Türkçe | Kurdî    yazarlar
Zazalara İlişkin Tartışmaların Kısa Tarihi

2026-02-16

Türkiye’de devam eden süreçle birlikte “Zazaların Kürtlüğü” tartışması tekrar gündeme geldi. Zazalar yaklaşık bin yıldır bugün yaşadıkları topraklarda yaşamaktadır ve resmi kayıtlarda Zazalardan Kürt ya da Ekrad-ı Zaza şeklinde söz edilmektedir. Zazalara ilişkin tartışmalar Avrupa’da dilsel çalışmalar olarak başlamış, politik ve ideolojik kalem darbeleriyle etnik bir tartışma olarak aktarılmıştır. Değişen siyasal koşullar tartışmaların farklılaşsa da her zaman aynı minval üzere ilerlemesine neden olmuştur.

NURETTİN BELTEKİN

Türkiye’de devam eden ve biraz duraksayan yeni süreç Rojava’da yaşanan gelişmelerden sonra gözleri yeniden Türkiye’ye çevirdi. Çünkü süreç önemli ölçüde Rojava’daki gelişmelere bağlanmıştı. Sonunda oradaki süreç de büyük oranda, Türkiye’nin istediği yönde sonuçlandı. Artık Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ndan atak beklenirken inkâr ve asimilasyon dönemi enstrümanlarından biri olan “Zazaların Kürtlüğü” tartışması tekrar gündeme geldi veyahut getirildi. Sosyal medyaya hararetli bir biçimde yansıyan bu tartışma, Ankara’da bazı fotoğraf kareleriyle daha da alevlendi. Bu suni tartışmalardan hareketle tarih boyunca hem endonim hem de egzonim açıdan kendini Kürt olarak adlandıran Zazalara ilişkin tartışmayı hatırlamak, bugünü anlamak için de yararlı olabilir.

Zazalar yaklaşık bin yıldır  bugün hayatlarını idame ettikleri topraklarda yaşamaktadır. Bahse konu topraklar Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin de hüküm sürdüğü topraklar olduğu unutulmamalıdır. Mezkûr devletlerin kendi tebaalarına dair çeşitli kayıtlar tuttuğu da bilinen bir gerçektir. 1515’te Kürdistan coğrafyasının ve Kürt mirliklerinin Osmanlı hâkimiyetine dâhil olması referans alındığında, her iki devletin 500 yılı aşkın bir zamandır kendi vatandaşlarına ilişkin kayıtlar tuttuğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Dolayısıyla, bu yazının ve bir süredir belirli aralıklarla gündemleştirilen tartışmanın konusu olan Zazaların ne oldukları ile ilgili Osmanlı ve Cumhuriyet kayıtlarında çok sayıda kaydın mevcut olduğu unutulmamalıdır. Bahse konu resmi kayıtlarda padişahlardan cumhurbaşkanına (Atatürk de dahil), seyyahlardan askerlere, bakanlardan milletvekillerine, mülki amirlerden mahalle muhtarlarına dek  bütün Türkler, Zazalardan Kürt ya da Ekrad-ı Zaza, dillerinden Lisan-ı Ekrad-ı Zaza  ve Zazaların yaşadıkları coğrafyadan da Bilad-ı Ekrad (Kürt Beldeleri) şeklinde söz etmekte, yanı sıra Zazaların yaşayışları, dinleri, mezhepleri, kültürleri, nüfusları ve  ekonomileri hakkında teferruatlı bilgilere yer vermektedir.¹

Egzonimden Endonime

Zazalara ilişkin dış adlandırmalar (egzonim) haricinde iç adlandırmaların (endonim) da bu tartışmada dikkate alınması bir zorunluluktur. Çünkü en nihayetinde kimlik, bir bireyin, grubun, topluluğun veyahut milletin “kim” olduğunun cevabıdır. Bu veriden hareketle Zazaların, kendilerini Kürtlük şemsiyesi altında -hepsi de Kürtlükle doğrudan ilişkili olan- Kırd, Kırmanc ve Dımıli; Kurmanci konuşan Kürtleri de Kurmanc veyahut Kırdasi şeklinde adandırdıkları gerçeğini de not etmek gerekiyor. Daha açık bir ifadeyle, Zazalar kendini tanımlarken Kırd ismiyle Kürtlüğün merkezinde konumlandırmakta, diğer Kürtleri ise Kırdas ya da Kurmanc olarak ifade etmektedir. Kırdas kelimesi Kurd asa/asıg Kurd kelimelerinden; muhtemelen Kurmanc da aynı yaklaşım ile üretilmiştir. Bu da kelimenin Kurdmend kelimesinden Kurmanc’a dönüşmesi ile oluşmuştur. Kurdmend de Kırdas gibi Kürt gibi ya da Kürde benzeyen anlamına gelmektedir. Kendini Kürtlüğün merkezinde hissetmek, Zazalarda egemen bir duygudur ki bundan mahrum olanlar ya sonradan Zazalaşanlarda ya da özellikle korku ve şiddet iklimi ile inkâr ve asimilasyon nedeniyle miraslarını devralamamış olanlarda görülmektedir. Son tahlilde, Zazaların hafızaları üzerine yapılan sözlü tarih çalışmalarında da aynı sonuçlar elde edildiğini kaydetmek gerekir.²

Peki tüm bu gerçeklere rağmen, neden devlet bu tartışmalara sessiz kalmakta hatta tartışmaları farklı şekillerde desteklemektedir? Bunu anlamak için Zazalık tartışmasının kısa bir tarihini hatırlamak bize yardımcı olacaktır. Bilindiği üzere, Zazalara ilişkin ilk çalışmalar Avrupa’da yapılmış olmasına karşın oldukça geç bir tarihte Türkiye’de karşılık bulmuştur.  Avrupa’da üretilen çalışmalar dilsel çalışmalar iken, söz konusu çalışmalar politik ve ideolojik kalem darbeleriyle buraya etnik bir tartışma olarak aktarılmıştır. Değişen siyasal koşullar, Zazalar ile ilgili tartışmaların farklılaşsa da aslında her zaman aynı minval üzere ilerlemesine neden olduğunu göstermektedir.

 1. Alman oryantalistler

Alman oryantalistler 18. yüzyıl, özellikle de 19. yüzyıldan itibaren Zazalar üzerine çalışmışlardır. Almanların konuya ilişkin motivasyonları, Alman romantik milliyetçiliği ve sömürgeciliktir. Bilim paradigması olarak da dönemin egemen bilimi olarak oryantalizmi kullanmışlardır. Nitekim Zazalar üzerine yapılan çalışmaların çoğu 1850-1940 arasında yapılmıştır. O tarihlerde Almanyada devlet kurumlarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere çalışmayı esas alan uygulamalı oryantalizm ekolü (angewandte orientalistik) hâkimdir. Alman oryantalistleri Zazaları, Almanların Avrupa’da benzersiz ve üstün oldukları savını desteklemek üzere yapılan Aryanlık mühendisliği nesnesine dönüştürmüşlerdir.

Almanlar oryantalistleri, diğer Avrupalı oryantalistlerin aksine, kendilerini Doğuya ait görürler. Bu nedenle Alman milli kimliği occidental değil, oryantal olarak inşa edilmiştir. Elbette bunun için de veri gerekmiş ve bu kapsamda çok sayıda araştırma gezisi yapılmıştır. Sözgelimi Schlegel Hindistan, Friedrich Carl Andreas İran, Oskar Mann ve Albert Von Le Coq daha çok Kürdistan’ı gezmiş; dil, kültür, inanç ve diğer konularda Doğu ve Kürtlere dair bilgi toplamışlardır. Ayrıca Friedrich Müller, Peter I. Lerch, A. Houtum-Schindler, Albert Von Le Coq, Karl Hadank, Friedrich Carl Andreas, Oscar Mann, Wilhelm Strecker ve Otto Blau, Friedrich von Spiegel gibi araştırmacılar gözlem, derleme ve gramatik çalışmalar yapmışlardır.³

Alman oryantalistler Zazacaya ilişkin çalışmalarında iki temel tartışmayı gündeme getirmiştir. Birincisi, Zazacayı dil ve lehçe bağlamında tartışmak. İkinci tartışma ise Zazacanın İranî diller içindeki yeridir. Bu konuda ilk çalışmayı yapan Friedrich Müller, Zazacanın fiil çekimlerinin Kuzey İran dillerine benzediğini ileri sürer. Daha sonra Friedrich Carl Andreas da Zazacayı Kuzey İran dilleri ile ilişkilendirir. Oscar Mann ise “bilinenin aksine” ifadesiyle yeni bir keşifte bulunduklarını iddia eder ve yaygın kanaatin aksine, – yaygın kanaat, bütün Batı literatüründe Zazaca, başta Kurmancca olmak üzere diğer kürdi lehçelerle birlikte Kürtçe içerisinde kabul edilmektedir.-, Zazacayı Kürtçenin lehçesi olarak değil, bir Kuzey İran Dili olduğunu iddia etmiştir. Fakat Mann, bu konuda herhangi bir analiz yapmamıştır; bu görüş sadece bir iddia olarak kalmıştır. Günümüzde Jost Gippert ve Ludwig Paul gibi bazı Alman araştırmacılar bu iddiaları çalışmışlardır.⁴

Zazacanın Kürtçenin dışında değerlendirilmesi Almanların bilgi ihtiyacının bir sonucudur. Çünkü Karl May’ın⁵ eseri nedeniyle Kürtlük, Alman kafasında olumsuz bir imge olarak durmaktadır. Oysa Almanların üstünlük iddiasını güçlendirecek bir ilişkiye ihtiyaçları vardır. Bu nedenle Zazaca, Kürtçe dışına çıkarılmış ve Almanların göç yollarından olan Kuzey İran’a yerleştirilmiştir. Bu şekilde eski İran dillerinin özelliklerini taşıyan bir dil ile ilişkileri sağlanarak kadimlik ihtiyaçlarına hizmet ettirilmiştir.

2. Kemalist Araştırmacılar

Almanlardan sonra Kemalist araştırmacılar Zazaları araştırma konusu yapmışlardır. Çünkü Zazalar, Koçgiri (1921) ve Şeyh Said (1925) isyanları ile birlikte Kemalistlerin dikkatlerini üzerlerine çekmiştir. Bu çerçevede Hasan Reşit Tankut ve Nazmi Sevgen gibi asker kökenli Kemalistler saha araştırmaları için görevlendirilmiştir. Bu isimlerle, Zazalara yönelik yapılacak askeri harekatlarda kullanılmak üzere bilgi üretimi yapılması amaçlanmıştır. Hasan Reşit Tankut, Zazalar Üzerine Sosyolojik Tetkikler adlı çalışması ile 1937-1938 Dersime müdahale öncesi devlet için bilimsel bilgi toplamıştır. Bahse konu kitabı oluşturan raporlar, 1925 Şeyh Said İsyanı ile 1938 Dersim Harekâtı arasındaki dönemde kaleme alınmıştır. Raporlarında Tankut, Zazaların yaşadığı coğrafya, dilleri, dinleri, mezhepleri ve etnik özellikleri gibi konularda görüşlerini yazmakta ve önerilerde bulunmaktadır. Zazalar hakkında üretilen bu bilgiler, askerî hizmetler için kontrol mekanizmaları oluşturmak ve stratejiler geliştirmek amacıyla kullanılmıştır. Raporlarda ekseriyetle Ziya Gökalp’in Zazalara ilişkin saptamaları kullanılmış, Zazalar Kürtlük içinde değerlendirilmiştir. Tankut’un çalışmasında Zazaların Türkleşmesinin önündeki engellere sıklıkla vurgu yapılmıştır.

Kemalistler tarafından hazırlanan ikinci çalışma ise Jandarma Albayı Nazmi Sevgen’in yaptığı çalışmalardır. Sevgen, çalışmalarını 1937’de yani askeri harekat sırasında yapmıştır.  Zazalar üzerine kaleme aldığı eserinde, Zaza toplumunun kökeni, dili ve inanç yapısı gibi konular ele alınmıştır. Eserde Zazalar; etnik kimlik, dil ve mezhep/inanç (özellikle Alevilik–Kızılbaşlık) bağlamında incelenir. Sevgen, Tankut gibi Zazacayı Kürtçeyle ilişkilendirerek değerlendirmiş, Zazaları Kürt topluluklarıyla bağlantılı bir unsur olarak ele almıştır. Sevgen, yaptığı araştırmalar ve Osmanlı arşivlerinden edindiği belgelere dayanarak dönemin ideolojik ihtiyacına hizmet edecek metinler ortaya koymuştur. Bununla birlikte Sevgen, Kürtlerin Turani bir kavim olduğunu fakat Türklüklerini unuttuklarını ifade etmekten de geri durmamıştır.  Ona göre Kürt şubelerinden olduğu söylenen Zazaların Dersim bölgesine ne zaman yerleştiklerinin bilinmediği, fakat Moğollardan kaçıp Dersim dağlarına sığınan Harzemli Türkler olduğu ihtimalini dillendirmektedir. Sevgen, aslında Zaza ya da Kurmancların yerli Kürtlerle kaynaşmış, dillerini karıştırmış, asıllarını unutmuş Turanî kavimler olduğunu ileri sürmektedir.⁷ Bu yaklaşım Tankut’ta da görülmektedir. Her iki örnek de bu dönemde üretilen bilginin, askeri müdahale ve “Kürtlere karışmış” olduğu iddia edilen Turani kavimlerin “tekrar Türkleştirilmesi” için üretildiğini ortaya koymaktadır.

3. 1960 Darbesi ve TKAE (Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü)

1938’den sonra başlayan büyük sessizlik döneminde konu ile ilgili herhangi bir araştırmaya rastlanmamaktadır. Çok partili hayata geçtikten sonra tekrar siyasette görülmeye başlayan Kürtler için 1960 askeri yönetimi bir tedbir düşünmüştür.  Bu defa zor aygıtları ile beraber bir ikna aygıtı da geliştirilmiştir. Milli Birlik Komitesi’nin aldığı karar doğrultusunda 21 Ekim 1961 tarihinde Ankara’da Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü kurulmuştur. Milli Birlik Komitesi’nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan kişi ve “ihtilâl’in kudretli albayı”, Alparslan Türkeş ihtilâl hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlenmiştir. Bu vazifesi esnasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet İstatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurmuştur.⁸

Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1925-1938 arasında yapılan Türklüğünü unutmuş Türklerin yeniden Türkleştirilmesi araştırmalarını sistematik hale getirmiştir. Nitekim TKAE misyonunu, Türklüğünü unutmuş Türklerin yeniden Türkleştirilmesi olarak belirlemiştir. Enstitü, genel hatlarıyla 1960’lardan 1990’ların ortalarına kadar düzenli bir şekilde dönemin politik ve ideolojik ruhuna uygun olarak Kürtlerle ilgili Türkleştirme faaliyetlerinin ve bilgi üretim merkezlerinin başında yer almıştır. Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren bir devlet politikası olarak Kürtlerin Türkleştirilmesiyle ilgili 1960-1995 arasında çok sayıda kitap yayınlamış ve bünyesinde kurulan Türk Kültürü Dergisini çıkarmıştır.⁹ Enstitünün yayınları içinde özellikle Almanların Zazalara ilişkin bilgileri ilk kez yer almaya başlamıştır. Fakat dil ile bilgiler bağlamından koparılarak etnisiteye transfer edilmiştir. Enstitünün çalıştığı konular, aşağıdaki çalışmalardan da açık bir biçimde  görülmektedir:

Abdülhalûk Çay, Ortadoğu‟da Yaratılmak İstenen Sun‟î Millet, Türk Kültürü, s.220, 1981, sh. 21-29

M. Fahrettin Kırzıoğlu, Kürtlerin Kökü Oğuzların Boğduz İle Becen Boylarındandır, Türk Kültürü, s.6, 1963, sh.29-53

Şükrü Kaya Seferoğlu, Milli Bütünlüğümüzü Parçalama Gayretleri, Türk Kültürü, sh. 223-224, 1981, sh.76-83

H. Kemal Türközü, Kürt’lerin Türklüğü Hakkında Mülahazalar, Türk Kültürü, s.225, 1982, sh. 51-54

4. Zazalar ve Ülkücüler

1925 ve 1938 ayaklanmalarından sonra Zazalar büyük eziyetlere (kitlesel katliamlar, mecburi iskan, hapis, yerinden edilme ve mülksüzleştirme gibi) maruz kaldılar.  Zazaların TBMM ve Cumhuriyet’e karşı tavırları  Kemalist devlet tarafından hiç unutulmadı. Birçok Zaza, devletin aşırı baskıcı tutumuyla baş etmekte zorlandı ve zorlanıyor. Zazalar, sistem içinde var olabilmek için birçok strateji geliştirdi. Bunların başında çok partili siyasi hayata geçilmesiyle birlikte başta DP olmak üzere birçok partide yer alarak kendilerini korumaya çalıştılar. Sünni Zazaların olduğu yerlerde DP’ye yönelme olurken, Alevi Zazaların olduğu yerlerde CHP bir siyaset adresi oldu. Hatta bazı yerlerde bir ailenin bir kısmı DP’de yer alırken, diğer kısmı ise CHP’de göründü. Elbette bu özelde Zazalar, genelde tüm Kürtler için bir güvenlik stratejisi idi.

1950’lerden itibaren Türkiye’de başlayan komünizmle mücadele çalışmaları 1970’li yıllardan itibaren Kürtler arasında karşılık gördü. 1971’de Said Elçi’nin katledilmesiyle birlikte giderek tasfiye olan anaakım Kürt siyaseti, yerini solcu Kürtlere bırakınca, Kürtler  ile Kürt siyaseti arasında bir mesafe oluştu. Türk sağının bütün partileri gibi ateşli bir komünizm karşıtı olan Alparslan Türkeş de bu yolla bazı Zaza ve Kurmancların ilgisini kazandı. Türkeş’in özellikle heyecan ve ajitasyona dayalı aktivist yöntemi de gençlerin ilgisini çekti. Dönemin çatışmalı ortamında bazı Zaza ve Kurmanc ülkücü cenahta aktif olarak yer aldı ve yer almaya devam ediyor. Ölüm, yaralama ve hapis gibi deneyimler Zazalar arasında ağır hikâyeler üretmiştir. Bütün bunlar olurken MHP, TKAE’nin Zaza ve Kurmanclarla ilgili ürettiği bilgiyi kurulan ağları üzerinden Kürtler arasında yaygınlaştırmaya çalıştı.  Bu şekilde, “Zazaların kimliğini unutan Türkler” olduğu yönündeki tezler dolaşıma sokuldu. Fakat dönemin çatışmalı ağır politik koşullarında bu bilgilerin bir kıymeti yoktur. Çünkü dönem, düşünmeden çok eylem zamanıdır.

5. 1980 Darbesi ve Askerler

1980 askerî darbesi ile birlikte TKAE çalışmalarını arttırmış ve bilgi üretim süreçlerine devam etmiştir. Dönemin okullarında ve halk eğitim merkezlerinde yapılan konferans serilerinin temel konularından biri olan “Kürtlerin Türklüğü”, TKAE’nin ürettiği bilgiler ile Zazalar ve Kurmanclara aşılanmaya çalışılmıştır. Bunların başında ülkücü bir Zaza olan Hayri Başbuğ veya müstear adıyla H. Şelıc geliyordu. Bu dönemde artık ülkücü Türkler yerine aynı iddiaları bazı Zazalar yapmaya başlamıştır. Hayri Başbuğ bu süreçte yazdığı birçok kitap ile Türklük kimliğini unutmuş Zazalara dil, etnisite, folklor ve benzeri konularda yaptığı analizlerle Türklüğünü kazandırmayı amaçlamıştır. Hayri Başbuğ’un kitaplarını Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü yazarın gerçek ve müstear isimleriyle yayınlamıştır. Konuyla ilgili yayımlanan kitaplar şunlardır:

Hayri Başbuğ, Kürt ve Zaza Türkleri’nin Folklorunda Su Menşeli Atlar, 1983.

Hayri Başbuğ, İki Türk Boyu Zaza ve Kurmanclar, 1984.

Hayri Başbuğ, Göktürk-Uygur-Zaza-Kurmanc Lehçeleri Üzerine Bir Araştırma, 1984.

H. Şelıc, Zaza Gerçeği,1988.

H. Şelıc, Doğu Anadolu’nun Etnik Yapısı ve Zazalar, 1991.

Bu dönem, bilimsel ve kitabi bilgilerle inkâr ve asimilasyon politikasının devamı sayılabilir. Ne var ki 1990’lardan itibaren Kürtlerin siyasette giderek görünür olması ve HEP ile siyasette temsile kavuşması, SHP ve DYP koalisyon hükümeti döneminde Kürt realitesinin kabul edilmesiyle sonuçlandı. Kürtlerin varlığının kabul edilmesiyle Kürtlerin (Zaza ve Kurmancların) Türklüğü tezi de anlamını ve saygınlığını yitirdi. Dolayısıyla, bu yöndeki tezler de giderek duyulmaz oldu.

6. Ak Parti ve Zazalar

2002’de iktidara gelen Ak Parti Kürt sorununu çözmek vaadiyle Kürtlerin büyük ilgisine mazhar oldu ve barış süreci başlatıldı. Bu çerçevede Kürtler için TV yayını, Üniversitelerde Yaşayan Diller Enstitüleri, Kürt Dili ve Edebiyatı ile Zaza Dili ve Edebiyatı bölümleri açıldı. Ayrıca ilköğretimde Yaşayan Diller ve Lehçeler (Kurmanci ve Zazaki) ismiyle seçmeli derslere yer verildi. Bu süreçte şimdi Cumhurbaşkanı Yardımcısı olan Zaza Cevdet Yılmaz’ın ‘Türkiye’de diğer Kürtler de var’ açıklaması sonrası Zazalar tekrar gündeme geldi. Zazaların dil, tarih ve kültürleri konusunda farkındalık yaratmak amacıyla yaptığını ifade ettiği bu açıklama inkâr ve asimilasyon sonrası yapılmış olmasına rağmen, devletin eski hafızasını tekrar çağırmış oldu. Ak Parti dönemi boyunca barış ve çatışma ortamlarının değişkenliği eski enstrümanların tekrar raftan indirilmesi ile sonuçlandı. Artık diğer Kürt yerine Zaza ismi gündeme geldi ve literatürde genişçe yer buldu. Fakat Zaza tartışmaları, bu defa akademi eşliğinde ve Alman tezlerinin akademiye taşınmasıyla birlikte gerçekleşti. Bingöl Üniversitesi düzenlediği sempozyumlarla Almanların Zazacaya ilişkin tezlerini dilbilim bağlamından çıkararak etnik bir çerçevede sunmaya başladı. Lisansüstü çalışmalarını Almanya’da tamamlayan bazı akademisyenlerin Munzur Üniversitesi’nde çalışmaya başlamasıyla birlikte bu yaklaşım daha fazla dile getirilmeye başlandı. Böylelikle, Zazalara ilişkin bilgi üretimi inkâr ve asimilasyondan etnik mühendisliğe kaymış oldu. Deyim yerindeyse, artık Zaza akademisyenler “bilinenin aksini” ispatlama misyonunu omuzuna almaya başladı.

7. Misyonerler ve Ermeni Diasporası

Bütün katılıkların eridiği, her şeyin buharlaştığı bir zamanda bir etnisiteye ilişkin yapısökümü yapmak elbette yeni bir inşaya yaramayacak, çözülenler başkaları tarafından kapılma yarışı başlayacaktır. Bundan yararlananların başında Ermeni diasporası ve onlarla ilişkili bazı misyonerler gelmektedir. Aslında misyonerlerin Zazalara olan ilgisi daha eskidir. Hatta bundan yararlanan bazı misyonerler, kendilerini dilbilimci olarak yutturmayı bile başarmıştır. Birçok araştırmada Amerikalı dilbilimci olarak tanıtılan C. M. Jacobson, Zazacanın 1963’te başlayan ve 1996’da Vate Çalışma Grubu ile sistematik bir şekilde kullanılan Latin Alfabesi geçmişini göz ardı ederek Zazalara farklı bir Alfabe ve Doğru Yazım Kılavuzu hazırlamıştı. Jacobson, alfabe çalışması için Dersim’in Pulur (Ovacık) ilçesini seçmişti. Kendi ifadesi ile Zazacanın kuzey lehçesini çalışmıştı. Kitapları ise Türkçe yayınlamıştı. Fakat ortada bir sorun vardı. Çünkü bazı Zazalar dışında, Jacobson’un dilbilimci olduğunu iddia eden kimse yoktu. Söz konusu dilbilimciye ait Amerika’nın hiçbir üniversitesinde bu isim ile yapılmış bir yüksek lisans ve doktora tezi görünmüyordu. Ayrıca hiçbir bilimsel veri tabanında ona ait bir bilimsel makale de yoktu. Yukarıda adı geçen çalışmaları dışında da Jacobson’un herhangi bir çalışması da bulunmamaktadır. Bu demektir ki Amerikalı dilbilimci ilk çalışma olarak Zazalara alfabe ve yazım kurallarını saptamak olmuştur. Bu iki çalışma da yani alfabe ve yazım kılavuzu yazmak bir dilbilimcinin çalıştığı dile tam vukufiyet ve ona dair çalışmalarının zirvesinde olduğu bir durumda yapılacak çalışmalardır. Bir diğer ihtimal söz konusu kişinin müstear isim kullandığı yönündedir. Jacobson’a ilişkin bu belirsizlikten dolayı bazı Zazalar bu duruma tepki göstererek ikinci bir Dr. Friç vakasının yaşandığını ileri sürdü. Fakat Jacobson’a mihmandarlık yapan kişilere ulaşıldığında bu ihtimal ortadan kalkmıştır. Daha sonra yapılan araştırmalar aslında onun Boston’da bir Ermeni kilisesinde çalışan din görevlisi olduğuna ilişkin bilgilere ulaşıldı. Bu durumda aslında bir misyonerlik faaliyeti ile karşı karşıya olduğumuz anlaşıldı.¹⁰

Bu süreçte, aynı gruptan bir başka çaba da Erivan’da Garnik Asatrian ve arkadaşlarının International Conference on Zaza Studies adıyla Zaza Çalışmalarını bağımsızlaştıran konferans serisi düzenlenmeye başlamasıdır.¹¹ Zazaların, özellikle Dersim Zazalarının yeniden tanımlanmasına imkân verecek bilgiler üretilmesi amaçlanmıştır. Konferansta sunulan başlıklar da bu yöndedir; The Alevis of Dersim in the Eyes of the Armenian Authors of the 20th Century, On the Armenian-Zaza Sacral Topography of Dersim, Sons of the Sun: Iranian Mithraism and Similarities between Armenian Paganism and Dersim Zaza Alevism. Aslında Ermeni diasporasının Dersim’de çok Ermeni kaldığı yönündeki iddiası hatırlandığında Zazalarla ilgili tartışmalarla Zazaların yerinden çıkarılması sürecinde Ermenilerin yerleştiği bu konum da anlaşılırdır.

8. Şiiler

Zazaların yerinden çıkarılmasının sağladığı imkânlardan yararlanmak isteyen bir diğer aktör de Şiilerdir. Kuşkusuz bunun bir devlet politikası ya da Şii misyonerlerin motivasyonu mu olduğunu bilme imkânımız yoktur. Zazaların İrani ve bir kısmının Alevi olması İran’ın ve Şiilerin ilgisi için yeterlidir. Bu dönemde Ermeniler kadar aktif olamasalar da özellikle başta sosyal medya mecraları olmak üzere bazı alanlarda var olmaya çalışmışlardır. Onların özgün bir tartışma açma gibi bir çabaları olmamış, daha çok Almanların kullandığı argümanlar ile alana girmeye çalışmışlardır. Bu grubun Zazalara yönelik en büyük iddiası Zazaların İran’ın kuzeyinde yer alan Deylemilerin ardılları olduğu yönündedir. Ancak, bu iddia da tarihi ve sosyolojik gerçeklerle açık bir biçimde çelişmektedir.¹²

9. Terörle Mücadele Konsepti (2016-2024)

Ak Parti’nin açılımı ya da barış süreci 2016 ile birlikte yerini ağır çatışmalı bir ortama bıraktı. Zaza tartışmaları ile tekrar dirilen inkâr ve asimilasyon dönemi enstrümanları daha aktif bir şekilde ortaya çıktı. Bu dönemde başlayan “sivil örgütlenmeler” devlet ile içiçe olmuş ve daha sonra federasyona dönüşmüştür. Ankara’da düzenlenen dayanışma gecesine dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da davet edilmiştir. Aynı zamanda geceye Korucu ve Şehit Aileleri Başkanı katılmış ve birlik ve beraberlik mesajları verilmiştir. Zaza-Der Başkanı da devletin “birlik ve bekası” için çalışacakları mesajını vermiştir.

Federasyon’un sitesinde yer alan bu cümleler yerleştiği konum açısından yeterince açıklayıcıdır: “Türkler, Zazalar, Kürtler, Araplar, Lazlar, Çerkezler, Gürcüler… Kısacası Türkiye’nin bütün renkleri, bu ülkenin zorunlu ve ayrılmaz unsurlarıdır. Bu toplulukların her biri Türkiye Cumhuriyeti’nin asli kurucu bileşenidir. Türkçe, Türkiye halkının ortak ve birleştirici dilidir. Türk Milleti’nin tüm fertleri için birliğin, egemenliğin ve millet bilincinin dilidir. Egemenlik Türkiye halkının oluşturduğu Türk Milleti’ne ait olduğu için, milletin dili olan Türkçe de egemen tek dildir. Bu nedenle Türkçe’nin resmî ve eğitim dili olarak korunması, devletin bekası ve milli bütünlüğün harcıdır. Bu konuda hiçbir itiraz yoktur; Türkçe dokunulmazdır. Ancak Türkçe’nin bu dokunulmaz ve birleştirici statüsü, bu ülkenin başka kadim dillerinin inkâr edilmesini değil, adaletle yaşatılmasını gerektirir.¹³

Görüldüğü kadarıyla Zaza Dernekler Federasyonu iki temel konuya odaklanmaktadır. Birincisi, Türkiye’de sadece Türkler ve Kürtler’in olmadığı, onlarla birlikte Zaza, Laz, Çerkez vb. diğer toplulukların da yaşadığı. İkincisi ise Zazacanın Kürtçenin lehçesi olmadığı. Aslında bu düşünceler onlardan önce de savunulmaktaydı. Federasyon Zazalarının özgün olan tarafı ise Türkiye’deki bütün halkları Türk Milleti içinde değerlendirmeleridir. Bilindiği gibi bu söylem ulusalcı Türklerin ve ülkücülerin söylemidir. Diğer bir özgün tarafları da elbette kullandıkları dildir. Başkan’ın Zaza halkına yönelik çağrısını dinleyelim: Tepeden bakan Kibirli, Enaniyet ve Megolaman Ruh Hastalarına, ZAZA Aidiyetini, Dilini Asimile etmeye Çalışan, Görmezden gelenlere,”ZAZA Halkını kendine ‘Alt Kol’  ZAZA Dilini kendi dillerine ‘Alt Lehçe’ göstermeye çalışanlara ve Bunların hepsini bilmesine rağmen Çıkarları uğruna ‘Sessiz’ kalan Tüm Zihneyetlerin Esası Bozuktur.. ZAZA HALKI buna daha fazla sessiz kalamaz (Alevi- Sünni’si ile ZAZAlar birdir ve Kadim bir Halk’dır), ZAZA Dili Müstakil bir Dil’dir. Bu gerçek er ya da geç kabul görecektir.¹⁴

Dilbiliminin dil ve lehçe gibi en karmaşık konularından birinin bir “sivil toplum örgütünün” vizyonunda bu şekilde yer alması gerçekten kaygı vericidir. Bu tartışma, başladığı tarihten bu yana ilk kez böyle bir çerçevede yapılmaya başlanmıştır. Federasyon Başkanı ve heyeti, Gelecek Partisi Milletvekili Selçuk Özdağ ile “Zaza dilinin lehçeden çıkarılması”, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile “Zaza dili ve halkının toplumsal, kültürel haklarına” ve Yeni Anayasa ve Terörsüz Türkiye Komisyonu üyesi Fetih Yıldız ile ise “Zaza Dili ve Zaza halkının anayasal güvenceye kavuşturulması”na dair görüşmeler yapmıştır.

Zazaların dilsel ve kültürel haklarının anayasal teminat altına alınması çabası çok değerlidir. Fakat dil ve lehçe tartışmasında “Kelin ilacı olsaydı önce kendi başına sürerdi” Türk atasözünün dediği noktadayız. Çünkü dil ve lehçe tartışması Türkçe için de geçerlidir. Bu konuda bir Türk bilim insanına kulak verelim: “Eski Sovyet bilim adamları tarafından hazırlanan “Türk Dilleri” isimli kitapta 39 Türk dili (bunların 15‟i eski, 24‟ü çağdaş diller) yer almaktadır. Sovyet bilim adamları ve hatta bugünkü halefleri bunları lehçe değil, dil olarak kabul etmektedir. Türkiye’de ise hâlâ isimlendirme konusunda tam bir anlaşma sağlanmış değildir. Türkiye’de bunlara “lehçe” denmesi gerektiğini savunanlar yanında “dil” denmesi gerektiğini savunanlar da bulunmaktadır.¹⁵

Ne yazık ki Avrupa merkezli bilim karşısında nihayet derecede kırılgan olan Doğu, kendini tanımlarken bile Avrupalı bilim insanlarını esas kabul etmektedir. Uzun modernleşme süreci Doğulu halklarda bir özsaygı yitimine neden olmuştur. Başta ifade ettiğimiz gibi Türklerin ve iki Türk devletinin 500 yıllık kayıtlarının değersizliğini başka türlü açıklamak mümkün görünmemektedir. Zazaların kendi anne babalarına olan saygısı ise şiddet iklimi, inkâr ve asimilasyon süreçlerinde ayaklar altında kayboldu.  Fakat bazı Zazaların bu konudaki hikâyesi yeni başlıyor. Çünkü “Zazaca’nın lehçe değil dil olduğunu, Kürtçeden farklı olduğunu” iddia ederek tartışmayı başlatan Oscar Mann’ın 2014 yılında yayınlanan mektuplarında kurduğu bu cümle “Buyrun buradan yak!” dedirtiyor: Zazaca, Med dilinin bir alt koludur.¹⁶

¹Ercan Çağlayan. (2024). Zazalar: Tarih, Kültür ve Kimlik. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

²Nurettin Beltekin, Annemin Bilgisinde Zazalar, Kürt Tarihi Dergisi, 2023, s. 53.

³Nurettin Beltekin, (2020). Kolonize Edilmiş Bir Alanı Araştırmak: Alman Oryantalist Çalışmalarında Zazalar. Şarkiyat, 12(3), 559-574.

⁴Nurettin Beltekin, (2023). Çimeyanê Almankî de Kurdê Zaza. Kurdiname, (9), 1-14.

⁵Karl May, Vahşi Kürdistan İçlerinde, Yurt Kitap Yayın, 2001.

⁶Hasan Reşit Tankut, Kalan Zazalar Üzerine Sosyolojik Tetkikler, Basım Yayın Dağıtım, Ankara 2000.

⁷Sevgen, N. (1999). Zazalar ve Kızılbaşlar: coğrafya, tarih, hukuk, folklor, teogoni (Vol. 1). Kalan Basım Yayın.

⁸MHP, Başbuğumuzun Hayatı, https://www.mhp.org.tr/htmldocs/basbug/hayati/mhp/basbugumuzun_hayati.html

⁹Nevzat Anuk, (2015). Kürtlerin Türkleştirilmesi Üzerine Tartışma: Türk Kültür Değişim Enstitüsü Merkezi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Mardin: MAÛ. Türk Dili Enstitüsü.

¹⁰Roşan Lezgin, “Toplumsal Kürt Gruplarından Zazalara Genel Bir Bakış”, Diyarbakır, 2016.

Ahmet Kırkan, “Fonolojîyê Kirmanckî de Pirsgirêka Vengê /ğ/”, The Journal of Mesopotamian Studies, 4/2, Mardin, 2019.

¹¹2nd International Conference on Zaza Studies: The Zaza People and the Anatolian Alevi Phenomenon June 4-5, 2016 Yerevan, Armenia. https://orient.rau.am/uploads/institute/pdf/files/The_Zaza_People_and_the_Anatolian_Alevi_PhenomenonmYUJxlfz2mptsEd1613418600.pdf

¹²Çağlayan, age., s. 50-51.

¹³Murat Bukan, Eşitlik Değil Adalet. https://www.zazafed.org/haberler/esitlik-degil-adalet

¹⁴Vizyon, https://www.zazafed.org/kurumsal/vizyonumuz

¹⁵Karaca, O. S. (2011). Çağdaş Türk Lehçelerinin Söz Varlığındaki Ortaklığa Karşılaştırmalı Bir Bakış. Turkish Studies, 6, 1.

¹⁶Mujteba Kolivand (2014). Persische und kurdischeReiseberichte. Die Briefe des Berliner Orientalisten Oskar Mann während seinerbeiden Expeditionen in den Vorderen Orient 1901–1907. Wiesbaden: Harrassowitz.

Perspektif

 

POLITIKA