

2026-03-16
Kimse Öcalan’ın Haysiyetini İade Edemez
Kamal Soleimani
Leyla Zana’nın son konuşmasında Öcalan’ın devlete karşı olmadığı yönündeki ifade son derece yanlış bir çıkıştır. Öcalan’ın Kürt devleti dışında devlete karşı olmadığı zaten bilinen bir durumdur. Buna rağmen Zana’nın, Öcalan’ın Kürt devletine bile karşı olmadığını vurgulaması ciddi bir ahlaki hatadır. Bunu, gerçekten böyle bir şey duymuş olabileceğini reddetmek için söylemiyorum; ancak bütün yaşanan felaketlerin ardından bunun önemli bir açılım gibi sunulması sorunludur.
Öte yandan, yirmi yılı aşkın süredir Öcalan’ın kurduğu ideolojik çevre ve çerçeve içinde devletin ortadan kalkacağı ve “demokratik konfederalizm” söyleminin bu varsayıma dayandığı yönünde sistematik bir propaganda yürütüldüğü bilinmektedir. Bu çizgi bu kadar uzun süre savunulduktan sonra, perde arkasında farklı bir tutum varmış izlenimi yaratmak geçmişteki söylemleri temize çıkarmaz; aksine ideolojik sürekliliği ve siyasal sorumluluğu belirsizleştirir.
Bugün Kürtlerin önemli bir kısmı, Kürtlerin devlet kurma arzusunu etkisizleştirmeye yönelik bir çizginin sistematik biçimde izlendiğini görmektedir. Bu sahtekârlığın, Öcalan’ın denetimi altındaki yapılar ve Türk devletinin örtük ve son zamanlar da desteğiyle yürütülen bir propaganda faaliyeti olduğu artık daha net anlaşılmaktadır.
Bu meseleye dair örnekleri 2023’te Sorani olarak yazdığım kitabımda da göstermiştim. Buna rağmen bugün Zana’nın, sanki Öcalan gizlice başka şeyler düşünüyormuş ve bütün bu yıllar boyunca Kürt egemenliğine karşı yürütülen ve Kürtlere yutturulan muazzam kampanyanın hiçbir önemi yokmuş gibi konuşması ayrı bir ahlaki sorundur. Eğer Öcalan’ın “devletsiz demokratik çözüm” anlatılarının samimi olmadığı düşünülüyorsa, xoşka me Leyla’nın bunun neden yıllar önce Kürtlere açıkça anlatılmadığını sormamız gerekmez mi?
İkinci mesele şudur: Öcalan’ın manipülatif ve siyasi ahlaki olmayan bir aktör olduğu, PKK çevresi dışındaki geniş kesimlerce zaten bilinmektedir. Eğer Öcalan Kürtler için mevcut tarihsel koşullarda devlet kurmanın mümkün olmadığını düşünüyorduysa, o zaman bütün bu “demokratik konfederalizm”, KCK ve benzeri ideolojik hurafelerin neden üretildiği sorusu kaçınılmazdır. Bu durum açıkça ifade edilebilirdi: “Bu şartlarda Kürt devleti mümkün görünmüyor; bu nedenle federalizm, konfederalizm ya da özerklik gibi modelleri tartışıyoruz.” Böyle bir tutum siyasal açıdan daha anlaşılabilir ve daha dürüst olurdu.
Bunun yerine, Öcalan’ın ve onun aldatıcı mecmuasının etkisiyle yıllarca Kürtlere devletin ortadan kalkacağı ve başka bir siyasal düzenin mümkün olduğu yönünde propaganda yapıldı. Oysa Öcalan, Şubat 1999’daki sorgusunda beş para sarf etmeden PKK’yi anlamsızlaştıracağına Türk devletine söz vermişti. Yirmi altı yıl sonra, 27 Şubat 2025’te ise PKK’nin zaten 1990’lardan beri anlamsızlaştığını ve “aşırı tekrar”a dönüştüğünü söyledi ve bu bahaneyle PKK’yi feshetti.
Ben buna katılmıyorum; ancak Öcalan açısından PKK’nin anlamsızlaşması, Kürt meselesinin de anlamsızlaştırılması anlamına gelmektedir. Öcalan, Türk faşist ve ırkçı devletinin Kürt meselesinden kurtulabilmesi için adeta bir “mehdi” figürüne dönüştürüldü; devletsiz bir gelecek adına Kürtlere gaybî müjdeler sundu ve bu yönde 20 yılı aşkın süre propaganda yaptı. Ardından Kürtlerin devlet fikrinden vazgeçmesi gerektiği telkin edildi. Bu durumun siyasal ve epistemolojik bir aldatma ve bir baş judenratlık olduğu Kürtler arasında giderek daha açık biçimde anlaşılmaktadır.
Bu yıllar boyunca Kürdistan’ı sömüren devletler askerî kapasitelerini sürekli artırdı; yeni silah sistemleri geliştirdiler, üsler ve karakollar kurdular, teknolojik üstünlük elde ettiler. Buna karşılık Öcalan ve PKK, Kürtlerin devlet kurma ihtimalini ortadan kaldırmaya odaklandı. PKK de tüm gücüyle Kürtlerin Güney’de elde ettiği tek statüyü zayıflatmaya yöneldi. Bu çizginin ne ölçüde ağır sonuçlar doğurduğunu görmek gerekir.
Kürdistan’ın dört parçasındaki Kürt partileri, mevcut koşulların devlet kurmaya izin vermediğini söylüyor; ancak Öcalan gibi işbirlikçi bir çizgiye girip devletlerin ortadan kalkacağını iddia eden yok. Sadece kendi güçlerinin devlet kurmaya yetmediğini ifade ediyorlar. Bu nedenle federalizm, konfederalizm ya da özerklik talepleri dile getiriliyor. Öcalan da en başından şu açıklığı yapabilirdi: “Biz bunun için mücadele ettik, fakat bu aşamada böyle bir imkân yok.”
Ama Öcalan’ın pratiklerinin, kaygılarının ve söylemlerinin Türkiye’de Ümit Özdağ, Doğu Perinçek ve Devlet Bahçeli gibi en faşist Türk milliyetçisi siyasetçilerin pozisyonlarıyla kesişebildiğini görmek artık zor değildir. Nitekim Öcalan bazı kitaplarında Kürtçenin resmî dil olması fikrine karşı çıktığını ve bunun Türk devleti açısından federalizm tehlikesi yaratacağını ifade etmiştir (Demokratik Konfederalizm, 2015: 39). Hatta KCK’nin Kürtler arasında federalizm düşüncesini engellemek için oluşturulduğunu da belirtmiştir (Türkiye’de Demokratikleşme Sorunları, 2011: 80–85). Buna rağmen bugün sanki bütün bu pozisyonların hiçbir önemi yokmuş gibi davranılması ve ortada gizli bir strateji varmış gibi anlatılması ikna edici değildir.
Öte yandan, yalnızca Kürt kimliğine bağlılığı nedeniyle ağır bedeller ödemiş bir figür olan Leyla Zana’nın bugün böyle bir pozisyona itilmiş görünmesi de üzücüdür. Nitekim Öcalan’ın kendi metinlerinde Kürtlük meselesini Barzani’ye ya da Leyla Zana’ya bırakmayacağını ifade ettiği bilinmektedir. Demokratik Kurtuluş’ta, ya örgütle birlikte olunacağı ya da örgütün dışında konumlanılacağı yönünde kullandığı açık tehdit dili bu yaklaşımı göstermektedir: “Bütün hünerlerini Sırrı Bey gibi, Pervin Hanım gibi ortaya koyacak… Siyasetle oynarsa canıyla öder.” (Demokratik Kurtuluş, 2015: 223)
Guya Apo hazretlerinin mücadelesi jin, jiyan, azadî içinmiş; fakat Leyla Zana gibi özgür bir Kürt kadını söz konusu olduğunda örgütlülük, Apo’nun zorla dayattığı çizginin dışına düşmek anlamına geldiğinde — yüksek mafyatik bir mantığın deyimiyle — başka bir hatta girenin ölmesinin kaçınılmaz olduğu ima edilmektedir. Böylece kadın, özgürlük ve yaşam söylemi mafyatik ve Sedat Pekervari bir siyaset zemini üzerine kurulmuş; siyaset adeta ya öldürmek ya da ölmek için varmış gibi kodlanmıştır.
Apocu siyasetin Kürtler açısından ölüm, tehdit ve tasfiye üzerinden tanımlanması demokratik siyasal düşünceyle bağdaşmaz. Siyaset, toplumsal sorunları çözmek, adalet ve eşitliği tesis etmek ve farklı görüşlerin barışçıl rekabetine zemin hazırlamak için yürütülen kamusal bir faaliyettir. Buna rağmen xuşka meyê mezin Leyla Zana’nın Apo’nun haysiyetini iade etmek için böyle bir çabaya girmemesi gerekirdi; çünkü Kürtler açısından Apo’nun haysiyetini iade edecek bir “fanî deha” henüz yaratılmamıştır.
Yazarın X hesabından
POLITIKA
2026-03-16PSK: Halebce’nin Yarası Kanamaya Devam Ediyor
2026-03-16Hak isteyen Kürt neden “İlkel Milliyetçi” oluyor?
2026-03-16Kuzey Kürdistan Ulusal Birlik Girişim Konferansı Deklerasyonu
2026-03-15İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı’ndan Önemli Çağrı
2026-03-11Prof. Hamit Bozarslan ile söyleşi
2026-03-09Kürt Ulusunun Ulusal Egemenlik Hakkı ve Sosyalizm
2026-03-09Rojhilat Siyasi Güçler İttifakı’ndan açıklama
2025-03-07PSK: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü Coşkuyla Kutluyoruz
2026-03-05Doğu Kürdistan’da Halkımızın Özgürlük İradesi Galebe Çalacak
2025-03-05PSK: Raperîn’in 35.Yıl Dönümü Kutlu Olsun
2026-03-03Kemiklerine Kadar Kürd Düşmanı Bir Diktatör’ün Ölümü
2026-03-0347 yıl: Kürt fetvası, suikast, katliam, idam
2026-03-03Prof. Dr. Bozarslan İran’daki gelişmeler ve Kürtler açısından olası riskleri değerlendirdi
2026-03-02Bugünün 28 Şubat’ı
2026-03-02İran ve Türkiye’nin Yazgısı Üzerine Uzun Bir Not
2026-03-01Kürt Siyasal Öznesinin Tasfiyesi ve Eşitsizliğin Romantikleştirilmesi
2026-02-28Madem Devlet Kimliksiz: Türkiye Kürt İlan Edilsin
2026-02-24Devletin İçinden Geçen Gölge
2026-02-23Roj Girasun: Demirtaş bir sonraki seçimde muhtemel cumhurbaşkanı adayı
2026-02-23PSK: Doğu Kürdistan Siyasi Partiler İttifakı Kutlu Olsun!