Türkçe | Kurdî    yazarlar
Cenazeler parayla satılıyor, sokaklar kan içinde

2026-02-10

İran’daki protestolara tanıklık eden Sosyolog Virdar Sêymere, internet kesintileri ve ağır baskı altında tuttuğu 17 sayfalık notlarını dünya kamuoyuna ulaştırdı. Zagros coğrafyasının acısını, Lur halkının sistematik olarak dışlanmasını ve evlatlarının cenazesini almak için arabasını satmak zorunda kalan ailelerin dramını anlatan Sêymere, “Amacım ölümü yüceltmek değil, yaşananları tarihe not düşmek” diyor.

İran’daki eylemlere tanıklık eden Sosyolog Virdar Sêymere, süreç boyunca tuttuğu notların amacını “Öfkeyi büyütmek ya da ölümü yüceltmek değil, yaşananları anlatmak” sözleriyle ifade ederek, “Ve biz, anlatmak için hayattayız” dedi.

Tahran Çarşısı’nda 28 Aralık’ta başlayan protestolar dalga dalga bütün İran’a yayıldı.  Yüzlerce noktada halk değişim isteğini dile getirdi. Eylemler ilk günkü görkeminde olmasa da hâlâ devam ediyor. Farklı kurumlar, farklı bilançolar açıklasa da eylemlerde en az 30 bin kişinin öldüğü, 250 bin kişinin tutuklandığı ve 2 bine yakın kişinin idam edildiği tahmin ediliyor.

9 Ocak’tan bu yana İran genelinde internet erişimi neredeyse tamamen kesilmiş durumda, yalnızca çok küçük bir kesim ara sıra bağlantı kurabiliyor. İnternete erişim sağlayan Sosyolog Virdar Sêymere, 28 Aralık’tan bu yana tuttuğu 17 sayfalık notlarını Mezopotamya Ajansı’na (MA) ulaştırdı.

Eylemlerde sokaklarda en çok öldürülen ve en çok idam edilen kesim ise Lur halkı oldu. Kendisi de bir Lur olan Sêymere’nin notlarından öne çıkan kısımlar şöyle:

‘Burası matem ve acının coğrafyası’

“Evde oturuyorum ve sokaktan savaş sesleri yükseliyor. Bu makineli tüfek seslerinin daha kaç gün süreceğini bilmiyorum. Tüm telefonlar kesik, internet yok ve haber almanın hiçbir yolu bulunmuyor. Hasta olan annemin şu anda köyde ne durumda olduğunu bile bilmiyorum. Üç küçük çocuğu olan komşunun evinden çocukların ağlama sesleri geliyor, sokaklardaki korkunç savaş seslerinden dehşete kapılmış bu çocuklar, gecenin neden bir anda bu kadar ürkütücü hale geldiğini anlayamıyorlar.

 Burası matem ve acının coğrafyasıdır; benim sevgili Zagros’um, meşe ağaçlarının ve dağ keçilerinin yurdu, şimdi ateş ve kan meydanına dönüşmüş durumda. Bu halin içinde durmadan şunu düşünüyorum. Ne oldu da insanlar birdenbire sabırlarının taştığı noktaya geldi ve bu şekilde isyankâr biçimde sokaklara döküldü? Bugünlerde toplumda tanık olduğumuz öfke, isyan ve protestolar herkes için şaşkınlık ve soru kaynağıdır. Bir toplumun nasıl tek bir beden haline gelebildiği ve varlığı bütünüyle acıyla kuşatılmış bir dünyanın nasıl korkusuzca isyana dönüştüğü sorusu ortadadır. Bir insan nasıl olur da göğsünü ateşe ve kurşuna siper eder? Bu soru, cevabını yalnızca şimdiki zamanda değil, tarihin ve toplumun daha derin katmanlarında aramayı gerektirir.”

‘İlk büyük imparatorluklar, Zagros coğrafyasında şekillenmiştir’

“Lurlar, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde insanlık dünyasının uygarlık ve kültür köklerinden biridir; tarihten doğmuş, acının omuzlarında durmuş ve henüz adına konulmadan önce direniş kavramıyla tanışmış bir halktır. İnsan yaşamının ilk biçimlendiği coğrafyalardan biri Orta Zagros’tur; bugün Luristan, Kirmanşah, İlam ve Huzistan olarak bildiğimiz topraklar. Lurlar, günümüz dünyasında varoluşlarına, tarihsel ve uygarlık kimliklerine dair derin bir farkındalığa ulaşmışlardır. Bilimsel, paleontolojik ve arkeolojik bulgular, Lur kökenli coğrafyaların insan uygarlığının seyrinde temel bir rol oynadığını açıkça göstermektedir.

 Bu bulgular, Lurların manevi, kültürel ve uygarlık mirasının mağara yaşamı ve avcılıkla başladığını; hayvanların ve bitkilerin evcilleştirilmesinden tarımın oluşumuna, kentleşmeden mimariye kadar uzandığını kanıtlamaktadır. Bu nedenle Lurlar, Bereketli Hilal’de insan uygarlığının oluşumunda inkâr edilemez bir paya sahiptir. Kassitler, Lullubiler ve Elamlılar gibi dünyanın ilk büyük imparatorlukları, işte bu Zagros coğrafyasında şekillenmiştir.”

Lurların öfke ve isyanı

“Kimliğin inkârına, yapısal baskıya ve Lur kimliğinin sistematik biçimde marjinalleştirilmesine dayanan bu birikmiş öfke, tarihsel mirasın görmezden gelinmesiyle kritik bir noktaya ulaşmıştır. Lurların yaşadığı bölgeler, bol su kaynakları, petrol, gaz, madenler ve turistik cazibe merkezleriyle her zaman büyük zenginliklere sahip olmuştur. Bu zenginlikler, İran’ın gelişimi için kullanılmalıydı, ancak bunun yerine yağmalandı. Petrol ve gaz boru hatları bu toprakların altından geçip kaynakları binlerce kilometre uzağa taşırken, bu coğrafyaya dengeli bir kalkınma geri dönmedi. Halkına yoksulluk dışında bir şey düşmedi. İşte tam bu noktada, bu bölgelerde yaşayan Lurların öfkesi ve isyanı anlam kazanıyor.

Bu öfke, yaşanan yağmaya karşı bilinçli bir tepkidir. Bu halkın itirazı yalnızca açlıktan değil, günümüz dünyasında kalkınma süreçlerini kavrayabilen benzersiz bir bilinçten beslenmektedir. Su gibi hayati kaynakların çöl kentlerine taşınmasıyla bu topraklarda susuzluk ve ekolojik yıkım yaratılmıştır. İran’ın batı bölgelerinde kalkınmanın bilinçli biçimde görmezden gelinmesi, insanları ‘Benim kalkınmadan payım nedir?’ sorusuyla baş başa bırakmıştır. Bu isyan, Lur halkının özellikle İran-Irak Savaşı’ndaki belirleyici rolüne rağmen sürekli dışlanmasından doğan bilinçli bir cesaretin sonucudur.”

‘Hala kaç kişinin öldüğünü bilmiyoruz’

“Birkaç gündür sıkıyönetim ilan edilmiş durumda. Devlet, akşam saat altıdan sonra sokağa çıkma yasağı koydu. Elektrikler sürekli kesiliyor, telefonlar çalışmıyor. Sabah ekmek almak için dışarı çıktığımda sokaklar kan içindeydi. Komşularımızdan birkaç genç çatışmalarda hayatını kaybetti, aileler çocuklarının cenazelerini teslim alabilmek için perişan halde dolaşıyor. Şehir üzerinde boğucu bir korku hüküm sürüyor ve hâlâ kaç kişinin öldüğünü bilmiyoruz. Bu ağır atmosferin içinde ben yazmaya devam ediyorum, yaraları her zamankinden daha çıplak hale gelmiş bir coğrafyanın acısından söz ediyorum.”

‘Aile cenazeyi alabilmek için arabasını satmak zorunda kaldı’

“Neredeyse iki haftadır kimseden haber alamıyoruz. Bizim sokağımızdaki yaklaşık kırk evin yirmisinden fazlası genç evlatlarının yasını tutuyor. Komşumuzun on üç yaşındaki çocuğu arkadan vuruldu, başı paramparça oldu. Annesi aklını yitirmiş durumda, babası ise oğlunun cenazesini teslim alıp toprağa verebilmek için tek mal varlığı olan harap haldeki arabasını satmak zorunda kaldı.

 Sokağımızın sonundaki yaşlı bir kadının tek oğlu protestolarda öldürüldü. Cenazeyi bulduklarında onlara, ‘Eğer devletin bastırma güçlerinin (Besic) şehidi olarak kaydedilmesine izin vermezseniz, cenazeyi teslim almak için yedi yüz milyon tümen ödemeniz gerekir’ dediler. Bu, kadının sahip olmadığı bir paraydı. Mahalleli el ele verip bu parayı topladı ve cenazeyi katillerin elinden alabildik. Kadın, dün gece oğlunun kanlı bedenine sarılarak uyudu, ona sabaha kadar ninniler söyledi. Bu şehir, çizilmiş yüzleriyle kendi acı tarihini tenine yazıyor. Hem çocuklarımızı öldürüyorlar hem de bedenlerini teslim etmek için bizden para istiyorlar.

Tarihsel açıdan bakıldığında Lurlar, kimliklerini her zaman direniş mitleriyle tanımlamışlardır. Büyük İskender’e, Moğol istilalarına ve Arap saldırılarına karşı topraklarını savunmuşlardır. Ancak bu fedakârlık tarihinin yanında, Rıza Şah döneminden bugüne uzanan baskı zinciri, Lurların öfkesini derin bir kine dönüştürmüştür. Lurlar ne Rıza Şah’ı ne de kaynaklarını yağmalayan mevcut sistemi istemektedir; onlar adil bir kalkınma ve haklarının iadesini talep etmektedir.”

‘Sokaklarda nereye baksan kan var’

“İnsanlar her gün mezarlıklara gidiyor ve her gün yeni cenazeler bulunuyor. Sokaklarda kan lekeleri ve parçalanmış kafatasları görmek sıradanlaştı; nereye bassak kan var. Bu sahnelerin ortasında, tüm bölgesel zenginliklerden payına yalnızca ölüm düşmüş yoksul bir Lur’un yaşamından söz etmek istiyorum. Bugün artık ‘Lurların bayraksız savaşı’nın başladığını söyleyebiliriz. Bu kolektif öfke, İlam gibi bölgelerde görülen kendini yakma eylemlerinden, bugün kurşunların önünde korkusuzca duran protestolara evrilmiştir.”

‘Lurlar yoksulluk nedeniyle ayağa kalkmış değil’

 “Lurlar yalnızca maddi yetersizlik nedeniyle değil, onurları ve kimlikleri sürekli inkâr edildiği için isyan etmektedir. İran’daki en yüksek intihar oranlarının bu halk arasında görülmesi, birikmiş öfkenin sembolik bir dışavurumudur. Lurların yüz yıllık temel sorusu şudur. Neden sistematik biçimde görmezden geliniyoruz? Neden modernleşme süreçlerinden ve siyasal alanlardan dışlanıyoruz? Sonunda biriken öfke ve isyanın taşmasına yol açmıştır; bu isyan kimi zaman kendine yönelen yıkıcı sembolik eylemlerle, kimi zaman da iktidarın ağır silahları karşısında korkusuzca durmak biçiminde kendini göstermektedir.”

‘Ve biz, anlatmak için hayattayız…’

 “Bu notları ne öfkeyi büyütmek ne intikam almak ne de ölümü kahramanlaştırmak için yazıyorum. Bu metin, acının coğrafyasında yaşamış insanların anlatısıdır, bir şiddet çağrısı değil, görülmek için insani bir yakarıştır. Eğer bu ses duyulmazsa acı sürüp gidecektir ama eğer duyulursa, belki de her şey yanmadan önce bir onarım yolu bulunabilir.

 Ve biz, anlatmak için hayattayız…”

İlketv

ORTADOĞU