

2026-02-24
Devletin uluslararası polis (Europol) işbirliği yoluyla elde ettiği gizli istihbarat, örgüt liderlerine aktarıldı. Europol kaynaklı veri, sıradan bir teknik bilgi değildir. Bu tür veriler devletler arasında güven ilişkisine dayanır. Eğer o veri örgüte ulaşmışsa, bu yalnızca bir sızıntı değil, uluslararası güven zincirinde bir kırılma anlamına gelebilir.
CİHAT ARPACIK
Biliyor musunuz, henüz bol ışıklı AVM’lere benzetilmeden önce adliyelerin kokusu vardı.
Dosya tozunun, mürekkep lekesinin, bekleyen insanların tereddüdünün kokusu. O koku yıllarca burnuna sinmiş biri olarak biliyorum ki bazı dosyalar kapağını açtığınız anda sizi içine çeker. “Casper” dosyası işte tam da öyle. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Bürosu’nun yürüttüğü soruşturma dosyasını okudukça anlıyorsunuz ki bu dosya, suçtan çok bir “sistemi” anlatıyor.
Bu yapı, alt düzey bürokrasiye de sızmış bir bir sokak çetesi. Çetenin lideri ve yardımcıları cezaevinde olmalarına rağmen örgüt faaliyetlerini yönetmeye devam ediyordu. Bu saptamanın tek başına gösterdiği üç sonuç var. Örgütün cezaevi içinden iletişim kanalları var, dışarıda sadık bir kadrosu bulunuyor ve en önemlisi, “sistem” içinde bağlantılar var. Savcılık zaten üçüncüsünü açıkça söylüyor.
Soruşturma dosyasının en kritik tespiti şu: Örgüt, emniyet ve yargı içindeki bazı görevlilerle temas kurarak soruşturma dosyaları hakkında bilgi alıyor, dosyaların gidişatını etkilemeye çalışıyor. Bu temasın yöntemi ise klasik ama etkili: Para ve tehdit.
Devlet Bilirken Örgüt de Biliyordu
Çeteye yardım ettikleri ortaya çıkan memurlarla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında, örgütün bu kişiler aracılığıyla, gizli soruşturma bilgilerine ulaştığını, operasyon planlarını öğrendiğini, şüphelileri önceden uyardığı anlaşıldı. Savcılık tespitine göre örgüt, irtibat kurduğu kamu görevlileri aracılığıyla, yürütülen soruşturmaların içeriğini öğrendi, yapılacak operasyonların zamanını öğrendi, şüpheli listelerine ulaştı. Bu bilgiler örgüte ulaştırıldıktan sonra örgüt üyeleri hedef kişileri uyardı ve bazı şüpheliler yurtdışına kaçtı. Tespitlere göre bağlantılı memurlar, örgüte düzenli olarak dosya aşamasını, delil durumunu, savcılık değerlendirmelerini aktararak örgütün strateji belirlemesine yardım etti.
Yani savcılık hangi delile ulaştıysa örgüt de ulaştı. Bu, soruşturmanın “tek taraflı” değil “iki taraflı” yürütülmesi demekti. Oysa ceza soruşturmasının mantığı tek yönlü bilgi üstünlüğüne dayanır. Devlet bilir, şüpheli bilmez. Bu denge bozulduğunda hukuk sadece yavaşlamaz aynı şekilde körleşir. Dosya, tam da bu körleşme ihtimalini belgeleyen satırlarla dolu.
Dosyaya göre uluslararası suç örgütlerinin kullandığı özel şifreli SKY isimli mesajlaşma sistemi Europol tarafından çözümlendi. Bu çözümleme sonucunda Türkiye bağlantılı suç örgütü üyelerinin isim listeleri ve uygulama içi mesaj kayıtları Türkiye’ye gönderilmişti. Savcılık tespiti burada kritik bir noktayı kayda geçiriyor. Bu bilgiler polis memuru A.Ö tarafından örgüt yöneticilerine sızdırıldı.
Bu cümle teknik olarak şu anlama geliyor: Devletin uluslararası polis işbirliği yoluyla elde ettiği gizli istihbarat, örgüt liderlerine aktarıldı. Ancak Europol kaynaklı veri, sıradan bir teknik bilgi değildir. Bu tür veriler devletler arasında güven ilişkisine dayanır. Eğer o veri örgüte ulaşmışsa, bu yalnızca bir sızıntı değil, uluslararası güven zincirinde bir kırılma anlamına gelebilir.
3.000 TL’ye Satılan Bilgi
Kolunu çeteye kaptırmış memurların, polisin kullandığı Polnet sistemi üzerinden şüphelileri sorguladığı ve sorgunun yapıldığı gün polislerden birinin hesabına örgütün yönetici kadrosundan biri tarafından para transferi yapıldığı da ortaya çıktı. Bu hizmet karşılığında ise 3.000 TL gibi komik bir rakam ödenmiş. Elbette, uyuşturucu gibi daha “büyük” işlere bulaşanlara ya da daha kritik bilgiler verenlere çok daha yüksek miktarda ödemeler yapıldığı anlaşılıyor ancak organize suç dosyalarında en ürkütücü ayrıntı büyük paralar değil, küçük paralardır. Çünkü küçük ödeme, büyük sadakatin değil büyük çürümenin göstergesidir. Yüksek meblağ her zaman “satın alma” anlamına gelmez ama düşük meblağın anlamı her zaman “çürüme” demektir.
Örgüt adına uyuşturucu ticareti yapanlara yardım edip Sao Paulo’dan gelen uyuşturucuyu ülkeye sokan gümrük muhafaza memurları, çete adına tahsilat yapan ya da çete mensuplarıyla çatışan kişilerin kaldığı otel bilgilerini çeteye ileten polisler, Suriye’den ülkeye uyuşturucu sokan kamu görevlileri, arama veya yakalama kararı çıkınca bunu örgüte “uçuran” zabıt katipleri…. Her şey dosyada sabit.
Dosyada dikkat çeken bir diğer ayrıntı da “firarlara” ilişkin. Organize suç dosyalarında bu tür kaçışlar genelde operasyon sonrası olur. Burada ise kaçışın soruşturma sürerken gerçekleştiği anlaşılıyor. Bu da bizi yine aynı noktaya götürüyor. Bilgi içeriden mi sızdırıldı? Savcılık bunu doğrudan söylemese de dosyanın bütünlüğü bu ihtimali güçlendiriyor. Çünkü operasyon öncesi kaçış, organize suç literatüründe tek anlama gelir: Bilgi zamanından önce ulaşmıştır. Bu tür dosyalarda zaman, delilden bile daha kritik bir unsurdur. Ve “zaman” sızdıysa, mutlaka (ama mutlaka) içeriden sızdırılmıştır.
Adliye muhabirliği bana şunu öğretti: Her dava dosyasının iki hikâyesi vardır. Biri suç, diğeri sistem. “Casper” dosyasının suç hikâyesi açık, bir örgüt, üyeleri ve yöntemleri var. Ama asıl hikâye zaten burada değil. Hikâye şu sorunun cevabında gizli: Bir suç örgütü, devlet mekanizmasına ne kadar yaklaşabilir? Bu dosya “yaklaşabilir”, “hatta içine kadar sızabilir” diyor.
Suç örgütleri devleti ele geçirmeye çalışmaz. Devletin en zayıf halkasını ele geçirir ve bazen tek bir halka bütün zinciri çözer.
Not: Bu yazı, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2026/22235 numaralı soruşturma dosyasında elde edilen bilgilerden yola çıkılarak yazılmıştır.
Perspektif
POLITIKA
2026-02-23Roj Girasun: Demirtaş bir sonraki seçimde muhtemel cumhurbaşkanı adayı
2026-02-23PSK: Doğu Kürdistan Siyasi Partiler İttifakı Kutlu Olsun!
2026-02-21Bir Rapor Ancak Bu Kadar Fos Çıkar
2026-02-20PSK: Dilimiz Ulusal Varlığımızın Temel Stunudur, Ona Sahip Çıkalım
2026-02-17Çözüm komisyonu ortak raporunda ne var, ne yok?
2026-02-17Modern Türkiye’de Kürt direnişinin bastırılması
2026-02-17Cezayir Antlaşması, Kürtler ve ABD
2026-02-16“Kürtler hâlâ çözüm sürecine inanıyor mu?”
2026-02-16Zazalara İlişkin Tartışmaların Kısa Tarihi
2026-02-13Ahmed Şara’yı (Colani) nasıl bilirsiniz?
2026-02-13PSK: 1925 Şêx Said Hareketi Kimlik Ve Özgürlük Mücadelesidir
2026-02-05“Siyasetçi değilsin”
2026-02-03ABD ve İsrail Kürtleri sattı mı?
2026-02-03Kürt halkı, siyasi hareketlere yol gösteriyor
2026-02-03Suriye, Türkiye ve sınır-aşan Kürt siyaseti
2026-02-02Doç. Dr. Arzu Yılmaz: Afganistan’dan Suriye’ye Sünni aksı oluşuyor
2026-02-01Konjonktürle gelen konjonktürle gitti
2026-01-30Yanlış Hesaplar
2026-01-30Rojava ve yeni bölgesel güvenlik mimarisi
2026-01-27Gazze Sonrası Dünya İle Tesellisiz Yüzleşme