2025-08-24
Peki, durduk yerde size bu dut yemiş bülbüle dönme hikâyesini niye anlattım? Şu nedenle: toplum olarak susma hâlini yaşıyor olmamızın sizce de bu masalla bir bağlantısı yok mu?
Fotoğrafta resmi bir toplantı ya da konferans ortamı görülüyor. Ön planda uzun, kırmızı örtülü bir masa var. Masanın üzerinde mikrofonlar, isimlikler, su şişeleri ve bazı belgeler bulunuyor. Masanın arkasında üç kadın oturuyor. Üçü de beyaz başörtüsü takmış, yaşlı görünüyorlar ve gözlük takanlar da var. Ortadaki kadın mikrofonun önünde konuşuyor gibi görünüyor. Sağındaki ve solundaki kadınlar ise dikkatle dinliyor. Masanın ön kısmında kırmızı-beyaz çiçeklerden oluşan bir aranjman yer alıyor. Arka planda boş koltuklar, perde ve mermer kaplama duvar dikkat çekiyor.
Size bugün bir sözden yola çıkarak güzel bir hikâye anlatacak, sonra da meramıma bağlayacağım.
“Alkole Meyyal Bülbül” hikâyesini yazar Salah Birsel, Reşat Ekrem Koçu’nun annesi Zağralı Hacı Fatma Hanım’dan aktarmış:
“Bülbüller içkiye düşkündür.
Bülbül, içkiyi buldu mu bir hayli içer.
Ama bu gerçeği bilginler değil, tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun annesi Zağralı Hacı Fatma Hanım saptamış. Bülbülleri günlerce, Göztepe’deki evinin bahçesinde dürbünüyle gözetlemiş...
Fatma Hanım gözlemlerini şöyle dile getirmiş: ‘Bülbül sabahleyin vişne ağacına gelip konar... Yirmi otuz kadar vişneyi gagasıyla deştikten sonra çekip gider... Akşam yine gelir... Vişnenin gagayla deşilen yerinde biriken meyve suyu mayalanmış, bir likör ya da şarap haline dönüşmüştür.
Kuş, akşamın son saatlerinde bir iki vişneden kendi elcağızıyla hazırlanmış içkinin ilk yudumlarını içince şöyle bir silkinir; birkaç külhani ıslık öttürür. Yırtılmış vişnelerden demlenme beşi, altıyı buldu mu nağmeler uzar. Ortalık iyice karardığı için küçük bülbül göze görünmez ama yırtık vişneler bittikçe sesi ağaçtan döküldükçe dökülür. Artık tan sökünceye kadar gelsin gazeller, şarkılar, feryatlar.
Vişne mevsimi bitince dut mevsimi başlar. Ve... bülbüllerin sesleri de biter. Aslında bülbül, içkisi bittiği için ötmüyordur. Dutu gagalamanın likör vermediğini bilir. ‘Garip bülbül’, mevsim dut mevsimi olduğu için susmuştur. Bu yüzden suskun olanlara ‘Dut yemiş bülbül gibi’ derler.”
Peki, durduk yerde size bu dut yemiş bülbüle dönme hikâyesini niye anlattım? Şu nedenle: toplum olarak susma hâlini yaşıyor olmamızın sizce de bu masalla bir bağlantısı yok mu?
Hadi anladık vişnenin kerametinden, dutun nedametine evrilme, bülbüle dutla zulmedip ötmesi engelleniyor.
Ya insana! Sözle, kelamla derdini anlatmaktan, çare arayıp çözüm üretmekten vazgeçirip susma hâliyle “dut yemiş bülbül”e benzetmeyi nasıl açıklayacağız?..
Bir de güncel olan şu var: çözüm üretmeyi önüne hedef olarak koyan “Komisyon”da, beyaz başörtüsüyle barış annesi Nezahat Teke’nin kendi anadilinde derdini dillendirmesi kimi rahatsız eder(di) ki!
Diyor ki barış annesi: “21’inci yüzyılda yaşıyoruz ve hâlâ ben Kürtçe kendimi ifade edemiyorum. Ben buna gerçekten çok üzüldüm, çok kırıldım.” Eminim o komisyonda iyi niyetli kimi vekiller de çok üzülmüş, kırılmış olmalı.
Kendi anadilinde konuşabilseydi barış annesi, o komisyonun inandırıcılığını güçlendirirdi; olmadı.
Umuyor ve diliyorum ki bunlar yol üzerindeki küçük kazalar olarak kabul edilip tez vakitte aşılır. Belki de mevsimi tersine döndürüp dut mevsimi yerine vişne mevsimini yaşatıp sürdürmek mi gerek…
Bianet
BASıNDAN