Kürtlerin Orta Anadolu’ya göçü ne zaman başladı?
15.12.2022 15:51:56

Yeni kitabı yayımlanan Ankara Kürtlerinden Dr. Fikret Yıldız, Kürtlerin Orta Anadolu bölgesine göçünün 1691’de Rakka iskanıyla birlikte başladığını dile getirdi.

Adem Özgür

Yazar Fikret Yıldız’ın İsveç’te APEC Yayınevi tarafından yayımlanan 379 sayfalık “Ankara’da Bir Kürt köyü: Mikaila/İnler/Katrancı” kitabı, Kürtlerin Orta Anadolu’daki varlığına ışık tutuyor. Osmanlı arşiv belgelerine dayanarak hazırlanan bu kitapta, bir köy üzerinden Orta Anadolu Kürtlerinin tarihsel süreci irdeleniyor.

Kitabın önemli bir bölümü Orta Anadolu Kürtlerinin bölgeye göç etme/sürgün edilme sürecine de odaklanıyor ve Polatlı’nın Mikaila/İnler/Katrancı köyünün gündelik yaşam öyküsü okurlara farklı bir açıyla sunuluyor.

Kitapta ayrıca Osmanlı arşivlerinin yanı sıra Mikaila köyünün dünü ve bugününe ilişkin fotoğraflar da yer alıyor.

K24’e konuşan yazar Dr. Fikret Yıldız, kitabı yazma fikrinden, Kürtlerin Orta Anadolu’ya göç etme sürecinden ve Bîrnebûn dergisinin öneminden söz etti.

Kürtlerle ilgili okumalar yaptığı ve Bîrnebûn dergisinde yazdığı günden beri Mikaila köyünün tarihine ilişkin bir kitap yazma fikrinin oluştuğunu dile getiren Fikret Yıldız, kaynak ve bilgi yetersizliğinden dolayı çalışmasını yıllarca ertelediğini söyledi.

Bîrnebûn ekibinin de kendisini teşvik ettiğini ve arşivlere dayanan kaynaklara ulaşınca bu kitabı yazmaya başladığını ifade eden Yıldız, “Bîrnebûn’da yazdığım çok Kürtçe yazı birikti. Daha sonra bunları Türkçeye çevirdik, yeni şeyler ekledik ve bu kitap ortaya çıktı” dedi.

1997 yılında bir grup Orta Anadolu Kürt aydınının çıkardığı ve yaklaşık 26 yılda 85 sayıya ulaşan Bîrnebûn’un öneminden de söz eden Yıldız, şunları ifade etti:

“Bîrnebûn neden önemli? Kendini o bölgede (Orta Anadolu Kürt yerleşim yerleri) ifade edebilen, bu konulara hevesi olan, araştıran birçok kişiye bir kapı oldu. Biz tarafsız, partiler üstü, herkesin kendini ifade edebildiği, ahlaki yazım kurallarının olduğu, objektif bir kurum olduk. Bu kurumun karışanı yok, hepsi gönüllü. Dergiyi kuranlar, parasını da ödüyor. İsveç’teki APEC ve sorumlusu Ali Çiftçi olmasaydı bu kadar yürümezdi. Arkadaşların çoğu fedakarlık yaparak dergiyi bugünlere kadar taşıdı. Bîrnebûn, Orta Anadolu Kürtlerinin sözlü ve rivayete dayanan kültürünün yazılı hale gelmesini sağladı, ki bu çok önemli bir şeydir! Bin yıl da geçse, Bîrnebûn, 6-7 bin sayfaya ulaşmış büyük bir arşiv olarak kalacak. Bu nedenle dergiyi çok çok önemsiyorum.”

“SÜREKLİ FOTOĞRAF VE BELGE BİRİKTİRDİM”

Bîrnebûn’da yazdığı yıllarda Kürtçe yazmayı daha da geliştirdiğini ve eksikliklerini tamamladığını belirten Yıldız, yayımlanan kitabı içinse “hayatımın projesi” nitelemesini yaptı.

Sürekli fotoğraf ve belge biriktirdiğini, çalışmaları için Ağrı, Van ve Halepçe’ye gittiğini, buralarda Mikaili aşiretinden insanlarla görüştüğünü ifade eden Yıldız, şunları söyledi:

“Örneğin Halepçe’de de Mikaililerin olduğunu duymuştum. Orada bazı bilgiler edindim, genel olarak ne yapıyorlar, neredeler diye. Mesela Kürdistan Parlamentosu ilk kurulduğundaki başkanı Cevher Namık’ın Mikaili olduğunu öğrendim. Onlarla bir akrabalığımız var mı yok mu onu tam bilmiyorum. Nihayetinde 2-3 yıl önce, arşivleri, aşiret defterlerini tercüme ettirmek için harekete geçtim. O arşivlerde bizim aşireti bulduk. Osmanlı tercümanı Muhammed Erzurum’a tercüme ettirdik. O tercümede köyün aileleri ve isimlerini fark ettik. Sadece bizim köye ait aileler de değil, komşu köylerdeki ailelerin de isimleri geçiyordu. Mikaili sayılan altı köy var, ben üçünü tercüme ettirdim. Üçünü de kitaba koydum. Bu bilgiler ışığında kitabı yazmaya başladım. Köylülerimden, ulaşabildiğim herkesten büyüklerin fotoğraflarını ve şecerelerini istedim. Tek tek aileleri yazdım. Hatta dayım, el yazısıyla köydeki aileleri yazmıştı. O notlar aileleri yazmamın temeli oldu benim için. Fikir yıllarca devam etse de oturup yazmaya başlamam 2 yılı buldu.”

“GÖÇÜN TARİHİ 1691’DE RAKKA İSKANIYLA BAŞLIYOR”

Arşiv çalışmalarının öneminden de bahseden Dr. Fikret Yıldız, “Bazı Orta Anadolu Kürtleri, ‘Biz Yavuz Sultan Selim zamanından beri buradayız’, bazısı ‘Biz daha eskiyiz, 700-800 yıldır buradayız’ diyor. Belgelere ulaşmadan önce aklımda şu vardı: Ben yedinci nesilim, bir nesil 25-30 yıldır. Dolayısıyla 250-300 yıla varıyoruz. Diğer nesiller olsaydı bize anlatılırdı. Mezarları olurdu. Bu artık bir masala döndü. Aşiretlerin adı karışık, geliş tarihleri karışık, ‘Osmanlı bizi ödüllendirdiği için buraya gönderdi’ diyenler bile var. Baktık, ödül falan yok!” dedi.

Yaptığı alan çalışmalarından ve derlediği arşivlerden yola çıkarak bir tarih okuması yaptığını vurgulayan Dr. Yıldız, şöyle devam etti:

“Görüyoruz ki göçün tarihi 1691 Rakka iskanıyla başlıyor. Kürdistan’ın değişik bölgelerinden, ama özellikle Karacadağ bölgesinden Kürtler ve bazı Türkmen aşiretler Osmanlı tarafından iskan ediliyor. Bunun belgesi var, bunu kitaba da koyduk. Oradan Kürtlerin bir kısmı kaçıyor, bir kısmı kalıyor. Bugün Kobani, Afrin, Halep, Haseke ve Şam yakınlarındaki Kürtler, bizim oraya iskanımızdan geriye kalanlardır. Çünkü Osmanlı o nehir boyunca onları iskan etmiş. Biz oradan kaçmışız. 40-50 yıl boyunca Mikaililer, Reşvanlar, Canbegler, Şêxbizeynler Malatya, Divriği, Elazığ, Harput, Sivas, Uzunyayla taraflarında yaşadı.”

“Peki, Osmanlı Devleti’nin bu kaçış sürecine müdahalesi olmadı mı?” sorusunu da yanıtlayan Yıldız, şunları ifade etti:

“Arşiv belgelerine göre söz ettiğim dönemde Divriği-Harput bölgelerinde Hristiyan köyler vardı. Hristiyan köylüler, ‘Bu kaçanlar malımıza, mülkümüze saldırıyor, bize zarar veriyor. Bunlara bir çare bulunsun’ diye padişaha yazıyor. Padişah da sancak beylerine emir veriyor. Sancak beylerinin koordinasyonuyla bunların Ankara’ya iskan edilmesi fikri ortaya çıkıyor. Önce Ankara’ya iskan ediliyorlar, bir kısmı ise bölünerek Konya’ya bağlanıyor. Aşiretler orada olduğu dönemlerde, parasını vererek yaylalara çıkıyor. Canbeglerin, Etmanilerin, Hecibilerin ve Şêxbizeynlerin bir kısmı Aydos Dağları’na çıkıyor. Reşiler de (Reşvanlar) Uzunyayla’ya çıkıyor. Bir kısmı Amasya, Çorum, Yozgat, Tokat’ta kalıyor. Bizimkiler yaklaşık 70-80 yıl Çankırı’da yaylalara gidiyor. Devlet yaylalara çıkışı da yasaklıyor. İnler/Katrancı/Mikaili köyündeki nüfus sayımı 1844-45 civarında yapılıyor. O nüfus sayımında ‘Bütün köy birbirine kefildir, kimse dışarıya çıkamaz, başka yere gidemez, sınırları izinsiz terk edemez’ deniyor. Demek ki gönüllü bir geliş, koyunların peşinden gelmek yok. Yavuz Selim ödüllendirmesi de hiçbir belgede geçmiyor.”

Orta Anadolu Kürt köylerinin gündelik yaşamına ve Kürtçe konuşmaya dair de düşüncelerini ifade eden Yıldız, “Orta Anadolu Kürtlerinin, televizyonun evlere girdiği güne kadar dillerini iyi korudukları doğru. Çünkü kendi içine kapalı bir toplumdu. Hayvancılıkla uğraşıyordu, o dönemde aşiret yapısı hala söz konusuydu. Ankara, Konya ve Kırşehir Kürtleri genellikle evlilik biçimlerini kendi aralarında yapardı. Şehre gidiş, şehirle ilişkiler az. Şehre gidiş hayvanları satmak içindi… İçine kapanık bir ekonomisi ve kültürel yapısı vardı. O nedenle dil ve kültür kendini günümüze kadar korudu. Ancak televizyon çıktıktan, internet kullanımı arttıktan ve şehirlere göç başladıktan sonra bu gidişat kötüye gitti” dedi.

Eğitim-öğretimin de asimilasyonda payının büyük olduğunu söyleyen Yıldız, şöyle devam etti:

“Herkes çocuğuyla Türkçe konuşuyor. Okul faktörü de önemli: Örneğin dört-beş köyün çocukları toplanıp Türk köyüne götürülüyor, çocuklar ilkokul ve ortaokul eğitimini orada alıyor. Çocuklar köye döndüğünde Türkçe konuşmaya başlıyor. Bu da devletin asimilasyon politikasının bir sonucudur. Dillerini korumalarını çok güçlü aşiret yapısına ve zengin bir kültüre sahip olmasına bağlıyorum. Örneğin dil kayboluyor ama hiç Kürtçe bilmeyen aileler düğünlerine Kürtçe müzisyen getiriyor. Bu çok enteresan bir durum.”

K24

Şîrove Bike

KÜLTÜR-SANAT

EN ÇOK OKUNANLAR
×