Türkçe | Kurdî    yazarlar
Hangi Öcalan?

2026-01-14

Ruşen Çakır

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Suriye’de Halep’te yaşanan olaylar, çatışmalar sonlandı ama Türkiye’ye etkileri sonlanmadı. Çok ciddi bir şekilde Türkiye’de çözüm sürecinin – ki bir süredir askıda gibi duruyor – önünde ciddi bir engel oluşturmuşa benziyor ve Halep’teki olaylar aslında bize Türkiye’deki sürecin Suriye’ye ne kadar bağlı olduğunu bir kere daha gösterdi. Ve bu olayın farklı açılardan değerlendirilmesine baktığımızda bu yayının başlığına çıkarttığım “Hangi Öcalan?” sorusunu doğrulayacak bir kafa karışıklığına tanık oluyoruz. Herkes kendisine Öcalan’ı referans alıyor. Herkes derken Kandil de, Ankara da Öcalan’ı referans alıyor ve herkes karşılıklı olarak Öcalan’ın söylediklerinin uygulanmasına izin verilmediğini söylüyor. Biraz karışık olduğunun farkındayım ama önce bir MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dün grup konuşmasında Halep konusunda söylediklerini bir dinleyelim sonra devam edelim.

 Devlet Bahçeli: “SDG ve YPG yanlış üstüne yanlış yapmıştır. Halep oradaysa arşının Şam’da olduğu netleşmiştir. Trump ise ayaküstü bunları satmıştır. Şu gerçeği tekrar vurgulamakta yarar olacaktır. PKK’nın örgütsel varlığı feshedilmiş, silahlar bırakılmıştır. Bu terör örgütünün uzantısı olan SDG ve YPG’nin de akıbeti aynı olmalıdır. Bizim için yegâne geçerli olan İmralı’nın 27 Şubat çağrısı barışa ve kucaklaşmaya davettir. Üstelik bölücü terör örgütünün bütün yapılarını bağlamaktadır. SDG ve YPG bundan bağımsız değildir, olması da mümkün değildir. Görünen gerçek aynısıyla şöyledir: Özellikle Mazlum Abdi isimli terörist siyonizmin yandaşıdır, İsrail’in kuklasıdır. PKK’nın kurucu önderliğine saygısız ve sadakatsizdir.”

Şimdi Devlet Bahçeli, Mazlum Abdi’yi PKK’nın kurucu önderliğine saygısız olmakla suçluyor. Ne günlere kaldık diyebilirsiniz ama böyle. Yani Bahçeli’nin anlatısında şu var: Öcalan bir şey istiyor ama SDG ve Mazlum Abdi bunu yapmıyor. Benzer bir şeyi Hakan Fidan da söylemişti. Şimdi onun ‘‘İmralı’’ ya da ‘‘kurucu önder’’ dediğine Hakan Fidan ‘‘ada’’ diyor ve Öcalan adını telaffuz etmemek için bulunan şeyler bunlar. Hakan Fidan şöyle diyor: ‘‘Adadan gelen mesajlar var. Onlara yazılan direkt mektuplar var. Verilen talimatlar var. Buna bile bir direnen akıl var. Demek ki başka yerden başka talimatlar geliyor. Başka duruş var.’’ Burada da kastedilen İsrail. Aynı şekilde Bahçeli’nin dediği gibi Hakan Fidan da benzer bir çizgide; Öcalan bir şey söylüyor ama Mazlum Abdi ve arkadaşları bambaşka bir şey yapıyorlar çünkü İsrail’den güç alıyorlar.

Geçtiğimiz günlerde tam da Halep olaylarının kızıştığı bir dönemde bizim daha önceki yayınlarda bahsettiğimiz, benim hafta sonu yazımda bahsettiğim bir bilgi notu var. Millî İstihbarat Teşkilatı’nın verdiği uzun bir bilgi notu. Ben bunu gazeteci Nevzat Çiçek’ten gördüm, okudum. Ve orada da şu söyleniyor: ‘‘Halep’teki olaylar sırasında gerek Mazlum Abdi gerek İlham Ahmed’le çok yoğun ve yapıcı bir diyalog geliştirildi. Fakat Kandil buna yanaşmadı’’ diyor. Şimdi o açıklamayla Hakan Fidan’ın ve Devlet Bahçeli’nin söyledikleri birbiriyle uyuşmuyor. Yani onlar, Bahçeli ve Fidan doğrudan SDG yönetimini, Mazlum Abdi ve yanındakileri suçlarken MİT’in bilgi notunda Kandil suçlanıyor. Peki Kandil ne yapıyor? Kandil de dün bir açıklama yayımladı. Uzun bir açıklama. Aslında Türkiye’de çözüm süreci konusunda şahinlerin memnun kalacağı bir açıklama. Sürecin risk altında olduğunu vurgulayan bir açıklama. Orada da onlar başka bir şey söylüyorlar. Diyorlar ki, ‘‘Reber Apo’’ diyorlar Öcalan’a, ‘‘10 Mart mutabakatının uygulanması açısından çatışmaların olmamasını, sorunların çözümü doğrultusunda adımlar atılmasını istemiş; Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi’ne petrol, sınır kapıları ve bazı konularda adım atılması yönünde mesajlar iletmiştir. Ama buna rağmen Halep’te bütün bunlar oldu’’ deyip sert bir açıklama yapıyorlar. Yani onlar da diyorlar ki, ‘‘Halep’te Türkiye destekli Şam yönetimi, Öcalan’ın yaptığı çağrıların hayata geçirilmesine izin vermiyor.’’

Hangisi doğru? Hangi Öcalan doğru? Şimdi benim anladığım kadarıyla dışarıdan bakan birisi, bakmaya, anlamaya çalışan birisi olarak benim gördüğüm kadarıyla Abdullah Öcalan, Bahçeli’nin ve Hakan Fidan’ın dediği gibi SDG’ye, Suriye’deki Kürt hareketine, YPG, PYD artık hangisi derseniz, çok sayıda isim var, onlara kayıtsız şartsız Ankara’nın istediği çizgiye gelmelerini söylemedi. 30 Aralık’ta yaptığı, verdiği yeni yıl mesajında da çok dikkatli bir dil kullandığını fark ettim. Daha önce sızan birtakım görüşmelerde de SDG yetkililerine doğrudan onlara önce kendi emniyetlerini düşünmelerini söylediğini biliyoruz. Zira Suriye meselesi gerçekten en kritik nokta ve gerek Kandil’in gerek İmralı’nın yani Öcalan’ın elindeki en güçlü kart. Bu kartı Bahçeli’nin ve Hakan Fidan’ın istediği gibi hızla Ankara’nın lehine kullanmak ya da ellerinden çıkartmak istemiyorlar. Şu haliyle bakıldığı zaman kritik bir yerde kilitlenmiş gibi gözüküyor. Tamam, Halep bitti ama devamı gelir mi? Gelirse ne olur? Bu sorular çok ciddi bir şekilde duruyor ve açık açık İsrail’le iş birliği yapmakla suçlanıyor Suriye’deki Kürt hareketleri. Ama bu arada biliyoruz ki Şam, İsrail’le Suriye’nin güneyi hakkında Türkiye’nin bilgisi dâhilinde anlaşma imzaladı ve bu anlaşmayı imzalar imzalamaz Halep operasyonu başladı. Bu da bir not olarak kenarda duruyor.

Peki ne olabilir? Bence bunun en hızlı ve kestirme yolu bir şekilde SDG yönetimiyle Türkiye’nin açık, aleni olarak ve mümkünse Türkiye’de görüşmesi ve bir şekilde bu kişilerin, Mazlum Abdi, İlham Ahmed ya da bir başkası ama mümkünse Mazlum Abdi’nin Öcalan’la doğrudan görüşmesinin sağlanması gerekir. Bunu aylardır söylediğimi biliyorum. Başkaları da söylüyor. Eğer burada gerçekten İmralı, Kandil ve Rojava dedikleri Kuzeydoğu Suriye arasında bir eş güdüm sağlanması isteniyorsa bunun yollarını Türkiye pekâlâ açabilir. Şu haliyle baktığımız zaman bunun geciktirildiğini ve bu geciktiği ölçüde de Türkiye’de süreç hakkında olumsuz düşünenlerin sevindiğini görüyoruz. Şu an itibarıyla açıkçası süreç konusunda güvercinlerin suskun ve karamsar, şahinlerin ise geveze ve son derece mutlu olduklarını görüyoruz. Ama tekrar söylüyorum, geri dönülmesi mümkün olmayan bir yere gelmiş olan Türkiye’de bu sürecin bir şekilde bir formülle, birtakım formüllerle yürütülmesi elzem. Bunun yolu bir şekilde bulunacaktır diye hem umuyorum hem de tahmin ediyorum. Ama Halep olayı bize gösterdi ki bu iş hiç de kolay olmayacak.

medyascope

POLITIKA