Sınırlarımızın Korunmasından Biz Sorumluyuz (*)
30.06.2021 14:34:22

“Sınırlarımızın Korunmasından Biz Sorumluyuz (*)

Fransuva Hariri, 10 Eylül 1995 tarihinde, kendisiyle yapılan bir röportajda “PDK ile PKK arasındaki ilişkiler bu olaydan önce (**) nasıldı?” sorusuna verdiği cevap ile PKK’nin Peşmergeye yönelik son saldırısıyla yeniden konuşulan PDK-PKK ilişkilerinin tarihine de ışık tutuyor ve bir dönemi daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

Kuşkusuz, bu tür yayınlar ve Kürd ulusal hareketinde önemli görevlerde bulunan şahsiyetlerin bazı belgeleri de içeren anı kitaplarında dile getirilen görüşler, her şeyden önce kişiseldir ama kişisel de olsalar gerçeklerin açığı çıkıp bilinmesine önemli katkı sunarlar.

Casım Rênas

***

Hariri yukarıdaki soruya verdiği cevapta şunları dile getiriyor:

PDK’nin tüm karargâhlarının kapısı, 27 Kasım 1978 yılında kurulan PKK’ye 1985 yılının sonuna kadar açıktı.

PKK’nin Türkiye Kürdistan’daki siyasi örgütlerle olan sorunlarının yanısıra Irak Komünist Partisi ile sorunları vardı. PKK PDK’den yardım alıyordu ama PDK’ye düşmanlık yapıyordu. Ölümsüz Barzani dolayısıyla PDK’nin Türkiye Kürdistanı’nda çok dostu ve taraftarı vardı. PKK Türkiye Kürdistanı’nda PDK taraftarlarına yönelik terör saldırıları başlattı. Biz kendilerine bu saldırılardan vazgeçin dediğimizde onlar inkar ediyor, “bu saldırıları biz yapmıyoruz, araştırıyoruz” diyorlardı. Ama doğru söylemiyorlardı. Merkezi kararlarıydı. İlişkilerimiz giderek soğudu.  80’lı yılların başlarında tüm dünya PKK’ye düşmandı.

Kak Mesud’un bir Suriye ziyaretinde Apo kendisini ziyaret etti ve birlikte PKK’yi destekleyen bir beyanname yapmalarını istedi. Çünkü PKK’nin durumu siyaseten çok kötü idi. Kak Mesud PDK’ye pahallıya mal olan bu anlaşmayı imzaladı. Bu beyanname PKK üzerindeki siyasi ambargoyu ortadan kaldırdı. PKK ile ilişkilerimiz böyle devam etti. 1986 yılı sonunda yine ilişkilerimiz soğudu, ama bizim onlardan bazılarını öldürmemiz noktasına kadar ulaşmadı.

1988 yılında yaşanan Enfaller nedeniyle, PDK’nin durumu Behdinan Bölgesi’nde iyi değildi. PKK bu durumdan yararlanarak PDK’ye düşmanlık yapmaya başladı. Bu tavırlarından vazgeçirmek için kendileriyle bir iki toplantı yaptık ama sonuç alamadık.

1989 yılında Behdinan bölgesi terk edilmişti, ıssızdı. PDK, kentlerdeki örgütleriyle ilişki kurup, Gulan (Mayıs) devriminin devam ettiği mesajını iletmekle görevlendirdiği 6 kadrosunu Behdinan Bölgesine gönderdi. PKK bu 6 kadroyu yakaladı ve samimiyetinin ilk ifadesi olarak BAAS rejimine teslim etti. Şu anda bile PDK bu 6 kadrosunun ne olduğunu bilmiyor. Bu 6 kadro şunlardı: Sadullah Awdel, Parti kadro okulu mezunu, şair ve aydın birisiydi. Ahmet Kadir, İdris Çerçis, PDK yetenekli kadrosu Nızar Mehemed Silêman, Halid Adem, Nazmi Ahmed.

Bundan sonra PKK BAAS ile ilişkilerini geliştirdi ve BAAS’a PDK’nin tekrar Kürdistan’a dönmesine izin vermeyeceğini söylemeye başladı. PKK’nin Zaho, Amediye ve Dıhok istihbaratı vasıtasıyla BAAS ile ilişki kurduğunu gösteren bazı belgeler de var. (***)

Raperîn sonrası PKK Kürdistan’da varlığı artırmak için çaba sarf etti. Biz de davranışlarının yıkıcı olmaması için çok çaba harcadık, ama sonuç alınamadı. PKK terörist eylemlerinde övünç duyuyordu. Kürdistan Parlamentosu ve Hükümeti kurulduğunda da açıktan düşmanlık yaptı. Biz “eğer yolumuzda gül olmuyorsan diken de olma” diye çok rica ettik. Ama sonuç vermedi. İş Parlamento’nun PKK’yi sınırlandırma kararını almaya kadar vardı.

Peşmerge PKK’ye karşı harekete geçtiğinde ne bizim ne de YNK Peşmergelerinin amacı PKK’yi ortadan kaldırmak değildi. Aksine, sözkonusu tavırlarından vazgeçirmek için baskı altına almak istiyorduk. . Ama sonuç alınamadı. Peşmergeler çaresiz saldırdılar. PDK gerillaları teslim olmaya başladılar. PKK üst düzey yöneticilerinden Apo’nun kardeşi de teslim oldu Bölge hükümeti ile anlaşma imzaladı ve kendileri için belirlenen bölgede oturdular.

YNK ile aramızda olan olumsuz çekişmelerin sonucunda eline bir fırsat daha geçen PKK güçlenmeye başladı. Behdinan Bölgesi’nde halka eziyet ettiler, halkın yardım kuruluşlarının imar etmek istediği köylerine dönmesini engellediler.  Kendilerinden izin kâğıdı almayanlara köyler arasında yolculuk yaptırmadılar.  Kürdistan’ın derinliklerinde ana karargâhlar oluşturmaya başladılar. Çaresiz kendilerine bu davranışlarından vazgeçmeleri konusunda haber gönderdik. 

Onların talebi üzerine, ben ve PDK merkez yöneticilerinden bir arkadaşın Dihok’ta kendileriyle bir araya gelmemize karar verildi. Ben ve adı geçen arkadaş 27 Temmuz’da belirlenen yerde onları bekledik, ama o gün gelmediler. Ertesi gün de gelmediler ve benimle olan arkadaş geri döndü, ben bazı özel işlerim nedeniyle orada kaldım. Arkadaşımın geri dönmesinden bir gün sonra, Liqa-1 sorumlusu Sayın Remzi Şaban benimle ilişki geçerek, “PKK’li arkadaşlar geldiler, seninle görüşmek istiyorlar” dedi.  Ben görüşmeye hazır olmadığımı söyledim çünkü heyetimiz orada yoktu.

PKK, PDK Genel Merkez ile ilişki kurmuş olacak ki o gece bana, ertesi sabah saat 10:30da Akrê’de onlarla görüşmemi söyleyen mesaj geldi. Akrê’de belirlenen saatten öğleden sonra saat 4e kadar kendileriyle görüştük. Kendileriyle açık-açık konuştuk. Ama şaşırtıcı olan görüşmeyi yürüten PKK kadroları sadece kendilerine söylenenleri tekrarlıyorlardı. Sadece vericileri çalışıyordu, alıcıları ise işlemiyordu. Kendilerine yaptıklarının artık kabul edilemez olduğunu, komşu ülkelerin de bugüne kadar olan tavrımızı kabul etmediklerini, çünkü bizim artık partizan değil, iktidar olduğumuzu söylediklerini ilettik. “Doğrudur, komşu ülkeler biz bir hükümet olarak tanımıyorlar, ama onlara var olan ilişkimizi sürdürmek zorundayız. Irak Hükümetinin uhdesinde olan sınırları koruma görevini biz yerine getirmeliyiz, çünkü sınırlarımızın korunmasında biz sorumluyuz” dedik. Behdinan halkına eziyet etmekten vazgeçmelerini, aksi takdirde karşılık vereceğimizi söyledik. Ama onlar gereksiz hiç bir şey söylemediler.

Ağustos ayının ikinci haftasının başında Dr. Mahmud Osman, Şam’dan Kak Mesud’a gönderdiği mesajda, “Mamoste Apo ile görüştüm. Fransuva ve beraberindeki arkadaşların, Akre’de yapılan görüşmedeki tavırlarından şikâyetçi. Fransuva ve arkadaşları PKK heyetine sert davranmış. Apo, PDK ve hükümete sorun yaratmak istemediğini vurguluyor, var olan soğukluğun giderilmesi için ciddi adımların atılmasını istiyor. Kak Cuma’yı da yanınıza gönderiyor ve kendisini görmenizi istiyor” dedi.

Bana göre PKK içinde ikinci adam yok ve eğer var ise bu kişi Cuma’dır. Dr. Mahmud ertesi günü Apo’nun tavrının iyi olduğunu söyleyen bir mesaj daha gönderdi. Aynı gün Cuma ve Kazım adında birisi yanımıza geldiler. Ben ve Polit bürodan birkaç arkadaş, 25 Ağustos günü,  4 saat kendileriyle görüştük. Biz bu görüşmeyi başarılı bulduk, çünkü Cuma not tutuyor, bizimle tartışıyordu. Toplantımızı bittiğinde kendilerine ertesi günkü toplantımızın saat 10:30 dan 11e kadar olacağını söyledik onlar da rıza gösterdiler. Ama verdikleri sözleri tutmadılar, 25 Ağustosu 26 Ağustosa bağlayan gece PDK karargâhlarına ve üslerine saldırdılar. Televizyon ve öteki basın yayın kuruluşlarında saldırı haberlerini yayınladılar. Biz de PDK ve hükümet olarak cevap vermek zorunda kaldık. (****)

Hariri, “PKK bu savaşı niye başlattı” sosuna şöyle cevap veriyor:

PKK savaşmadı; savaştırıldı. Eğer kendi isteğiyle olsaydı, YNK ile çatıştığımız dönemde savaş çıkartırdı. Savaşının nedeni Dublin Anlaşması’na karşı olmalarıdır. Pişman da olamıyorlar, çünkü öyle emredilmiş. PKK Dublin Anlaşması’nın çıkarlarına olmadığını düşünüyor. Bu nedenle bölgede kim olsaydı PKK onunla çatışır, bölgenin huzuru kaçırırdı.

***

(*) Fransuva Hariri’nin Gulan TV Ve Kurdistan TV’nin 1995 yılı başından itibaren, farklı tarihlerde  kendisiyle yaptıkları birkaç görüşmede sorulan soruları ve verdiği cevapları içeren “Ji bo Dîrok Vajî Neyê Nivîsandin” (Tarih Çarpıtılmasın Diye) adlı kitabında, PKK’ye yönelik sorular ve verdiği cevaplara da yer alıyor.

(**) bahsedilen olay, 1995 yılı 25 Ağustosunu 26 Ağustosa bağlayan gece, PKK’nin “İkinci 15 Ağustos Atılımı” diye nitelendirdiği, PDK’ye yönelik başlattığı ve yüzlerce Pêşmerge ve gerillanın yaşamına mal olan geniş saldırıdır.

(***) Bahsedilen belgelerin tercümesini önümüzdeki günlerde yayınlayacağım.

(****) Toplantıya katılan Polit Büro üyelerinden birisi bana “Cuma saldırıdan habersiz gibi görünüyordu. Cuma ve arkadaşları yanımızdayken yapılan saldırının amaçlarından birisi de bizim tepki gösterip onları en azından tutuklamamız beklentisiydi. Böylece bizi görüşmeye gelenleri tutukluyorlar diye suçlayabileceklerdi. Ama biz bu oyunu gördük. Cuma ve arkadaşlarını korumak amacıyla gidecekleri yere kadar götürdük” dedi.

Şîrove Bike

POLİTİKA

EN ÇOK OKUNANLAR
×