

2026-01-21
Hesam Mahjoubi
İran'da ülke geneline yayılan protestolar devam ederken, aralarında bazı camilerin yakıldığını ve tahrip edildiğini gösteren görüntüler yayılmaya başladı.
İran hükümeti, bu eylemleri protestoculara, hatta yabancıyı istihbarat servislerine bağladı.
İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, 17 Ocak'ta yaptığı açıklamada, ülke genelindeki protestolar sırasında "250 caminin" zarar gördüğünü açıkladı.
Eylemleri gerçekleştirenleri "düşmanın piyadeleri" olarak nitelendiren Hamaney, bu kişilerin görevinin ise "binalara, evlere, ofislere ve sanayi merkezlerine saldırmak" olduğunu söyledi.
Hamaney'e göre "kötü ve eğitimli unsurlar" tarafından yönlendirilen "cahil ve bilgisiz ajanlar" "insanlara zarar verip binlerce kişiyi öldürerek" "kötü işler yapmışlar ve büyük suçlar" işlemişlerdi.
Ülkede devam eden internet kesintileri sebebiyle medya kuruluşları hedef alınan cami sayısını bağımsız olarak doğrulayamıyor.
Daha önce de İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan televizyon üzerinden yaptığı bir açıklamada camileri ateşe verenlerin "ülke içinde ve dışında eğitim aldıklarını" ve "terörist" olduklarını iddia etmişti.
İslam Cumhuriyeti'nin protestocuları "isyancı" "vandal" ve "terörist" gibi etiketlerle tanımlaması ve onları yabancı güvenlik servisleriyle ilişkilendirmesi yeni değil.
Sansür koşullarında hükümetin tek taraflı anlatımı
Devlet medyası, aralarında başkent Tahran'da bulunan İmam Cafer el Sadık Camii ve Ebu Zer Camii'nin de bulunduğu dini mekanların yakıldığını gösteren görüntüleri yayımladı.
Medya, bu eylemleri, "Mossad'ın paralı askerlerine" atfediyordu.
Ancak son yıllarda bağımsız kaynaklar ve insan hakları örgütleri, İran'daki protestoların sonuçları ve kayıplar hakkında hükümetin verdiği istatistiklere ve açıklamalara şüpheyle yaklaşıyor.
Bunun sebeplerinden biri de ağır sansür ve bilgi üzerindeki mutlak tekel koşullarında bu iddiaların bağımsız uzmanlar tarafından doğrulanmasının mümkün olmaması.
BBC Farsça'ya konuşan Fransa'nın Nancy kentindeki Lorraine Üniversitesi'nde sosyolog Sait Peyvandi "Camilere yönelik saldırıların protestocular tarafından gerçekleştirildiğini hala kesin olarak söyleyemiyoruz" diyor.
Peyvandi, İran İslam Cumhuriyeti'nin İran'daki dini mekanlara yönelik saldırılarla ilgili daha önce yaptığı açıklamalara işaret ediyor ve "Yeşil Hareket" olarak da bilinen protestolar sırasında da benzer suçlamalar yapıldığını hatırlatıyor.
Sosyolog, 1994 yılında Meşhed kentinde bulunan İmam Rıza Türbesi'ne düzenlenen bombalı saldırı sonrasında da "aynı güvenlik-merkezli senaryo oluşturulmasına şahit olduk" diyor ve ekliyor:
"Ancak daha sonra bu dönemde bombalama olayını Halkın Mücahitleri Örgütü'ne atfetmenin tamamen yanlış olduğu anlaşıldı."
2021'deki protestolar sırasında çok paylaşılan bir başka videoda, eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, protestoculara yapılan sert müdahaleyi haklı çıkarmak amacıyla sivil kıyafetli güçlerin kamu mallarını ateşe vermek de dahil olmak üzere şiddeti körükleyen eylemlerde bulunduğunu söylemişti.
Peyvandi'ye göre eğer hükümet iddialarında samimiyse, bu tür yıkıcı eylemlerin boyutlarını belirlemek için "tarafsız kişilerin katılımıyla bir inceleme komitesi" kurulmalı.
Fransa'da yaşayan tarih araştırmacısı ve yazar Ali Rıza Manafzade ise İran'daki camilere ve dini mekanlara yönelik son saldırıların yapısını ve kapsamını "yeni bir olgu" olarak değerlendiriyor.
Yazar, protestocuların bu tür eylemlerde bulunmasının olası olduğunu düşünüyor:
"Çünkü camiler, İslam Cumhuriyeti'nin elindeki baskı aygıtlarını uygulamak için kullandığı bir kurum haline geldi. Her durumda artık insanlar camilere olumlu bakmıyor. İnsanlar İslam Cumhuriyeti'ne karşı çıktıkları için onun kurum ve sembollerine saldırıyorlar."
Son kırk yılda camiler ve diğer dini mekanlar, İslam Cumhuriyeti'nin iktidar yapısının sembolleri haline geldi.
Devlet kontrolündeki birçok cami aynı zamanda İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Besic paramiliter gücünün üssü olarak da hizmet veriyor.
'Dini duygular uyandırma' amacıyla 'araçsal olarak kullanılıyor'
Peki hükümet neden protestoculara karşı camilere hasar verilmesi meselesini gündeme getiriyor?
Ve - istatistiklere göre hükümet medyasına pek güvenmeyen - İran halkı neden bu meseleden etkileniyor?
Peyvandi'ye göre bu "hükümet propagandasının" hedef kitlesi öncelikle kendi destekçileri, ardından da bu protestoları uzaktan izleyen ve katılmakta tereddüt eden sessiz gruplar.
Peyvandi, hükümetin bu eylemlerin altını çizmekteki ana motivasyonunun muhalefete karşı "insanların dini duygularını kışkırtmak", "eylemcilerin hedeflerini şeytanlaştırmak" veya "protestocuları din karşıtı veya dinsiz olarak etiketlemek" olduğunu düşünüyor.
Almanya'da yaşayan din bilimleri araştırmacısı Hasan Yusufiye Eşkevari, BBC Farsça'ya verdiği bir röportajda, hükümetin, bu konuyu "araçsal olarak kullandığına" işaret ederek, İslam Cumhuriyeti karşıtlarının "itibarını sarsmaya" ve onları "İslam'ın, Kur'an'ın ve caminin düşmanları" olarak göstermeye çalıştığını söylüyor.
İranlılar, Irak'taki ABD Ain el-Assad hava üssüne düzenlenen İran füze saldırısının yıldönümü sebebiyle düzenlenen sergiyi ziyaret ediyor.
Ancak Eşkevari'ye göre bu mesele "tek taraflı değil".
Araştırmacıya göre İslam Cumhuriyeti'nin dini duyguları kışkırtmak için camileri "araçsal olarak kullanması" "yanlış ve kınanacak" bir şey olduğu gibi, - herhangi bir grup veya birey tarafından herhangi bir nedenle- camilerin yıkılması veya yakılması da "hatalı ve yanlış" ve bu eylemi gerçekleştirenler için "olumsuz sonuçlar" doğuruyor.
Yusufiye Eşkevari, eğer bu eylemler protestocular tarafından gerçekleştirildiyse, bu "İslamofobik bir ruhun" işaretlerini ortaya koyuyor:
"İran toplumunun bir bölümü dindardır ve İslam'ın İran'da tamamen ortadan kaldırılabileceği hipotezi, tarihsel açıdan bakıldığına, büyük bir hatadır."
Aynı zamanda bazı analistler, bazı protestocuların cami veya Kur'an yakmaya teşebbüs etmesinin mutlaka dine bir saldırı anlamına gelmediğini, aksine otoriter kontrolü meşrulaştırmak için dini kullanan bir kuruma karşı sembolik bir protesto eylemi olarak görülebileceğini düşünüyor.
İdeolojik araç
Uzmanlara göre İran'da camilerin bir ibadet ve maneviyat mekanı olarak kadim ve geleneksel işlevi önemli bir değişim geçirdi.
İran İslam Devrimi'nden önce pek çok din görevlisi, camileri, hükümete karşı halkı örgütlemek için kullandı.
Örneğin İran Dini Lideri Ali Hameney, Meşhed'de bulunan Keramat Camii de dahil olmak üzere pek çok camide yetkililerin dikkatini çekecek içerikte konuşmalar yaptı.
Devrim öncesindeki atmosfere ve "siyasi sınırlamalara" işaret eden Eşkevari, o yıllarda "camilerin mücadele üssü haline geldiğini" söylüyor.
Camiler devrimden sonra da örneğin sekiz yıl süren Irak savaşında da güç toplama ve cepheleri destekleme rolü oynayarak bu görevlerini sürdürdüler.
Ancak, camilerin her iki dönemde de "mücadele üssü" olduğunu söylesek bile, 1979 devriminden sonraki yıllarda camilere verilen destek miktarı ile önceki yıllardaki yardımlar birbiriyle karşılaştırılamayacak düzeyde.
İslam Cumhuriyeti, camileri desteklemek için hükümet dışı mali kaynaklara ek olarak özel devlet kurumları kurdu.
Camiler için devlet bütçesinde ayrı bir kalem ayrıldı.
Eşkevari, camilerin inanç meselelerinin yanı sıra "Müslümanlar için askeri, siyasi ve hatta mali ve maddi üsler" olarak kullanılmasının, erken İslam dönemi de dahil olmak üzere İslam tarihinde bir geçmişi olduğunu vurguluyor.
Ancak Sait Peyvandi, özellikle modern çağda bu tür işlevlerin caminin toplumdaki konumunu zayıflattığı konusunda uyarıda bulunuyor:
"Dini devlet, cami ağını kendi örgütlenmesinin bir parçası olarak kullanıyor. Cami cemaatlerinin imamları büyük bir düzeyde hükümete bağımlı bir halde ve camiler hükümet politikasını yayma ve İslam devletini destekleme mekanları haline geldi. Bu nedenle, İslam devletine ve onun verimsizliğine duyulan memnuniyetsizlik, toplumun önemli kesimleri ile cami arasında bir tür çatlak yaratmıştır."
Peyvandi, özellikle İslam Cumhuriyeti döneminde hükümet ile dini mekanlar arasındaki askeri bağlantıyı eleştiriyor: "Besic gibi hükümete bağlı güçlerin faaliyetleri camilerin içinden organize ediliyordu."
Bazı İranlılar için camiler artık kutsallığı temsil etmiyor gibi görünüyor. Bunun yerine şiddet ve aşağılanma anılarını çağrıştırıyor.
2023 tarihli bir CNN haberi, Mahsa Amini protestoları sırasında kullanılan gizli gözaltı yerlerini ortaya çıkardı; bunlardan bazıları camiydi.
Çok sayıda kaynak, gözaltına alınanların, Meşhed şehri de dahil olmak üzere, bu yerlerde tutulduğunu ve işkence gördüğünü doğruladı.
'Sembolik' saldırılar
Bazı araştırmacılar, İran'daki mevcut durumu, insanların din ve iktidarın birbirine geçmesinden rahatsız olup protesto ettikleri tarihsel dönemlerle karşılaştırıyor.
Ali Rıza Manafzade, İran'daki son durumun ve camilere yönelik saldırıların, Fransız Devrimi sırasında devrimcilerin kiliselere yönelik saldırıları ve dini sembollerin tahrip edilmesiyle karşılaştırılabileceğini, bunların da "birbiriyle iç içe geçmiş olan monarşiye, feodalizme ve dine karşı mücadele" başlığı altında gerçekleştirildiğini söylüyor.
"Vandalizm" kelimesinin, kendisi de devrimciler arasında yer alan rahip Henri Grégoire tarafından icat edildiğini vurgulayan Manafzade, Fransız Devrimi'nden sonra Ulusal Meclis'in kiliseyi devlet gözetimi altında bir kurum haline getiren bir yasa çıkardığını hatırlatıyor:
"Devrimciler hem dini fanatizmi ortadan kaldırmak hem de genel olarak dini devletin kontrolü altına almak istiyorlardı."
1905'te Fransa'da din ve devletin ayrılmasını öngören ancak aynı zamanda hükümete dini binaları ve kurumları koruma sorumluluğunu da veren Laiklik Yasası kabul edildi.
Şimdi Fransa'da protestocular, hükümete karşı muhalefetlerini göstermek için artık dini mekanlara saldırmıyorlar.
Çağdaş İran'da insanlar ve dini mekanlar arasında bu türden göreceli bir uzlaşma yeniden düşünülebilir mi?
Yusufiye Eşkevari, dini bir devlette, farklı dinlere mensup olanlar da dahil olmak üzere tüm vatandaşlar arasında "yasal eşitlik" kurmanın mümkün olmadığını, buna da "inanç-temelli birlikte yaşam" adını verdiğini söylüyor.
Bu din alimi, İslam Cumhuriyet eğer yıkılırsa ve gelecekteki hükümet bu eşitlik ilkesine bağlı kalırsa, ancak o zaman "dinin ve dini mekanların kutsallığının da korunacağını" söylüyor.
BBC Türkçe
ORTADOĞU
2026-01-20Şam yönetimi ‘Enfal' suresi ile Kürtlere karşı 'fetih' ilan etti!
2026-01-19Suriye’de çatışmaların arasında kalan binlerce Kürt göç yolunda
2026-01-19İran’da protestoların 23’üncü günü: HRANA’dan yeni hak ihlali verileri
2026-01-16Halep’te 300 kişi kaçırıldı, 200 bin kişi yerinden edildi
2026-01-14Eşrefiye ve Şeyh Maksud'daki çatışmalarda acı bilanço: 216 ölü
2026-01-14Ezidi Kürtlerin hayatı tehlike altında
2026-01-14İranlı yönetmen Panahi: İnternet kesildiyse katliam yakındır
2026-01-13'Öldürmeye devam ettiler'
2025-01-13İran’daki Ermeni toplumundan haber alınamıyor
2025-01-12SOHR: Halep’teki Kürt mahallelerinde ağır hak ihlalleri yaşanıyor
2026-01-12Adli Tıp bahçesinde yüzden fazla ceset torbası
2026-01-12Halep'te kadın asayiş üyesinin cenazesini binadan atan kişi hakkında yeni iddia
2026-01-12İran ve Rojhilat Kürdistan’da 16 günde 491 kişi katledildi
2026-01-11Özerk Yönetim: Halep’teki saldırılara IŞİD mensupları da katıldı
2026-01-11Halep’te insanlık dışı saldırı kamerada
2026-01-11QSD: Türk devleti İHA saldırılarıyla ateşkesi ihlal ediyor
2026-01-09Şara: Kürtlerin tüm haklarını garanti ediyoruz
2026-01-09İran'daki gösterilerin farklı boyutları
2026-01-07Suriye ordusu savaş ilan etti: 'DSG mevzileri hedefimizdir'
2026-01-07Halep’te bilanço ağırlaştı