

2026-05-14
Prof. Dr. Jan İlhan Kızılhan
Üzerinden 38 yıl geçmesine rağmen, belirli bir koku Kürdistan'ın üzerinde
hala asılı duruyor. Hayatta kalanlar o kokuyu çok net hatırlıyor: Hardal
gazının, yanmış toprağın ve sessizliğin kokusu. 1988'deki Enfal Soykırımı,
yalnızca Saddam Hüseyin liderliğindeki Baas rejiminin işlediği askeri bir suç
değildi. Bütün bir halkı bedenleri, dilleri, köyleri ve hafızalarıyla birlikte
tarih sahnesinden silmeye yönelik sistematik bir girişimdi.
Şubat ve Eylül 1988 tarihleri arasında Irak’ın çöllerine sürülen binlerce
Kürt aile kayboldu. 4 binden fazla köy yıkıldı. Yüz binlerce insan yerinden
edildi. 182 bine kadar Kürt katledildi ya da kaybedildi. Erkekler ailelerinden
koparılarak infaz edildi. Kadınlar ve çocuklar kamplara götürüldü. Irak
Kürdistan’daki geniş bir bölge boşaltılarak yerle bir edildi.
16 Mart 1988'de gökten kimyasal gaz yağdığında Halepçe bu dehşetin sembolü
haline geldi. Saatler içinde yaklaşık 5 bin sivil yaşamını yitirdi.
Sokaklardaki cansız bedenlerin görüntüleri dünyayı kısa bir süreliğine şoka
uğrattı. Ancak Enfal, tek başına Halepçe'den çok daha büyük bir yıkımdı.
Soykırım, Irak Kürdistan'ın hemen her köşesine ulaştı: Germiyan, Badinan,
Karadax ve bugün isimleri sadece hayatta kalanların hafızalarında yaşayan
yüzlerce köy.
Enfal trajedisi, aynı zamanda uluslararası sessizliğin trajedisiydi. Bu
soykırım bir anda başlamadı; yıllar süren insanlıktan çıkarma
(insandışılaştırma) politikalarının bir sonucuydu. On yıllar boyunca Irak'taki
Kürtlerin siyasi hakları inkar edildi, topraklarından edildiler ve kültürel
varlıklarından yoksun bırakıldılar. Soykırım toplu mezarlarla başlamaz. Bazı
insanların diğerlerinden daha değersiz olduğu düşüncesiyle başlar. Bir dil
yasaklandığında, kimlik inkar edildiğinde ve bütün bir halk tehdit olarak
gösterildiğinde başlar.
Şiddet 1988'de sona ermedi; sadece biçim değiştirdi. Bugün bile hayatta
kalanlar soykırımı bedenlerinde ve zihinlerinde taşıyorlar. Birçoğu travma
sonrası stres bozukluğu, ağır depresyon, kronik anksiyete, uyku bozuklukları,
psikosomatik hastalıklar ve karmaşık yas süreçleri yaşıyor. Kurtulanlar sık sık
hiç bitmeyen kabuslardan, ani panik ataklarından, duygusal hissizlikten ve
kalıcı bir güvensizlik hissinden bahsediyorlar. Birçoğu Enfal'den sonra bir
daha asla normal bir yaşam kuramadı. Bazıları tüm ailelerini kaybetti.
Diğerleri ise infazların, kimyasal saldırıların, açlığın ve kayıpların
anılarıyla yaşamaya devam ediyor.
Fakat belki de en derin yara belirsizliktir. Binlerce kurban hala Irak'ın
dört bir yanındaki isimsiz toplu mezarlarda yatıyor. Pek çok aile hala
sevdiklerinin nereye gömüldüğünü bilmiyor. Ziyaret edilecek bir mezar, edilecek
son bir veda, bir kesinlik yok. Yas yarım kalıyor. Acı, iyileşme fırsatı
bulamamış açık bir yara gibi yaşamaya devam ediyor.
Daha da acı olanı, travmanın tek bir nesille sona ermemesidir.
Kurtulanların çocukları ve torunları, bizzat yaşamadıkları anılarla büyüyorlar.
Korkuyu, sessizliği, duygusal mesafeyi ve güvensizliği miras alıyorlar. Travma
geçirmiş ebeveynlerin çocuklarının birçoğunda anksiyete bozuklukları,
depresyon, bağlanma sorunları veya tehlikenin her an geri dönebileceğine dair
sürekli bir his gelişiyor. Travma bir nesilden diğerine sadece hikayeler
yoluyla değil; aynı zamanda sessizlik, davranışlar, korku ve aile ile toplum
içindeki duygusal atmosfer aracılığıyla da aktarılıyor.
Enfal'in psikolojik etkileri sadece bireyleri değil, Kürt toplumunu bir
bütün olarak şekillendirdi. Halk ile devlet, vatandaş ile siyaset, hafıza ile gelecek
arasındaki ilişkiyi etkiledi. Bombardımanlar, yerinden edilmeler ve katliamlar
arasında büyüyen bir nesil, bu deneyimleri yetişkinliklerine taşıdı. Bugün
Kürdistan'daki siyasi liderlerin, aydınların ve tanınmış kişilerin birçoğu bu
kuşağa mensup. Onların siyasi düşünceleri, korkuları ve hatta umutları savaş,
kayıp ve güvensizlikle şekillendi.
Soykırımdan kurtulan toplumlar genellikle istikrara ve adalete olan
inançlarını kaybederler. Bütün köyler saatler içinde yok olabildiğinde,
geleceğin kendisi kırılgan hale gelir. Umut etmek zorlaşır. Güvenmek zorlaşır.
Sıradan bir yaşam bile belirsiz hissettirebilir. İşte bu yüzden Enfal sadece
tarihi bir olaydan ibaret değil. Bugüne kadar psikolojik, sosyal ve politik bir
gerçeklik olarak varlığını sürdürmektedir.
Buna rağmen Enfal Soykırımı uluslararası alanda hala hak ettiği ahlaki
tanınmayı görebilmiş değil. Halepçe'den gelen görüntüler kısa bir süreliğine
dünyanın vicdanını sarstı. Ardından Kürdistan bir kez daha uluslararası
kamuoyunun dikkatinden kayboldu. Jeopolitik çıkarlar, insanlığın çektiği
acılardan daha önemli hale geldi.
İşte bu nedenle Enfal'i soykırım olarak tanımak hukuki bir eylemden çok
daha fazlasıdır. Bu bir adalet eylemidir. Hayatta kalanlara, "Acılarınız
gerçektir, ölüleriniz unutulmayacaktır ve tarihiniz önemlidir" demek
anlamına gelir. Ancak sorumluluk sadece tanımakla bitmez.
Irak devleti derin bir tarihi ve ahlaki sorumluluk taşımaktadır. Enfal'in
2008 yılında Irak Parlamentosu tarafından tanınması sürecin sonu değil,
başlangıcı olmalıydı. Bağdat yönetiminin, Baas rejiminin suçlarını tam ve
dürüst bir şekilde soruşturmak, tüm toplu mezarları açmak, kurbanların
kimliklerini tespit etmek, cenazeleri ailelerine teslim etmek ve hayatta
kalanlara uzun vadeli psikolojik ve maddi destek sağlamak gibi bir görevi
vardır.
İyileşme sadece terapi odalarında başlamaz. İyileşme aynı zamanda hakikati,
adaleti, tanınmayı ve geçmişle dürüst bir yüzleşmeyi gerektirir. Suçlar
küçümsendiğinde, görmezden gelindiğinde veya siyasi olarak kaçınıldığında bir
toplum kolektif travmanın üstesinden gelemez. Hakikat eksik kaldığı sürece,
travma toplumun içinde yaşamaya devam eder.
İşte bu yüzden Enfal'in tarihi olarak tam anlamıyla soruşturulması sadece
geçmişle ilgili değildir. Bu aynı zamanda Irak'ın geleceğiyle de ilgilidir.
Siyasi sorumluluk yılda bir kez yapılan anma konuşmalarıyla sınırlı kalamaz.
Gerçek eylemlere ihtiyaç vardır: Hayatta kalanlar için psikolojik destek
merkezleri, ailelere tazminat, soykırım hakkında eğitim programları,
uluslararası tanınma ve Enfal'in hem Irak'ın hem de dünyanın tarihi hafızasına
dahil edilmesi.
Çocuklar ne olduğunu soyut bir rakam olarak değil, bir insanlık trajedisi
olarak öğrenmelidir. Köylerin sırf orada yaşayanların Kürt olması sebebiyle
yıkıldığını anlamalıdırlar. Soykırımın amacı sadece insanları öldürmek
değildir. Daha derin amacı bir halkın geleceğini yok etmektir. Hafızanın
politik olması da bundandır.
Otoriterliğin, etnik nefretin ve insanlıktan çıkarmanın dünyanın birçok
yerinde bir kez daha tırmanışa geçtiği bir dönemde Enfal, sadece 1988'e ait bir
hikâye değildir. Bu bir uyarıdır. Stratejik çıkarlar insan hayatından daha
önemli hale geldiğinde dünyanın ne kadar çabuk gözlerini başka yöne
çevirebileceğine dair bir uyarıdır.
Enfal'den kurtulanlar hala bekliyor. Sadece tazminat için değil, çok daha
temel bir şey için: İnsanlıklarının tanınması için. Ve belki de Irak'ın ve
uluslararası toplumun son sorumluluğu budur: Halepçe'nin, Germiyan'ın,
Badinan'ın ve Kürdistan'ın yıkılan binlerce köyünün ölülerinin, dünyanın
hafızasında ikinci bir kez ölmemesini sağlamak.
Rudaw
2026-05-11Mezrê Köyü (Çilesiz) Sadık Evladını Bağrına Bastı
2026-04-26Kürdistan Bölgesi'ne 50 günde 809 saldırı
2026-04-21Diyarbakır’da bir Kürt köyünün devlete karşı hakkını Zafer Partili avukat savundu…
2026-03-06İran'dan Kürdistan Bölgesi'ne tehdit!
2026-03-03İttifak: Halkımız değişim sürecinde dikkatli ve örgütlü hareket etmelidir
2026-03-03Efrin’de Kürdistan Bayrağı’na yasak
2026-03-03Koye ilçesine İHA ve füzeli saldırı
2026-02-25Erciş’te işkence ve cinsel saldırı
2026-02-252 Kürt gencine verilen idam cezası onandı
2026-02-24Kürtlere yönelik çete saldırılarında 1200 kişi katledildi
2026-02-24Kobani’de ilaçsızlık nedeniyle en az 3 çocuk hayatını kaybetti
2026-02-23PSK Başkanı Bayram Bozyel Urfa’da konuştu
2026-02-13Diyarbakır’da Şeyh Said ve arkadaşlarının mezar yerleri için çağrı
2026-02-128 aylık bebek öldü, hastane cenazeyi vermek için 400 dolar istedi
2026-02-09‘Politikacıların başaramadığını Kürt doktorları başardı’
2026-01-28Kızıltepe’de polisin yere fırlattığı çocuğun avukatı yaşananları anlattı
2026-01-25Kobanê’de insani kriz
2026-01-23Anne gözaltında, 2 buçuk aylık bebek emzirilmeyi bekliyor
2026-01-22Baba Şêx’den Rojava için sorumluluk alma çağrısı
2026-01-20Diyarbakır ve Van’da polis müdahalesi