukuki ızdırapları azaltma gayretlerinin daima işe yarar ve gerekli olduğunu düşündüğüm gibi, “çevreci”lik faaliyetlerinin küçümsenecek, küçük görülecek tarafları olmadığı fikrindeyim.
“Piknikçi teyze, çevreci teyzeler” gibi laflar (Barış Terkoğlu’nun başlığı istisna, hedefim elbette Terkoğlu değil), “kolluk ve yargı makamlarının ne kadar büyük hata yaptığını” ortaya koymak için kullanılıyor olsa bile uygunsuz ifadeler. Zaten ağır biçimde mağdur edilmiş kişileri bir de kimlikleri, kişilikleri, yaşları üstünden değersizleştirme tehlikesi taşıyor.
Numedya24
POLITIKA
2026-06-29Emel Memiş, Yıldız Tar ve diğerleri…
2026-06-242016'da kaldırılan dokunulmazlıklar ve CHP'nin rolü
2026-06-24Xaltîka Sosê’nin komün ile imtihanı
2026-06-19Barış inşası ve demokratikleşme
2026-06-19TÜSİAD’dan al haberi
2026-06-18“Demokrasi olmadan barış olmaz”
2026-06-06PSK: Burjuva Kibrini Ve Şovenizmi Reddediyoruz!
2026-06-04Bay Kemal'in Kemal Bey, Öcalan'ın kurucu önder olmasının hikmeti
2026-06-04Hassan Zadeh, İran'da riskler ve fırsatlar konusunda Kürtleri uyarıyor
2026-06-03PSK: Kuşatma Çemberini Gücümüzü Birleştirerek kırabiliriz
2026-06-01Ezidî Dernek ve Kurumlarının Ortak Açıklaması
2026-05-27Bayram Bozyel: Halkımızın Kurban Bayramı Kutlu Olsun
2026-05-23PSK: CHP’ye Yönelik Mutlak Butlan Kararı Yargının Siyasete Açık Müdahalesidir
2026-05-11Bozyel: “Kürt halkına umut olacak kalıcı, kapsayıcı ve kurumsal bir ulusal birlik mekanizması oluşturmayı hedefliyoruz”
2026-05-11Devlet nefreti, devlet şiddeti!
2026-05-07Bayram Bozyel: “Kürt halkına umut olacak kalıcı, kapsayıcı ve kurumsal bir ulusal birlik mekanizması oluşturmayı hedefliyoruz”
2026-05-05Barış İçin Aidiyet mi Yoksa Pazarlık mı?
2026-05-04PSK:Dersim Tertelesi’ni Unutmadık!
2026-04-03PSK: Amedspor’u kutluyoruz
2026-04-30PSK: Yaşasın 1 Mayıs: Emek, Özgürlük ve dayanışma Bayramı