Türkçe | Kurdî    yazarlar
Kadınların Teravihi: Hezeyana Karşı Hakikat

2025-03-28

Nur Kıpçak  

Üsküdar Kaymakamlığı Valide-i Cedid Camii’nde inceleme başlattı. Olayın arka planında, erkeklerin sosyal medyada kadınların camiye gitmesini eleştiren paylaşımları var. Yüzlerce paylaşımla kıyasıya savunulan, kadınların bakım emeği, ev işleri ve ibadet için evde kaldığı; erkeklerinse çayevi gibi cami lokallerinde sosyalleşip camide ibadet ettiği toplum düzenidir. Türkiye’de kadınların camilerde insanlık haysiyetine uygun şartlarda ibadet edebilme talebi, başka birçok unsurun yanı sıra bu hezeyan, vehim ve söylemlere karşı verilen bir mücadeledir.

Bizim memlekette caminin önünden geçmek ayıp sayılırdı. Caminin önünde erkekler otururdu. Ama çok ilginç şekilde, ramazanda kadınlar teravihe gider, biz de camiyi kullanabilirdik. Bu bize çok ilginç gelirdi. (Kevser, 30, Din Kültürü öğretmeni)

Üsküdar Kaymakamlığı Valide-i Cedid Camii’nde inceleme başlattı. Olayın arka planında, erkeklerin sosyal medyada kadınların camiye gitmesini eleştiren paylaşımları var. “Valide-i Cedid Camii panayıra döndü” ve “Kadın cemaat cami içine taşmış”, “Kadın erkek aynı safta” gibi tepkilerin yüzlerce kez yeniden paylaşılmasıyla ilkin bir grup erkek, “kadınları denetlemek ve asayişi sağlamak” üzere camiye gitti. Ardından Üsküdar Kaymakamlığı devreye girerek camide inceleme başlattı.

Camide ve sosyal medyada tartışma çıkaran erkeklerin kadınlara yönelik öne sürdüğü iki temel sav var. İlki, “Camiyi panayır yerine çevirir, size tahsis edilen yerden caminin içine taşarsanız, biz gereğini yaparız”. Diğeri de “Evinde kıldığın namaz daha hayırlıdır” ve “Peygamber kadınların icatlarını (bid’at) görseydi İsrailoğullarının yaptığı gibi onları mescide gelmekten menederdi” rivayetleri.

Kadınların erkeklerle aynı safta ibadet ettiği savı bir çarpıtmadan ibaret. Kadınlar caminin ana mekânına taşıyorlar, çünkü kendilerine ayrılan alanlar çok yetersiz. Dolayısıyla bu gündem vehimden daha fazlasını, derinden bir bakışı hak ediyor. Kadınların deneyimleri üzerinden hakikate odaklanmalıyız. Bu doğrultuda, yaptığım bütün alıntılar, kadınların deneyimleri üzerine İstanbul’daki 27 camide etnografik gözlem ve 46 derinlemesine mülakatla tamamlanmış bir saha araştırması olan doktora tezimden. Fakat güven tesisi adına bütün isimleri değiştirdim.

Bu yazıda şu meselelere yakından bakacağız: Ramazanın beraberinde getirdiği şenlik ve kadınlar için teravih namazının önemi. İkincisi, kadınlar camilerin içine, nereden, nasıl taşıyorlar? Üçüncüsü, camide “asayişi sağlamak” ve güvenlik meselesi. Dördüncüsü, kadınların camiye gelmemesi için öne sürülen rivayetler. Ve son olarak, gerçekte kadınların talepleri neler?

Teravih: Kadınların Camiyle Bağı

Ramazan, Müslüman dünyasında gözlemlenebilecek en önemli kolektif iman tezahürüdür. Zira göz önündedir; mabetler en çok bu ayda ziyaret edilir, şehrin rutini ters yüz olur. Gündüzün hareketliliğini ödünç alan gece yaşamı, Divanyolu semtlerine ve elbette Tanpınar’ın tabiriyle, hakiki kadın saltanatının olduğu Üsküdar’a kayar.

1940’lara kadar, Yeni Cami, Eyüp Sultan, Fatih, Beyazıt, Ayasofya cami avlularına sergiler kurulur. Yazma eserler, Kur’an nüshaları, tespihler, çini evâni, çubuk takımları gibi muhtelif hediyeliklerle hurma, çörek, şekerleme gibi iftariyeliklerin satılmak üzere sergilendiği bu tezgâhlar kadınların uğrak yeridir. 19’uncu yüzyıl sonlarında Beyazıt ve Fatih camileri halkla hıncahınç dolar ama bilhassa Sultanahmet, Şehzade ve Laleli camileri kadınların mekânıdır. Halide Edip’in anılarında kadınların cami avlularında sergi gezdikleri, mukabele ve teravih için camiye girdikleri yer alır.

Aslında ramazanda toplumsal hiyerarşilerin simgesel anlamda dahi altüst olduğunu söyleyemeyiz. Ama geceleri teravih namazı için kadınların camilere kalabalık halinde iştirak ettiklerini görürüz ki bu da gündelik hayattaki cami normlarının tam tersidir. Üstelik kadınlar teravih namazına zor şartlarda katılırlar. Çünkü ramazan eşitlik ve dayanışma temalarıyla anılsa da kadınlar ve erkekler için aynı şekilde yaşanmaz; hanelerde sahuru hazırlayanlar, mükellef iftar soflarını kuranlar, öncesi ve sonrasıyla davetleri organize edenler genellikle kadınlar olduğundan bu ay erkeklere nazaran kadınlar için daha yorucu geçer.

49 yaşındaki öğretim görevlisi Esin, kadınların teravih namazına gitmek için ne kadar çabaladığını vurguluyor: “Yaşadığımız şehirde kadınların cami deneyimleri teravihten teravihe. Ama kültürel şartlarımız öyle bir noktada ki ramazanda kadınlar misafir ağırlamaktan, sofra kaldırmaktan, buna çok fazla fırsat bulamıyorlar. Gerçekten olağanüstü bir çaba sarfetmek gerekiyor.”

İşte bu çaba ve yorgunluğa rağmen teravih kılmak için camilere gidiyor kadınlar. Öyleyse bu ibadetin kadınlar için başka türlü bir anlamı var. Sözgelimi, “Teravihin küçüklükten beri güzel bir yeri var bende. Akşamları dışarı çıkıp kız arkadaşlarla namaza gidiyorsun” diyen 26 yaşındaki sosyoloji mezunu Gülizar için teravih, arkadaşlarla birlikte gece dışarı çıkma işlevi de gördüğünden ayrıca sosyal bir ibadet.

37 yaşındaki yoga eğitmeni Sinem anlatıyor: “Teravihte sanki daha bir kadınlara açık oluyor cami, kadın dostu hale geliyor. Sanki tüm komşu teyzeler toplanıp apartmandan hep beraber çıkıp teravih kılacakmışız gibi çok güzel oluyor. En son Ankara’da bir camiye oğlumla teravih namazına gittik… Bütün cami bana sahip çıkmış gibi hissettim ve inanılmaz mutlu oldum, çünkü çocuklu olmak çok zor bir şey zaten. Bir sürü ortamdan dışlanmışsınız. O anda camide çocuğumla kabul edilmek benim için unutulmaz bir tecrübeydi. Teşekkür ediyorum oradaki insanlara. Daha rahat giderim teravihlere şu an. Çocukken de çok severdim arkadaşlarımla gitmeyi. Rengârenk olur o ortam çünkü. Başörtülü olan olmayan herkes gelir. Çiçekli başörtüler, birisi etek giyer. Uzaktan bakınca rengârenk bir kadın tarafı olur.”

35 yaşındaki sivil toplumcu Rahime’ye göre, “Teravih kadın yoğunluklu bir ibadet. Şimdiye kadar hiç görmediğim teyzeleri gecenin bir yarısı dışarıda gördüğüm namazdır teravih, çok enteresan. Kadınlar için çok farklı bir zaman çünkü gecenin bir yarısı. Geceleri sokakları isteyen, geceleri sokakları alan kadınlar oluyor ramazan ayında. O yüzden değeri çok büyük.”

İbadetin fazileti dışında teravihe iştirak etmenin altında yatan saikler, başka arkadaşlarla ve komşularla buluşup camiye gitmek, sohbet etmek, başka kadınlarla karşılaşmaktır. 58 yaşındaki emekli bankacı Nehir, birliktelik duygusunu vurguluyor: “Annemle gidiyoruz çünkü annem artık kendi başına evde çok zorlanır oldu. Hoca kıldırınca daha kolay oluyor. Ben evde de kılabilirim. Ama cami daha iyi. Namaz öncesinde bir sohbet oluyor. Bir de öyle güzel oluyor ki hanımlar cemaat oluyorsunuz. Hani gitmeyince, ‘Aa bir şey mi vardı, niye gelmedin?’ gibi hatır soruluyor, hoş bir ortam, muhabbet oluyor.”

Öyleyse yılın geri kalanına kıyasla ramazan gecelerinde teravih namazıyla camiler, kadınların anlattığı gibi “ilginç, çok renkli, kadın dostu ve geceleri sokakları alan kadınların” mekânlarına dönüşürler. Genellikle camilerde hâkim olan eril tahakküm kaidelerini kalıcı şekilde değiştirme amacı güdülmez ama yıl boyu camilerden ötelenen kadınlar, teravihe katılmak için yoğun bir hareketlilik meydana getirirler. Ve geçici süreyle camiler “çok renkli” olarak deneyimlenir.

Türkiye’de kadınlar Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Güney Asya coğrafyalarında olduğu gibi, Cuma ve bayram namazlarına genellikle katılmazlar. Birçoğu Cuma veya bayram namazını hayatlarında ilk defa ya Mescid-i Haram’da veya yurt dışı seyahatlerinde bir diaspora camisinde kılmıştır. Yani kadınların camiyle bağı neredeyse teravih namazıyla sınırlı. Bu bağı daha net görebilmek için gündelik hayatta kadınlara camilerde ayrılan yerlere bakalım. Zira iddia edildiği gibi, ramazanda kalabalık olan kadın cemaat “caminin içine” bu yerlerden “taşıyor”.

Türkiye’de camilerde kadınlara yönelik mevcut uygulama, tecrit sistemidir. Fevkaniye (yapıyı çevreleyen galeriler), kafes (ahşap paravanlarla çevrili bölmeler), bodrum (caminin müştemilatından bir deponun ‘bayanlar mescidi’ne dönüştürülmesi) ve kabin (bir dört duvar köşenin perdeyle kapatılması) düzenlemeleriyle kadınlar camiden tecrit edilir.

Son yıllarda yaygın şekilde, “Kadınlar ve çocuklar kirletiyorlar, Cuma vaktinde erkeklere temiz açmamız lazım” diyerek, fevkani mahfilleri haftanın geri kalanında kilitli tutup sadece Cuma vaktinde erkeklere açıyorlar. Kılıç Ali Paşa, Zal Mahmut Paşa, Azapkapı ve Kadırga Sokullu Mehmet Paşa Camii, Rüstem Paşa Camii’nde olduğu gibi. Yani fevkaniyesi olsun ya da olmasın, gündelik hayatta neredeyse bütün camilerde kafes, kadınların tek seçeneği olarak karşımıza çıkıyor. Kafeslerse o denli karanlık ve camiden bağımsız ki namaz kılabilmeniz için bir “kıble ibaresi” bulunur orada, Laleli Camii’nde olduğu gibi.

Laleli Camii fevkani mahfilleri sadece Cuma vaktinde erkeklere açılıyor.

Fevkaniyesi bulunmasına rağmen Kadırga Sokullu Mehmet Paşa Camii’nde kadınlar bölümü olarak sadece bir kabin var.

Kadınların anlatılarında tecrit düzenlemeleriyle ilgili üç anahtar mesele öne çıkıyor: Birincisi, camiden ayrı konumlanmış, ardiye olarak kullanılan bu yerlerin ağır ve sağlıksız koşulları. İkincisi, kadınların camiye girer girmez erkek cemaat tarafından bu tecrit yerlerine yönlendirilmeleri, güvenlik görevlileri tarafından rahatsız edilmeleri. Üçüncüsü de kafeslerin aslında gündelik hayatın, yani sokak, market, pazar, okul ve ofis gibi toplumsal mekânların gerçekliğiyle uyuşmaması.

45 yaşındaki vaize Vahide şöyle tarif ediyor: “Küçük, daracık bir ardiye, bir bodrum olabiliyor. Camiyle hiçbir bağlantısı yok. Bu çok yanlış bir uygulama, İslam’ın yanlış yorumu. Resulallah zamanındaki uygulama, aynı mekânda. Bakın bugün bunu yapamıyoruz. Şurada ben en arka safta namaz kılmaya kalksam beni oradan çıkarırlar. Asıl problem, cami atmosferinin tamamen dışında kalmanız. Karşınızda duvar! Elektrik süpürgesi! Atılmış eşyalar!”

61 yaşındaki emekli eczacı Leman neredeyse her gün bir başka camide namaz kılıyor ve “Camilerde kadınlar için ayrılan yerler içler acısı” diyor. “Elektrik süpürgesi, bütün ıvır zıvırların konduğu, cami ile alakası olmayan ücra yerler. Üst kata niye perde koyuyorlar? Alt katta bir çevirme kafes yapıyorlar. O kafesin üstüne niye perde koyuyorlar? Sen toplum içinde bir aradasın. Yani markete gitmiyor musun? O kadını görmüyor musun? O kadın seni görmüyor mu? Camiye gelince mi bu kadar ayrışıyoruz?”

Kadınların bahsettiği elektrik süpürgesi neredeyse bütün camilerde kadınlar bölümünde durur. Nasıl ki evde süpürgenin ortalık yerde, mesela salonda görünmesi yakışık almaz, camide de mübarek kubbenin altında, erkeklerin mekânında duramaz. Ama kadınlar bölümü ideal bir depolama alanıdır. Bu koşullar kadınlara yönelik, “Temizliğinden mesul olduğunuz evlerinizden çıkarsanız, başınıza bunlar gelir” şeklinde bir ikaz olarak algılanıyor. Tıpkı Sinem’in anlattığı gibi: “Temizlik malzemeleri, karanlık kuytu bir köşe, dar merdivenler. Bu, ‘Git’ demek aslında, ‘gelme’ demek. Yoksa neden bu kadar zorlaştırılır? ‘Bu zorluğa katlanmak istemiyorsan git evinde otur, namazını evinde kıl’ demek. Kovulmuş gibi hissediyorum.”

İlahiyat fakültesi mezunu, 50 yaşındaki Fatma’nın anlattıkları birçok noktayı aydınlatıyor: “Bir camiye girdiğiniz zaman hemen bir uyarı yiyorsunuz: ‘Hanım, bayanlar yeri yukarıda!’ Bazı camilerdeyse yerin altına bir yere giriyorsunuz, rutubet kokuyor. Bazen ağrıma gidiyor bu benim, böyle olmak zorunda mı? Aslında biz sosyal hayatta bu kadar ayrışmış değiliz erkeklerle ama namaz kılınan ortamlarda neden bu kadar keskin paravanlar?”

Peki cami toplumsal hayattan soyutlanabilir mi? 43 yaşındaki Ayşem vaize anlatıyor: “Kadınlar camiye girdiği an erkekler direkt, ‘kadınlar tarafı şu tarafta’ diye sert ifadelerle yön gösteriyorlar. Ben caminin ana bölümünü görmek istiyorum, kadınlardan hiç görmeyen var, mihrap nedir, minber neresidir, kadıncağız hiç bilmiyor. Çünkü perdelerle kapatmışız. Ama o kadın pazarda alışveriş, hatta pazarlık yapıyor, kimse ona ‘Sen kadın halinle ses yapıyorsun’ diyemez. Çünkü doğal yani pazarlık yapıyor. Ama bu kadın gelip camide namazını kılacak, Kur’an dinleyecek, okuyacak, belki de hiçbir şey yapmayacak sadece seyredecek. Ama ne yazık ki mümkün değil bu.”

57 yaşındaki Edibe, Karadenizliliğin yüklediği karakterle dobra dobra soruyor: “Şimdi farz et ki ben annemle gittim, kadın zor yürüyor. Onu alıp üst katlara nasıl çıkacağım? Ya da alttaysa kadın yeri, küçücük bir mezbele, oraya tıkıyorlar seni. Bir kere pisliği, kokusu, bakımsızlığı ayrı bir konu. Ama kadınları üst katlara tırmandırmak kadar saçma bir şey yok. Bir de böyle kaçak göçek. Sokakta zaten biz bir arada değil miyiz? İbadet yeri değil mi? Alnın açık başın dik, gir! Kadına değer veren bir toplum böyle yapar mı? Ya eşit böler ya da kadınlara da çok güzel, nezih bir ortam hazırlar. Bir de yaşlı adamlar sanki caminin sahibi onlar da sen çok garip bir varlıkmışsın gibi bakıyorlar sana. Bir tuhaf bakıp ‘Kadınların yeri üstte’ diyorlar. Sanki orası onların kendi malı da senin ‘Ne işin var burada!’ gibi bakıyor.”

Gerçekten de fevkani mahfillere çıkmak hem yaşlı hem de sağlık sorunu olan kadınlar için ciddi problem. Fevkaniye dışında kadınlara ana mekânda hiç yer ayrılmayan bir camideyiz. 42 yaşındaki esnaf Halide sağlık problemi yüzünden merdiven çıkamadığı için caminin son cemaat mahallinde namaz kılarken karşılaştığı olayları anlatıyor: “Ben alt katta namaz kılıyorum, amca cemaate yetişiyor, hoca namaza başlamış, oradan bana parmak sallayıp kadın mahfilini gösteriyor. Sanki erkeklerin alanını gasp etmişiz konumuna düşürüyorlar bizi. Öyle olmadığını ancak konuşarak anlatabiliriz fakat konuşabileceğimiz bir muhatap yok. Çünkü bu sefer de gelen kişi güvenlik, ‘Burada namaz kılamazsınız’ diyor. Diyorum ki ‘Siz güvenliği sağlamakla mesulsünüz, ben güvenliği tehdit etmiyorum, namaz kılacağım sadece.’”

“Asayiş Berkemal”: Camide Kadınların Varlığı Bir Güvenlik Meselesi mi?

Güvenlik görevlileri erkek cemaatten ve imamlardan aldıkları talimatlarla çok ileri gidebiliyorlar: Süleymaniye’yi ziyaret eden Müslüman kadın turistler camiye girdikleri kısmın kenar köşesinde, yani “Müslüman erkeklere ait” ana mekânın çok gerisinde namaza durunca güvenlik görevlileri namazlarını bozabiliyor. Buna tanık olan kadınlar dehşete düştüklerini anlatıyorlar: “Çünkü çok ağır koşullar olması gerekiyor bir namazı bozmak için. Gerekçe olarak kafeste değil de ortada kılmaları gösterildi, turist kadınlar paket gibi toplanıp arkaya doğru atıldılar. Fakat Arap kültüründen gelen kadınlar orada namaza duruyorlarsa bir bildikleri, başka türlü bir deneyimleri olmalı, değil mi?”

Cemaatle namaz vakti dışında camiye, yani “erkeklere ait” alana girmeye teşebbüs etmek de kolay değil. Bir selatin camide kubbeyi, mimari detayları, sütunları, çinileri merak ettiniz ve camiyi görüp gezmek istiyorsunuz diyelim. Bilhassa Süleymaniye’de, bu alana adım attığınız andan itibaren güvenlik görevlileri bağırmaya başlıyorlar: “Bayan! Bayanlar yerine! Arka tarafa!” Yüksek perdeden bu ikazlar kadınlara layık olmadıkları bir yere izinsiz giriyorlarmış, başka birinin mülkünü gasp ediyormuş gibi hissettiriyor. O zaman akla şu soru geliyor: Hani cami Allah’ın eviydi ve temellük edilemezdi?

Dahası, “Bayan bakar mısınız!” ifadesi, 28 Şubat sürecinde üniversitelere giremeyen kadınlar içinse ziyadesiyle travmatik. Üniversite girişlerinde duyulan “Bayan bakar mısınız?” uyarısı, camilerde kadınların ana mekâna geçmesini engelleyen görevliler tarafından tekrarlanıyor. Kadınların bedenleri üzerindeki tahakküm aynı şekilde işliyor.

Gene de bu tablo, kadınların ana mekânına hiç giremeyip bodrum katına yönlendirildikleri mahalle camilerine kıyasla ehvenişer. Nitekim ramazan geldiğinde kadınlar teravih için genellikle selatin camileri seçerler, birincisi konumları itibarıyla merkezde olduklarından; ikincisi, iyi ya da kötü, kadınlara bir yer tahsis edildiğini bildiklerinden. Valide-i Cedid’in civarında onlarca büyüklü küçüklü cami var. Buralarda erkekler ana mekânda rahatça ibadet edebilirler ama kadınlar kendilerine temiz bir yer ayrılıp ayrılmadığını bilemez, bu yerin şartlarından ve nasıl bir muameleyle karşılaşacaklarından emin olamazlar. Dolayısıyla gündelik hayattan aşina oldukları Valide-i Cedid gibi camilerde yoğunluk oluştururlar. Erkeklerse ‘Kadınların gelebildiği nadir camilerde kalabalık etmek yerine çevre camilere dağılalım’ demiyorlar. Bilhassa kadınların tercih ettikleri camilere gelip nöbet tutuyor, kadınların bedenlerini denetliyor ve “kadılar camiye taşıp” da güvenlik görevlilerinin “yetersiz” kaldığı noktada güvenliği bizzat tesis edip “asayiş berkemal” notuyla sosyal medyada paylaşımlar yapıyorlar.

Rivayetler ve Seçili Gelenek

Sosyal medyadaki tartışmada erkeklerin sıklıkla atıfta bulunduğu iki rivayetten biri, Hz. Peygamber’in “Kadının ibadet yeri evidir” sözü. Oysa Peygamber bu sözü, doktrinde öne sürüldüğü gibi kadınlar fitne sebebi olduğu için değil, evi Mescid-i Nebevi’ye uzak olup da gelemeyen bir kadının gönlünü rahatlatmak için söyler. İlahiyat fakültesinde öğretim görevlisi Esin anlatıyor: “Evi Mescid-i Nebevi’ye oldukça uzak olan bir kadın Hz. Peygamber’e gelip diyor ki ‘Benim gönlüm, mescitte senin yanında namaz kılmaktan yana.’ Ama evi de Mescid-i Nebevi’ye hayli uzak. Hz. Peygamber ona, ‘Evinde kıldığın namaz daha hayırlıdır. Kendi mahallenin mescidinde kıldığın namaz da Mescid-i Nebevi’de kıldığından daha hayırlıdır.’ diyor. Buradaki rivayet, arzusu Peygamber mescidinde namaz kılmaktan yana ama evi uzak olan hanımın kendine özgü durumuyla ilgili. Uzak bölgelerde olanlar, bedensel engeli bulunanlar, cemaate katılamayanların gönlünü ferahlatmak adına Hz. Peygamber böyle rahatlatıcı sözler söylemiştir. Eğer gerçekten umumi manada efdal olan evde kılmak olsaydı, ashap hanımları külfete girerek mescitlere gitmeyi tercih ederler miydi?”

Kadınların camilerden dışlanmasına dayanak oluşturmak için sık başvurulan diğer rivayetse Hz. Ayşe’nin sözü. İbn Hazm, Hz. Ayşe’nin “Kadınların yeni icatlarını (bid’at) Peygamber görseydi, İsrailoğullarının yaptığı gibi onları camiden menederdi” rivayetinin yasak için gerekçe olamayacağını belirtir. Öncelikle buradaki “yasaklardı” ifadesi hukuki açıdan geçerli değildir, çünkü Allah sonsuz bilgisiyle kadınların “yeniliklerini” gördüğü halde herhangi bir yasak vahyetmemiş ve Peygamber de bu yasağı getirmemiştir. Dahası, rivayette geçen icadın (her ne kadar kadınların süslenmesine yorulsa da) aslında ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz; fakat her neyse, zinadan daha kötü bir şey olamaz ve zina yapan kişiler bile camilerden menedilemez. Ayrıca, diye devam eder İbn Hazm, Peygamber’in dediği gibi cemaatle namaz kılmak tek başına kılmaktan daha efdalse bu fazilet tek bir cinse özgü değil, kadınlar için de geçerlidir.

Esasen Hz. Peygamber’in bu konuda vâzıh bir ikazı var: “Kadınlar geceleyin dahi mescitlere gelmek istediklerinde engel çıkarmayın.” Bazı erkek sahabelerin, kadın sahabelerin mescide ısrarlı şekilde gelmelerinden duydukları hoşnutsuzluğa binaen Hz. Peygamber’in uyarısıdır. Fakat bu ikaz yerine, kişisel durumlara özgü rivayetler umumi hükümlermiş gibi öne sürülüp kadınların camilerden dışlanması için dayanak gösteriliyor, neden?

İlahiyat fakültesinden mezun, 40 yaşındaki felsefe doktoru Şahika’ya göre “Erkekleri camiye, kadınları eve yönlendiren bazı rivayetlerin öne çıkarılmasıyla erkek egemen din dili ve gelenek oluşturulur, kurumların işleyişi yapılandırılır ve böylelikle kadınları geri planda bırakan yaşam kültürü şekillenir. Kadınlar erkek hegemonyasına göre şekillenen bir din kültürü ve gelenekle karşı karşıya kalırlar”.

Raymond Williams’ın tabiriyle bu, “seçili gelenek”tir. Hâkim olan ataerkil kültür, seçme işlemiyle oluşturulur. Geçmiş ve şimdinin bütün alanlarından erkeklerin çıkarlarına hizmet eden anlam ve pratikler seçilirken diğerleri göz ardı edilir. Bu anlam ve pratiklerden bazıları yeniden yorumlanıp hâkim kültür içindeki diğer ataerkil öğeleri destekleyen biçimlere büründürülür. Mesela kadınların camilere gitmemesi ve teravihe katılmaması, hane içi geleneksel cinsiyet rolleriyle yakından ilgilidir. Birinin iftar masasını toplayıp bulaşıkları yıkaması ve çay servisini hazırlaması gerekir. Dolayısıyla bu seçili gelenek (“kadınların ibadet yeri cami değildir”) ataerkil kültürün üretimindeki daimî bileşendir.

Hezeyana Karşı Hakikat ve Umut

Kadınların camiyle aralarındaki en güçlü bağ olan teravih namazının hedef alınması tesadüf değil. Yüzlerce paylaşımla kıyasıya savunulmakta olan şey, kadınların bakım emeği, ev işleri ve ibadet için evde kaldığı; erkeklerinse çayevi gibi cami lokallerinde sosyalleşip camide ibadet ettiği toplum düzenidir. Bu savunudaki söylem, kadınların camiye dahlinin ahlaki çöküşü ve ailenin yıkımını getireceğini iddia eder. Türkiye’de kadınların camilerde insanlık haysiyetine uygun şartlarda ibadet edebilme talebi, başka birçok unsurun yanı sıra bu hezeyan, vehim ve söylemlere karşı verilen bir mücadeledir.

Peki hakikat nedir? Gerçekte kadınların talepleri nelerdir?

Tecrit mekânlarıyla ilgili temel sorun, kadınların izbe kafeslere zorunlu olarak yönlendirilmeleri. Yoksa kimi kadınlar camilerde kendilerine ait alan fikrinden hoşnutlar. Erkeklerin bakışlarından uzakta namaz kılmak, bebeklerini emzirmek yahut uzanıp dinlenmek için belli bir mahremiyete ihtiyaç duyarlar. Sinem anlatıyor: “Bebeğim küçükken çok emzirdim camilerde. Dolayısıyla kadınlara özel bir mekân olması çok elverişli böyle durumlar için. Ama o mekânlar neden güzel, estetik ve kolay olmasın? Kadınlara ait bir yer, tamamen merkezden tecrit edilmek olmamalı. Caminin merkezinden kopmak istemiyorum ve elektrik süpürgesi, temizlik kovası, perde gibi şeyler de görmek istemiyorum. Cami çok derin bir mekân benim için. O derinliğin içinde bunlara yer yok.”

Yani camiye gelen kadınların nezih bir ortamda ibadet etmek istemesi, kadınlara ait alanları tamamen kaldırmak anlamına gelmiyor. “Mahrem mekânlar” diyebileceğimiz bu alanlar kadınlar için büyük önem taşıyor. Öyleyse mahrem mekânları koruyarak, koşullarını kadınların talepleri doğrultusunda düzenlemek ve en önemlisi de bu mekânların kullanımını kadınların seçimine bırakmak gerekiyor. Çünkü bazı kadınlar da Peygamber’in mescidindeki gibi tecritsiz, kafessiz şekilde, caminin ana mekânında ibadet etmek istiyorlar. Hem fevkani mahfillere erişim hem ana mekânda bir yer ihtiyacı çok açık. Zorunlu tecrit değil, seçime bağlı yerler.

Sonuçta, kadınlar onurlu şartlarda ibadet etmek, “kovulmuş gibi” hissetmemek istiyorlar. Bir camiye girdiklerinde erkeklerin talimatlarıyla, parmakla yönlendirilmesinler; görevliler tarafından güvenlik ihlali muamelesi görmesinler, kimse onlara sataşmasın istiyorlar. Bütün bunlar tanıma edimiyle mümkün. Yani caminin ötekisi olarak tanımlanan ile müzakere zemini kurmak gerekiyor. O zaman ancak zorunlu uygulama tecrit yerine, seçime bağlı mahrem mekânlardan söz edebiliriz.

“Mümkün mü?” sorusu, mekânsal düzenlemelerden sorumlu aktörlerle ilgili. Mevcut düzendeki kurumlar ve aktörler (Diyanet, Diyanet memuru olan imamlar ve cami dernekleri) kadınların talepleri karşısında “padded cell” işlevi görüyorlar, yani sesleri yalıtan yastıklı duvarlar. Fakat yalnızca kadınların seslerini absorbe etmiyor, aynı zamanda aile yanlılığını ve eril restorasyonu (kadının yeri evi, çocuklarının başıdır) savunan grupların “camiler erkeklere aittir” söylemini hayata geçirme taleplerini de destekliyorlar.

Ama hezeyanlar olduğu kadar, umut da var. Seçili gelenekten kaçışı sağlayan, ‘burayı’ ve ‘şimdiyi’ kesin şekilde yanlışlayan Asr-ı Saadet uygulamaları, kadınların umudunun temelini teşkil ediyor. Kadınların camiler hakkında fikirlerini sorduğunuzda söze Mescid-i Nebevi’de kadınlara ayrılan yerlerden başladıklarına tanık olursunuz. Bu, bir yandan nostaljinin geçmişe dönük yüzünü simgelerken diğer yandan da geleceğe dönük yüzünü, umut ilkesini temsil eder. Kadınların geçmişte mümkün olanla ilgili bir değişim, toplumsal dönüşüm umudu var. Tıpkı Cape Town’da olduğu gibi.

Güney Afrika’da 1994’e kadar yürürlükte olan ırkçılık sistemine karşı güçlü bir adalet duygusu ve insan haklarına dayalı mücadele gelişir. İslami insan hakları söylemleri de Müslüman toplum içinde kadın haklarının yeniden düşünülmesini tetikler. 1993 Ramazanı’nın ilk gününde bir grup kadın, Fietas’taki 23. Cadde Camii’ne girip erkek cemaatten gelen büyük tepkilere rağmen asma katta 26 gece boyunca teravih namazı kılar. Fakat Kadir Gecesi’nde erkeklere daha fazla alan ayrılması için kadınlar camiye alınmayınca broşürler hazırlayıp dağıtır ve cami içindeki alanlarını geri kazanırlar. Olaydan sonra Müslüman Gençlik Hareketi’nde, camilere eşit erişim çağrısı yapan toplumsal cinsiyet masası kurulur. Nihayetinde kadınların camilere erişim mücadelesi sağlam bir zemine oturur.

Değişim bir gecede gerçekleşmez. Yüzyıllardır caminin ötekisi muamelesini görüyor kadınlar. Ama “yaratılışta eşitlikten” “toplumsal eşitliğe” varmak da ne yüzeysel bir nostalji ne de nafile umut. Umut hakikatte yeşeriyor.

Perspektif

KADIN