

2026-01-04
Zihnimde yeni yılın ilk yazısını kurarken, bambaşka bir konu için oturdum bilgisayarın başına. Dün gece fark ettim, gazeteci Murat Ağırel bir paylaşım yapmış, aldığı tehditlerle ilgili bilgi vermiş. Takma isimli bir hesap Ağırel’in çocuklarıyla fotoğrafını paylaşmış ve çok tanıdık lümpen bir dille kız çocuğuna yönelik saldırgan bir şeyler yazmış. Böyle anlarda başıma bir ağrı saplanıyor. İstediğiniz kadar ülke koşullarının farkında ve her rezilliği umarak yaşayın, her gün türlü edepsizliklere tanık olun; yine de bir insanın küçük çocuğuna yönelik süfli-tehditkâr bir dilin bu denli pervasızca kullanılabiliyor oluşu çileden çıkarıyor insanı.
Tanık olduğumuz üslup üç beş lümpen serserinin işi olmaktan çıkalı çok oldu, özellikle muhalif cenahın ciddiye aldığı her sektörden insana yönelik şedit dil alışkanlık haline geldi. Gazeteci Ağırel’in şimdi yaşadığının nedeni, yanlış anlamadıysam, yasadışı bahisle ilgili araştırmalarında/haberlerinde bir spor kulübünün eski yöneticisinin adının geçmesi. Gerekçenin hiçbir önemi olmadığını ısrarla vurgulamak isterim.
Ağırel uzunca açıklama yazmış sayfasında, ilgili birimlere çocuklarını gözetmeye çalışan ‘baba’ sıfatıyla seslenmiş. Bu nevi hesaplar hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, iki yıldır doğru dürüst bir sonuç elde edemediğini, söz konusu kişilerin dahil oldukları iletişim gruplarınca yönlendirildiğini, kimi yayıncıların da linç ve hedef gösterme telaşına kapıldığını, yaşadıklarında bu tarz yayınların etkisi olduğunu belirtmiş. Benzer içerikte başkaca tweetleri de paylaşmış, küfür kıyamet, ölüm tehdidi, eş ve çocuklara hakaret… mide bulandırıcı.
O kulüp, bu parti, şu oluşum, öteki beriki… fark etmiyor memlekette. Birileri, kendince makul bulduğu bir nedenle hedef seçtiği ve muhalif olduğu için çok daha dokunulabilir gördüğü insanlara her şeyi yapıp söyleyebileceğini düşünüyor. Böyle düşünmekte haksız da değiller, zira muhalife dönük lümpen ve mafyatik dil, hak ettiği muameleyle karşılaşmıyor nicedir.
Benzer tehditler alan, eleştiriyi çok aşan ifadelere maruz kalan diğerleri gibi Ağırel’in muhatap olduğu tehdit dilinin de faşizan nitelikte olduğunu söylemenin, olup biteni doğru adlandırmanın hayatî olduğu kanısındayım. Bir toplumsal-siyasal atmosferin ürünü, ne idüğü belli bir ideolojinin çok tanıdık jargonuyla karşı karşıyayız cümleten. Hal böyleyken, tanık olduğumuz dilin-tutumun muhatabı yalnızca bir gazeteci değil, milyonlarca yurttaş.
Ağırel’in siyasi görüşünün, kimi sevip sevmediğinin, güncel siyasete dair değerlendirmelerinin vs. bu bağlamda bir önemi yok. Bundan önceki yazım Leyla Zana ve Göze Şeker’e yönelik sözlü linç girişimi üzerineydi ve onların başına gelenle Ağırel’in yaşadığı arasındaki bağı görmek zor olmasa gerek. Yarın bir başkasının kapısını çalacak aynı saldırganlık. Yazının başlığındaki ‘ünlem’ işaretinin nedeni bu; evet Ağırel yalnız bırakılmamalıdır ve evet herkes bir gün başka bir gerekçeyle, başka bir kişi ya da grup tarafından aynı faşizan-izansız dille yüz yüze kalabilir.
Ağırel, cevval bir araştırmacı gazeteci ve bu işler birilerinin ayağına basmadan yapılmıyor. ‘Haber alan’ konumundaki bizler ise, her suskunluğumuz ya da itirazımızda, yönetilmek istediğimiz ve hak ettiğimiz siyasal düzeni, idareyi, memleketi seçiyoruz. Murat Ağırel ve tehdit edilen, şu ya da bu kesimin baskısına maruz kalan her kalemin yanında durmak, bana kalırsa bir yurttaşlık görevi.
Diken
BASıNDAN
2025-01-04Emine Uçak Erdoğan: Yaşam Hakkı Meselesine Dönüşen Adalet Mücadelesi
2026-01-02Berrin Sönmez: Şalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi?
2025-12-29Ayşe Hür: Roboski Davasına Derkenar
2025-12-29Cihan Ülsen: Roboski: Hatırlanamayan bir şey
2025-12-26Murat Sevinç: Leyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı?
2025-12-25 Yetvart Danzikyan: Leyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin?
2025-12-25Ali Bayramoğlu: Memlekette siyasetin kültürü…
2025-12-25Hasan Danayifer*: ABD İçin Ortadoğu artık önemini yitirdi mi?
2025-12-24Cihan Ülsen: Yanlıştır ama: Tribün refleksi denen şey
2025-12-20Umur Talu: Ahmed bize ne anlattı?
2025-12-20Vahap Coşkun: Küfürbazlar ve ötesi
2025-12-16Umur Talu: Mesele inanmak değil, anlamayı istemek!
2025-12-13Umur Talu: ‘Utanma utanma… Ot diktin ocağıma’
2025-12-09Gökhan Bacık: Kürt açılımı hangi barışı getirecek?
2025-12-09Fethiye Çetin: “Kafesim geniş ve ben de uysalca volta atıyorum içinde”
2025-12-09Ohannes Kılıçdağı: Barışırken tarihi ne yapacağız?
2025-12-08Emine Uçak Erdoğan: Derinleşen Hakikat Krizimiz ve Medya
2025-12-08Ziryan Rojhilatî: Şara’nın şükrü ve Suriye bilmecesi
2025-12-07Gürkan Çakıroğlu: Böyle barış olur mu?
2025-12-07Şehmus Diken: “Silahı bırakın, siyaset yapın” mı?