Türkiye neden fabrika ayarlarına döndü?
9.08.2022 11:59:21

HezKurd'un "Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtçe Politikaları" başlıklı 23 maddelik raporu yayımlandı. Raporda, "2015’ten sonra devlet yeniden fabrika ayarlarına döndü" ifadeleri yer aldı.

Ferhat Yaşar

Kürt Dil Hareketi (HezKurd), "Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtçe Politikaları" başlıklı 23 maddelik rapor hazırladı. Türkçe, İngilizce ve Kürtçe kitapçıklar halinde basılacak rapor, Meclis çatısı altındaki tüm siyasi parti ve milletvekillerine, Cumhurbaşkanlığı'na, bakanlıklara ve STK’lere sunulacak. Raporun İngilizce çevirisi ise Birleşmiş Milletler ve Avrupa Parlamentosu ile Avrupa’daki STK’lere gönderilecek.

HezKurd tarafından hazırlanan raporda, Osmanlı’ya işaret edilerek, "İmparatorluk bakiyesi üzerine bir ulus-devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti tarafından, kuruluşundan kısa bir süre sonra imparatorluğun çok-etnili, çok-dinli, çok-mezhepli, çok-dilli ve çok-kültürlü yapısını ortadan kaldırmak için bir dizi politika devreye konulduğuna" dikkat çekildi.

1924 Anayasası’yla birlikte üniter bir yapıya kavuşan Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkede konuşulan diğer dillerin kamusal hayattan çıkarılması için büyük bir efor harcandığına vurgu yapılan raporda, "Kemalist rejim tarafından bilhassa Kürtçeye yönelik neredeyse kamusal hayatın tamamında inkâr, yasak ve sansür devreye konuldu" denildi.

‘KÜRTÇE KONUŞANLARA PARA CEZASI KESİLDİ’

İl ve belediye meclislerinde kabul edilen çok sayıda kararla Kürtçe konuşanlara para ve hapis cezasının verilmesinin tedavüle konulduğu hatırlatılan raporda, şu ifadeler kullanıldı: "Meclis kararları, Kürtçenin okul, hastane, belediye, adliye, hapishane vb. gibi kamu kuruluşlarına ilave olarak çarşıda, pazarda, sokakta, kahvede, yani gündelik hayatın hiçbir yerinde konuşulmasına izin vermiyor, Kürtçeyi sadece ev içerisine hapsediyordu. Elbette, Kürtçeye dair tüm "yasal", "hukuki" ve yerel kararların, Kürtler arasında büyük oranda karşılık bulmadığı ve Kürtçenin tüm inkâr, yasak, sansür ve baskılara rağmen varlığını geniş ölçekte devam ettirdiği, malumun ilanıdır. Ancak Kürt coğrafyasında 1980 sonrasında hızlı modernleşmeye, kentleşmeye, okullaşmaya, okur-yazarlığa, köyden kente göçlere, köylerin yakılmasına/boşaltılmasına, televizyon, radyo, gazete ve internet gibi kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasına bağlı olarak yeni kuşakların Kürtçeyi bilme/öğrenme oranlarının hızla bir düşüş yaşadığı da ayrı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır."

Raporun 2’nci maddesinde, "1924 Anayasası’nın kabulüyle Kürtler ve Kürtçe yok sayılmış ve Kürtler 'Dağ Türkü', Kürtçenin ise Türkçenin bir diyalekti olduğu tedavüle koyulmuştur. Açıkça belirtmek gerekirse, 1924 Anayasası’nda hem Türkçenin tek resmi dil olarak kabul edilmesi hem de anayasada herkesin Türk olduğuna vurgu yapılması Türkçe dışındaki dillerin tasfiyesi için başat bir dayanak noktası olmuştur” denildi.

Raporda, Umumi Müfettişlik bölgelerine değinilip, 'Türkçe dışında dil konuşanların İskan Kanunu ile Vilayetler İdaresi Kanununa muhalefetten cezalandırılmasının da Türkçenin yaygınlaştırılması için başvurulan yolardan biri' olduğu belirtilerek şunlara yer verildi: "13 Ocak 1928de Darülfünun Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyetinin başlattığı 'Vatandaş, Türkçe konuş!' kampanyası da Kürtçenin baskı altına alınmasında önemli bir kilometre taşı olmuştur. Kampanyayla hem gayrimüslimler hem de anadili Türkçe olmayan Müslüman topluluklar kamusal alanlarda Türkçe konuşmaya zorlanarak Türkçenin yaygınlaştırılması amaçlanmıştır.”

DARBEDEN SONRA BASKILAR ARTTI

Rapora göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne dek Kürtçeye dair politika ve pratiklerin kronolojisi şöyle:

🔸"27 Mayıs 1970 darbesinden sonra Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, 'Kürt diye bir milletin olmadığını' ve 'Kürdüm diyenin suratına tükürülmesi gerektiğini' söyleyerek Kürtler ve Kürtçe üzerindeki baskıların artmasının fişeğini ateşledi. 1961’de devletin desteğiyle Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü kurularak söz konusu enstitü tarafından çıkarılan dergi ve kitaplarda Kürt diye bir milletin olmadığı, Kürtçenin de Türk lehçelerinden biri olduğu söylemi yaygınlaştırılmaya çalışıldı.

🔸1970-1992 arasında faaliyet gösteren partilerden Türkiye İşçi Partisi (TİP), Türkiye Emekçi Partisi (TEP), Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) ve Sosyalist Parti (SP) Kürtlerin dil ve kimliklerinin 'varlığını' tanıdıkları için "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bölmek", "Ülkede azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek, azınlık yaratarak millet bütünlüğünün bozulmasını amaçlamak" ve "Partiyi bölge ve ırk esasına dayandırmak" gerekçeleriyle kapatıldı.

🔸5 Mayıs 1972 tarihinde çıkarılan 1587 sayılı Nüfus Kanunu’nun 16. maddesinde yer alan 'mili kültürümüze, ahlak kuralarına, örf ve adetlerimize uygun düşmeyen veya kamuoyunu inciten adlar konulmaz' maddesi ile çocuklara Kürtçe isim verilmesi engellenmiştir.

🔸12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra kabul edilen 1982 Anayasası’nda yer alan '(Devletin) dili Türkçedir' maddesiyle ilk defa Anayasa'ya anadil yasağı girmiş oldu. Anayasanın "Düşüncelerin açıklanmasında ve yayınlanmasında kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dil kullanılamaz", "(…) Türkçeden başka hiçbir dil eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez" ve "Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı herkes Türk’tür" maddeleri hem Kürtlüğü, hem de Kürtçeyi inkâr ediyordu. Daha açık bir ifadeyle, söz konusu maddeler, Kürtçenin öğretilmesine hiçbir şekilde imkân tanımıyordu.

🔸1990’lardan 2010’lu yıllara dek çok sayıda Kürt Partisi "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bölmek", "Ülkede azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek, azınlık yaratarak millet bütünlüğünün bozulmasını amaçlamak", "Partiyi bölge ve ırk esasına dayandırmak" ve "Türkçe dışındaki dillerde siyasi propaganda yapmak" gibi gerekçelerle kapatıldı.

🔸2001-2009 yılları arasında Avrupa Birliği uyum paketleri çerçevesinde yapılan çok sayıda reformla Kürtçenin önündeki birtakım engeller kaldırıldı ve Kürtçenin eğitimde, siyasette, medyada, basında ve gündelik hayatta kullanılması mümkün kılındı. 2002’de olağanüstü halin kaldırılması, 2004’te Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin ve 2012’de de özel yetkili mahkemelerin kapatılması, Kürt dili ve kültürünün görece bir nefes almasını sağladı. Yargı alanındaki bu reformlar dışında anayasa ve yasalarda Kürt dili ve kültürünün önündeki birçok yasak ve engel de tedricen ortadan kaldırıldı.

🔸2001-2009 yılları arasında, sözü edilen demokratik reformlara rağmen Kürt dili ve kültürü baskı altında tutulmaya devam edildi. Bu cümleden olarak, davet edildikleri ABD’de sekiz dilde şarkı söyleyen Diyarbakır Sur Belediyesi Çocuk Korosu’ndan üç çocuğa, 1940’ta yazılmış 'Ey Raqip' adlı Kürtçe bir marş okudukları için "terör örgütü propagandası yapmak"tan beş yıl istemiyle dava açıldı ve koroda görev alan öğretmene on ay ceza verildi. Sözü edilen yıllarda "Hapiste annesiyle Kürtçe konuşmak", "cep telefonuyla sokakta Kürtçe konuşmak", "parka Kürtçe çiçek adı vermek", "Kürtçe bayram tebriği yollamak", "Türkçe seçim konuşması yaparken arkaya dönüp Kürtçe su istemek", "q, w, x harflerini kullanmak", "oğullarının mezarına Kürtçe ‘Şehidin ruhuna el Fatiha’ yazdırmak" vb gibi çok sayıda olay adli ve idari takibata uğradı. İlave olarak, Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, turizm broşürlerini Türkçe dışında beş ayrı dilde (Kürtçe, Ermenice, Süryanice, İngilizce, Rusça) bastırınca Danıştay tarafından görevden alındı.

🔸Kürtçenin basında, medyada, akademide, okullarda, matbuatta, gündelik hayatta ve kamusal alanın diğer tüm alanlarında görünür olması, 2009 ile 2015 yılları arasında tedavüle konulan demokratikleşme reformlarıyla mümkün olabilmiştir. Diğer bir ifadeyle, Temmuz 2009’da yürürlüğe konulan "Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi" ve 2013’te başlatılan “Çözüm/Barış Süreci” Kürt dili ve kültürünün önündeki çok ciddi engellerin kaldırılması anlamına geliyordu.

🔸Farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi, geliştirilmesi ve yayını hakkında yapılan değişiklikler neticesinde 1 Ocak 2009’da TRT 6 (Şeş-Kurdî) adıyla tam gün yayın yapan Kürtçe tv kanalı yayına başladı. Mart 2009’da Kürtçe mevlit, Şubat 2011’de Kürtçe hutbe başladı. 2012 yılında www.trtxeber.com adıyla Kürtçe haber sitesi yayına başladı. Türkiye’nin resmi haber sitesi olan Anadolu Ajansı'nda (AA) 1 Eylül 2013 tarihinde Kürtçe yayın başladı. Kürtçe Haberler Servisi, politika, ekonomi, spor, turizm, yaşam, kültür-sanat başlıkları altında Türkiye ve dünyada yaşanan gelişmeleri, Kurmancca ve Soranca olarak, fotoğraflı ve görüntülü olarak bölge medyasına servis ediyor.

🔸2009’da başlatılan "Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi"nin akabinde Diyarbakır Valiliği Çağrı Merkezi Kürtçe hizmet vermeye başladı. Urfa’da iki ayrı mahkeme, Kürtçe savunmayı kabul etti. BDP lideri Selahattin Demirtaş TBMM’de grup toplantısında Kürtçe konuştu. Diyarbakır Başsavcılığı, çok dilde yön levhalarıyla ilgili "kovuşturmaya yer olmadığı" kararını verdi. Diyarbakır Sur Belediyesi, ailelere her gece bir masal okuması için 365 masallık Kürtçe kitap bastırdı.

🔸2009 yılında Mardin Artuklu Üniversitesi bünyesinde Türkiye’de Yaşayan Diller Enstitüsü adıyla bir enstitü açıldı. 2010 yılında mezkûr enstitüye bağlı olarak kurulan Kürt Dili ve Kültürü ana bilim dalında tezli ve tezsiz yüksek lisans programları açıldı. Daha sonra Dicle, Bingöl, Van Yüzüncü Yıl ve Siirt üniversitelerine bağlı Türkiye’de Yaşayan Diller Enstitüsü ve Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde Kürt Dili ve Kültürü, Kürt Dili ve Edebiyatı ve Zaza Dili ve Edebiyatı adıyla yüksek lisans ve doktora eğitimi veren programlar açıldı. Bingöl Üniversitesi, Muş Alparslan Üniversitesi ve Dicle Üniversitesi’nde Kürt Dili ve Edebiyatı ve Zaza Dili ve Edebiyatı ana bilim dallarında doktora düzeyinde eğitim verilmektedir. Sözü edilen ana bilim dallarında çok sayıda Kurmancî ve Zazaki tez yazıldı. Dicle Üniversitesi’nde tezlerin Kürtçe yazılmasının önündeki engel Ağustos 2021 tarihinde yapılan yönetmelik değişikliğiyle ortadan kaldırıldı.

🔸2010 yılında Mardin Artuklu Üniversitesi ve Muş Alparslan Üniversitesi Edebiyat/Fen Edebiyat Fakültesi bünyesinde lisans eğitimi veren Kürt Dili ve Edebiyatı bölümü açıldı. 2012 yılında Munzur Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde Zaza Dili ve Edebiyatı bölümü kuruldu. Yine aynı yıl Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde bulunan Doğu Dilleri ve Edebiyatları bölümüne bağlı olarak Kürt Dili ve Edebiyatı ana bilim dalı açıldı. 2013 yılında Bingöl Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi bünyesinde Doğu Dilleri ve Edebiyatı Bölümüne bağlı olarak Kürt Dili ve Edebiyatı ile Zaza Dili ve Edebiyatı programı açıldı. Aynı yıl Batman Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi bünyesinde bulunan Doğu Dilleri ve Edebiyatları bölümüne bağlı olarak Kürt Dili ve Edebiyatı ana bilim dalı açıldı.

🔸2012 yılında İlköğretim Kurumları Haftalık Ders Çizelgesinde yapılan değişiklikle seçmeli dersler arasında haftada iki saatlik Yaşayan Diller ve Lehçeler dersi konuldu. İlk yıllarda on binlerce Kürt öğrenci Kurmancî ve Zazaki derslerini seçerken, 2015 yılında çözüm sürecinin sona erdirilmesinden sonra ülkedeki politik havanın da etkisiyle bahse konu dersleri seçen öğrencilerin sayısında hızla bir düşüş yaşandı.

🔸2010 sonrasında yürürlüğe konulan demokratikleşme reformları çerçevesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü 2010’da Kürt şair ve ozan Ehmedê Xani’nin 'Mem û Zîn' adlı eserini, 2012’de Melayê Cîzîrî’nin 'Divan'ını, 2014’te Feqîyê Teyran’ın 'Divan'ını, 2015’te de Molla Hüseyin Batêyî’nin 'Mewluda Nebî’sini ve 2019’da Pertew Begê Hekkarî’nin 'Diwan'ını Kürtçe-Türkçe yayımladı. Türk Dil Kurumu 2014 yılında 'Kurdî-Tırkî & Tırkî-Kurdî Ferheng' ismiyle Kürtçeden Türkçeye, Türkçeden Kürtçeye iki dilli bir sözlük yayımladı ve bir yıl sonra 2015’te Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınlar Genel Müdürlüğü de 'Qur’ana Piroz' adıyla Kürtçe meal yayımladı.

🔸Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Destekleme Kurulu Kürtçenin yoğun kullanıldığı Annemin Şarkısı ve İki Dil Bir Bavul isimli filmlere maddi destek sağladı. Ayrıca Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2013 yılından itibaren Kürtçe edebiyatın önemli eserlerini Kürtçe sahnelemeye başladı.

🔸TRT ve Diyarbakır Valiliği’nin ortak çalışmasıyla 2012 yılında Kürtçe bir albüm hazırlandı. 'İl İl Türkülerimiz Diyarbakır- 2' adıyla Kürtçe hazırlanan albümde ünlü Kürt dengbêjler Mıhemed Arîf Cizrawî, Ayşe Şan, Hesen Cizrawî ve Aram Tigran’ın söylediği on dokuz Kürtçe kilam/stran yer alıyor. Ayrıca albümde, Suriyeli Kürt şair Seydayê Tirej’in şiiri olan ve halen Avrupa’da yaşayan Kürt sanatçı Şivan Perwer’in besteleyip okuduğu ‘Ey Bılbılê Dılşad-Ey Mesut Bülbül’ stranı da bulunuyor.

🔸TBMM’nin 2011 yılında 24. Dönem milletvekillerini tanıtmak için hazırladığı TBMM Albümü'nde milletvekillerinin bildiği diller arasında ilk kez Kürtçeye [Kurmancî ve Zazakî] yer verildi.

🔸Ocak 2013’te ilgili mevzuatta yapılan değişiklikle sanığın savunmasını "kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilme imkânı" getirilmiştir. Bu değişiklikle Kürtçe anadilde savunmanın önündeki engeller ortadan kaldırılmıştır.

🔸13 Mart 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6529 sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile köy isimlerinin re’sen değiştirilmesine yol açan hüküm kaldırılarak köylere eski isimlerinin verilmesinin önündeki engel ortadan kaldırıldı. Bu kanuna binaen Kürt coğrafyasındaki bazı köy isimleri Kurmancî ve Zazakî orijinal isimleriyle değiştirildi. Aynı kanunla siyasi partilerin kapatılması zorlaştırıldı.

🔸13 Mart 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6529 sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Türkçe alfabede bulunmayan W, Q, X harflerinin kullanımının önündeki engel ve yasaklar kaldırıldı. Bu değişiklikle Kürtçe şahıs isimleri ve yer isimleri başta olmak üzere diğer tüm alanlarda Kürtçe harflerin kullanılması serbest oldu.

🔸Türkiye’de 2001-2015 yılları arasında yaşanan tüm bu görece demokratikleşme reformlarıyla Kürt dili ve kültürü ciddi manada görünür oldu ve buna bağlı olarak dilde ve kültürde ciddi gelişmeler yaşandı. Ancak 2015’te "Çözüm Süreci"nin sona erdirilmesi ve akabinde 15 Temmuz 2016 darbesinin yaşanmasıyla birlikte devlet, hızlı bir biçimde eski milliyetçi, merkeziyetçi ve asimilasyonist kodlarına dönüş yaptı. Bu sert dönüş, Kürt dili ve kültürü ile ilgili çok sayıda kazanımın yeniden yasak, inkâr ve cezayla karşılanması anlamına geliyordu. 2015’ten bugüne devletin otoriter bir pozisyon benimsemesi, Kürtçenin basında, medyada, matbuatta, müzikte, tiyatroda, akademide, okullarda, gündelik hayatta ve kamusal alanda yeniden kriminalize edilmesini beraberinde getirdi. Pek tabii olarak bu da Kürtçenin yeniden ev içine hapsedilmesi demekti.

2015 SONRASINDA NELER YAŞANDI?

2015 sonrasında devletin Kürt dili ve kültürüne yaklaşımını aşağıdaki örnek olaylar dolayımında özetlemek mümkündür:

🔸Devletin 2015 sonrasında yeniden otoriter ve milliyetçi bir paradigma benimsemesiyle birlikte Kürt Dili ve Edebiyatı ile Zaza Dili ve Edebiyatı bölümlerine olan ilgi de gözle görülür oranda azaldı. İlave olarak, mezkûr bölüm mezunlarının 2015 sonrasında öğretmenlik mesleğine neredeyse hiç atanmaması (yılda 1-3 kişi atanmakta); gardiyanlık ve polislik başta olmak üzere diğer meslek başvurularında doğrudan elenmeleri, söz konusu bölümlere olan ilginin azalmasında önemli oranda etkili olmuştur. Açıkçası, Kürt Dili ve Edebiyatı ile Zaza Dili ve Edebiyatı bölümlerinden mezun olan öğrencilerin her türlü resmi/özel kurum ve kuruluşlarda istihdam edilmeleri fiili olarak engellenmiştir. Bu da Kürtçe bölümlerin etkisizleştirilmeye ve işlevsizleştirilmeye çalışıldığını açıkça gözler önüne sermektedir.

🔸Tüm bunlar, bazı üniversitelerde okutulan seçmeli Kürtçe dersinin müfredattan çıkarılmasıyla ve öğrencilerin Kürtçe dersini seçmemesiyle sonuçlanmıştır.

🔸Devletin yeniden fabrika ayarlarına dönerek otoriter ve milliyetçi politika ve pratikler tedavüle koyması ilköğretimdeki seçmeli Kurmancî ve Zazakî derslerine olan yoğun ilgiyi de minimize etti. Milli Eğitim Müdürlükleri ve okul idarelerinin seçmeli dersleri açmada ayak diretmeleri, Kurmancî ve Zazakî öğretmen atamalarının yetersizliği, okul idarelerinin öğrenci ve velileri seçmeli din derslerine yönlendirmeleri ve ailelerin fişlenme korkusu, seçmeli Kurmancî ve Zazakî derslerin tercih edilmemesinde önemli rol oynamaktadır.

🔸2021 yılında Kürt Dil ve Kültür Ağı ile Kürt Uluslararası Yazarlar Birliği'nin (Kürt PEN) ortaklaşa hazırladığı rapora göre; son dört yılda Kürt yayınevlerine ait 31’i Kürtçe olmak üzere, 109 kitap yasaklandı. Bu süreçte bazı Kürt yayınevleri para cezasına, bazı yazarlar ise hapis cezasına çarptırıldı.

🔸Çözüm sürecinde serbest olan Kürtçe vaaz ve hutbe, 2015 sonrasında yeniden çeşitli baskı ve yasaklara maruz bırakıldı. Bu yasakların ve baskıların en somut örneği, 2015-2021 arasında çok sayıda mele ve seydanın Kürtçe vaaz ve hutbe vermelerinden dolayı gözaltına alınmaları ve tutuklanmalarıdır.

🔸15 Temmuz darbesinin hemen akabinde 21 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen ve 19 Temmuz 2018 tarihinde sona erdirilen OHAL döneminde Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile Kürt çalışmaları yapan çok sayıda akademisyen ile Kürtçe kurs veren çok sayıda öğretmen görevlerinden ihraç edildi. Kürt çalışmaları yapan bazı akademisyenlerin de sözleşmeleri yenilenmedi veyahut mobbingden dolayı istifa etmek zorunda bırakıldı.

🔸21 Temmuz 2016’da ilan edilen ve iki yıl süre OHAL döneminde Kürt coğrafyasında onlarca Kürt belediyesine kayyum atandı. Kürt belediyelerine atanan kayyumlar, başta Kürt dili, kültürü ve edebiyatı olmak üzere Kürtlüğe ait neredeyse tüm mirası kriminalize ederek ortadan kaldırma teşebbüsünde bulundular. Bunun neticesinde Kürtçe eğitim veren okullar, kreşler ve kurslar kapatıldı. Kürt belediyelerine kayyum atanmasının ardından Kürtçe ile ilgili çalışmalar yapan kurumların tamamı kapatıldı. Bu bağlamda belediyelerin Kürtçe internet siteleri, Kürtçe tabelalar ve Kürtçe eğitim destek evleri kapatıldı.

🔸Kürtçe sokak, meydan, cadde isimleri kaldırıldı, yasaklandı. Belediyelerin açtığı kitap fuarları Kürtçe yer yer verilmeden gerçekleştirilmeye başlandı. İlave olarak, hem Kürt coğrafyasında hem de Türkiye metropollerinde Kürt dili, kültürü ve edebiyatı ile ilgili faaliyet sürdüren çok sayıda vakıf, dernek, STK, enstitü, radyo, televizyon, gazete, internet sitesi kapatıldı. Kürt dili, kültürü ve edebiyatı ile ilgili çalışmalar yapan İstanbul Kürt Enstitüsü ve Kurdî-Der gibi kuruluşlar bir kararnameyle kapatıldı. Kitap fuarlarında Kürt yayınevlerine stant verilmedi ve Kürtçe yayınların sergilenmesi geniş ölçekte engellendi. Sözü edilen yasak ve baskılar, kurumsal Kürt çalışmalarını büyük oranda kesintiye uğrattı.

🔸Dicle Üniversitesi 4 Haziran 2017 tarihinde "Dicle Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliği" başlıklı yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle üniversite bünyesinde Kürtçe tez yazımı engellenmiştir. Yönetmeliğin ilgili maddesinin kamuoyunda ve basında ciddi eleştiriler alması sonrasında Dicle Üniversitesi 09.08.2021 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 'Dicle Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik' başlığıyla yayımlanan karara göre Dicle Üniversitesi'nde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinde tezler Kürtçe yazılabilecek. Yönetmeliğe "açılacak derslerin öğretim dili, programın dili veya o programla ilgili olan başka bir dil ve lehçe olabilir" ibaresi eklenirken, "tezin yazım dili takip ettiği programın öğretim dilidir. Ancak farklı dil ve lehçede ders verilen programlarda tez, ilgili dil veya lehçede yazılabilir" ifadelerine yer verildi.

🔸2015 sonrasında başta bakanlıklar olmak üzere çok sayıda devlet kurumunun çalışmalarında Kürtçeye yer vermedikleri müşahede edilmektedir. Bu konuda ilk akla gelenler, Sağlık Bakanlığı'na bağlı Uluslararası Hasta Destek Birimi ve Çağrı Merkezi ile Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Kadın Acil Destek (KADES) uygulamalarında birçok dilde hizmet verip Kürtçeye yer verilmemesidir. Bu durum, birçok özel kurum ve kuruluşta da karşımıza çıkmaktadır. Mesela, Türkiye’deki birçok televizyon kanalında Kürtçe sansürlenmekte ve Kürtçe konuşanlar programdan atılmaktadır.

🔸Batman Belediyesi kayyumu, şehir içindeki yaya geçitlerinde bulunan iki dilli (Türkçe-Kürtçe) ikonlarında Kürtçeye yer vermedi, Türkçe olarak yeniledi. Kürt belediyelerine atanan kayyumlar, Kürt coğrafyasındaki çok sayıda cadde, park, sokak, mahalle, meydan, park, kütüphane ve kültür merkezlerinin Kürtçe isimlerini Türkçeleştirdi. Kayyumlar, bölgede birçok yere ismi verilen Kürt âlim, bilim insanı, yazar, sanatçı, müzisyen ve edebiyatçının ismini kaldırdı. Mesela Silopi kayyumu, Silopi’de yer alan Laleş Kültür ve Sanat Merkezi’ni TÜGVA’ya devretti. TÜGVA, ilk olarak merkezin ismini değiştirdi ve merkezde bulunan Ehmedê Xanî, Cegerxwîn, Meryem Xan ve Ayşe Şan’a ait portreleri kaldırdı. Örnekleri çoğaltmak mümkündür elbette.

🔸Sonuç olarak, 2000’li yıllarda AB uyum süreci çerçevesinde Kürtçe ile ilgili göz ardı edilemez ölçüde önemli kazanımlar elde edildiyse de, 2015’ten sonra devletin yeniden fabrika ayarlarına dönüp, otoriter, milliyetçi ve asimilasyonist bir pozisyon takınması, Kürtçenin yeniden kriminalize edilmesiyle sonuçlanmıştır. Tam bir asırlık tecrübe, Kürtçenin anayasa ve yasalarca güvence altına alınmadığı müddetçe, kaybolma, kriminalize edilme, ötekileştirme, tanınmama ve normalleşememe gerçeğiyle her daim karşı karşıya olduğunu somut bir biçimde göstermektedir."

Duvar

Şîrove Bike

POLİTİKA

EN ÇOK OKUNANLAR
×