

2026-05-03
Berrin Sönmez
Şüpheli kadın ölümleri sayısının artması ve pek çoğunun intihar ya da kayıp
olarak kayda geçmesi, toplumsal cinsiyet temelli şiddetle mücadele edenler için
tanıdık olgular. Tanıdık olması kanıksanması anlamına gelmiyor elbette. Tam
tersine şiddetle mücadelenin odağına giderek daha belirgin şekilde erkek-devlet
şiddetini yerleştirmek zorunda kalıyor kadınlar. Örneğin üniformalı şiddet
kavramı tek başına sorunu açıklamak için sıkça kullanılır. Erk-ek devlet,
erk-ek yargı keza. Ve şimdi mülki amirler için de yeni kavram geliştirmek
gerekiyor mu, emin değilim. Devlet şiddeti pekâlâ mülki amirlerin karıştığı
erkek şiddeti olayları için elverişli bir kavram karşılar sanki. Gülistan
Doku’nun kaybedilmesi olayını sembol kabul edecek yeni bir kavram önerilirse o
da tartışılır, konuşulur şüphesiz.
Şüpheli kadın ölümü, kayıp kadınlar ve çocuklar, kadın intiharları gibi
açıklamalara başta aileler olmak üzere kimsenin gözü kapalı inanmaması
gerekiyor. Bunların her birinin örtbas yöntemi olma ihtimalini araştırma,
soruşturma listesinin en başına koymak gerektiğini feministler bilir. Ve bu
yönde kolluğu, yargıyı zorlayarak mücadele yürütülür. Bu aşamada en önemli
unsur ailenin feministlerle ortak mücadele yürütmesi. Bu dayanışma
gerçekleştiğinde gündemi hızla değişen ülkemizde bile can kayıpları
unutturulmuyor. Rabia Naz’ı unutmadık örneğin. Önce babası unutmadı.
Feministler destekledi Rabia Naz için adalet arayışını. Gazeteciler bırakmadı
olayın peşini. Evet, suçlular siyasetçileri, kamu gücünü, “devlet büyüklerini”,
yargı bağlantılarını kullanarak adaleti geciktirebiliyor. Ancak sonsuza kadar
kurtulmuş olmuyorlar. Yeter ki aileler ve erkek şiddetiyle mücadele edenler
istikrarlı şekilde gündemde tutsun. Bugün değilse bir gün mutlaka Rabia Naz
için de adalete erişeceğiz. Nadira Kadirova, Yeldana Kaharman için de gerçek
bir gün elbet açığa çıkar. Ve Narin Güran’ı 8 yaşında hayattan koparanın kim olduğu
hâlâ bilinmiyor. Bilenler konuşmuyor. Ne tuhaftır ki hüküm kuruldu, Yargıtay
onadı ama katil kim, meçhul. Neden öldürdü belli değil. Narin’in hakikatini de
gün yüzüne çıkarmak gerek. Unutmayalım, “kayayı delen suyun gücü değil damlanın
sürekliliği” derler. Hayattan payımıza düşen mücadele ise madem, her konuda o
mücadelenin hakkını vermek gerek.
Nitekim Gülistan Doku kaybolduğu 5 Ocak 2020 tarihinden itibaren sürekli
nerede olduğu sorgulanarak unutturulmadı. Dosyada üç savcı değişti. Ki hakim ve
savcı değişikliklerinin örtbas yöntemlerinden sadece birisi olduğu bilinir.
Dört yıl sonra Ebru Cansu, 2024 yılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) yaz kararnamesiyle
Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na atandı. Atamadan yaklaşık bir buçuk yıl
sonra da Gülistan Doku dosyası cinayet şüphesiyle açıldı. Soruşturmada umut
verici gelişmeler yaşandı. Eski Vali, oğlu, Emniyet Müdürü, Başhekim gibi
Tunceli’de üst düzey kamu görevlisiyle birlikte pek çok kolluk çalışanı
soruşturma kapsamına alındı. Ayrıca bir kişi hakkında kırmızı bülten
yayınlandı. Bazen soruşturmalarda şüpheli sayısının artırılması da bir örtbas
yöntemi olarak kullanılır, biliriz. Ancak şimdilik umudu korumakta fayda var
diyordum ki…
Neler oluyormuş neler dedirten bir yazı yayınladı Tolga Şardan. Eyvah eyvah
demeye başladım. Konu İçişleri Bakanlığından Tunceli’de Gülistan Doku
dosyasıyla görevli mülkiye müfettişleri. Hepsi değil ama kıdemli müfettiş olan
heyet başkanı hem Soylu’nun güvendiği hem de AKP’den milletvekili adaylığı olan
bir müfettiş. Seçimi kazanamayınca tekrar görevine dönmüş ve bu kişi İBB
dosyalarını inceleyen müfettiş. İmamoğlu soruşturma dosyalarının altında imzası
olan bir kişi. İBB incelemelerinden sonra özel sektöre geçmiş. Ve bir süre önce
tekrar kamu görevine döndüğünde kendisine verilen ilk işin Gülistan Doku
dosyası olması hayli enteresan. Detayları ve çok daha fazlasını T24’te
yayınlanan 28 Nisan 2026 tarihli Tolga Şardan yazısında bulabilirsiniz. “Hâlen
Silivri’de yargılanan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem
İmamoğlu’nun içinde yer aldığı soruşturmalara imza atan Yıldırım, 2015 genel
seçimlerinde AKP’nin Mersin’den altıncı sıra milletvekili adayıydı.”
Hatırlanacağı üzere çok eleştirilmiş ve hayli tepki çekmişti mülkiye
müfettişi. Tolga Şardan şöyle devam ediyor konuya: “Hakkında ortaya atılan
iddialar ve yaşananların ardından aldığı yöneticilik teklifi sonrasında özel
sektöre geçiş yaptı. Ancak kısa süre önce, özel sektörü bırakıp bir kez daha
İçişleri Bakanlığı’ndaki görevine döndü… Dönüş sonrasındaki ilk önemli görevi,
Gülistan Doku dosyası oldu!”
Umarım yanılıyorumdur ama Gülistan Doku dosyasının selameti için hayli
endişeliyim. Tunceli Başsavcısı kayıp dosyasını inceleyerek bu defa cinayet
şüphesiyle açarken hukukun gereğini gözetmiş olabilir. Ancak dosyada şüpheli
sayısı artıp iktidarın iç işleyişine, hiyerarşide üst makamları işaret eder
konuma gelince işler karıştı sanki. Ankara duruma el koyma ihtiyacı duyduysa
yeni bir örtbas kurgusu olasılığı aklımızın bir köşesinde durmalı. Tamam,
müfettiş görevlendirme prosedürel işlem olabilir. Mesele belli kişilerin belli
makam görevlerde döndüre döndüre gezdirilmesi şüphe uyandıran, güven yıkıcı bir
etki yapıyor.
Cinsiyete dayalı şiddetin her türünde her fiilde ama özellikle cinayet
boyutunda faillerin kayırıldığı malum. Özellikle de kamu görevlisiyse faili
aklamak için olmazı oldurmaya çalışan amirler hep oldu. Bu sefer işin içine
saray entrikaları, eski ve yeni bakanlar arasındaki bilek güreşi ile
bakanlıklar arasında kurumsal üstünlük çatışması da girmiş gibi görünüyor.
Kadın cinayetini bile kendi siyasi veya idari ikballeri için kullandıkları
izlenimi veriyor bu durum. Soylu-Çiftçi; Yerlikaya-Çiftçi çekişmelerinin yanı
sıra İçişleri Bakanlığı üzerinde denetim kurmak istediği izlenimi veren Gürlek
faktörü eklenince üst düzey eski ve yeni yöneticilerin Gülistan Doku cinayeti
üzerinden aralarında bir güç savaşı yürüttüklerini söylemek mümkün. Kadın-erkek
eşitliğini tanımayıp kadını ikincil gören zihniyetin kadın cinayeti üzerinden
kişisel çıkar çatışması yaptığı günlerdeyiz maalesef. İnsanı insanlıktan
çıkartacak eylemlerden uzak duramadıkları görülüyor.
Valinin oğlu cinayet şüphelisi, vali delil yok ederek bu suça ortak olurken
pek çok kamu görevlisini de bu suça ortak olmaya ikna edebiliyor. Yetmezmiş
gibi valiyi korumak isteyenle bakanlar arasında ve iki bakanlığın birbiri
arasında tahakküm yarışı. Bir kadın cinayeti üzerinde, üstelik henüz bedeni
bulunmamış bir kadın cinayeti üzerinde güç yarıştırmayı kendilerine
yakıştırması bence iktidarın sorunu, bizim değil. Biz ibretle izlemeye devam
edelim. Çünkü kendimizden eminiz. Hiçbir zaman Gülistan Doku için adaleti
gerçekleştirme mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz.
Ve tabii ki Akın Gürlek’in İçişleri Bakanlığı üzerinde tahakküm kurma
girişimlerini, bunun nedenlerini sorgulamayı da bırakmadan. Aynı zamanda eski
Tunceli ve Ordu Valisi olarak görev yapmış, şimdi tutuklu olan Tuncay Sonel’in
oğlunu cezadan kurtarmak için yaptığı hukuksuzluklar kadar kayyım makamındayken
yaptığı usulsüzlüklerin, kamu zararlarının incelenmesi için ısrarcı olmak,
takipte kalmak gerekiyor.
Medyascope
2026-04-26Gülistan’ın çığlığını örten, Yusuf Tarık’ı paranteze alan el
2026-04-26İstinaf’ın gerekçesi ‘toplumsal hassasiyet’ |
2026-04-06Göz göre göre öldürülüyoruz
2026-04-06128 isimden “Narin Davası’nda hukuksuzluğa dur de” bildirisi
2026-03-30Yine tarikat yine kadın müritlere cinsel saldırı!
2026-03-29HAK-PAR, PSK ve PWK Kürdistan Şehitlerini Andılar.
2026-03-04 “Biz sizlerin nasıl adam öldürdüğünüzü biliriz”
2025-03-04Ölüm mekânları: Ölü bedenlerin üzerine yapılan bloklar
2026-03-02Ruşen Çakır: “Cübbeli’nin acil olarak laikliğe ihtiyacı var”
2026-03-02Zeynep’i hayattan koparan nefretiniz ve sistematik şiddetinizdir
2026-02-26Okula Agos getirmek, Ermenileri Alevileri övmek disiplin cezasına gerekçe sayıldı
2026-02-26LGBTİ+ karşıtı yasa girişimine 160 kurumdan ortak tepki
2026-02-26Kürtlerde güvensizlik, Türklerde bölünme korkusu hakim
2026-02-243,6 milyon hane “asgari ücret altı” gelirle yaşıyor
2026-02-23Kartal’da Dünya Anadili Günü Paneli
2026-02-23PSK VE PWK Anadil Günü’nü Birlikte Kutladı
2026-02-21PSK Ankara İl Örgütü 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nü Kutladı
2026-02-19Acı tablo: Cezaevindeki çocuk sayısı bir ayda 212 kişi arttı
2026-02-10Jandarmanın mühürlediği kaçak madende iş cinayeti
2026-02-10Ankara'da okullarda Kürtçe sınıfı açılmıyor