Türkçe | Kurdî    yazarlar
Yangını Çıkarıp Dumandan Şikâyet Etmek

2026-05-24

Ali  Polat

Son dönemde yalnızca Kürt milliyetçiliği değil, Kürt diasporası da sistematik biçimde hedef alınıyor. “Konfor alanından konuşuyorlar”, “gerçekliği bilmiyorlar”, “savaşı uzaktan teşvik ediyorlar” gibi cümleler artık çok sık duyuluyor. Bu söylem tesadüfi değil. Daha geniş bir politik refleksin parçası.

Önce temel bir gerçeği teslim etmek gerekiyor: politize olmuş diasporalar çoğu zaman daha sert konuşur. Bu yalnızca Kürtlere özgü bir durum değil. Ermenistan diasporasında da böyleydi, İrlanda diasporasında da böyleydi, Filistin diasporasında da benzer örnekler görüldü.

Çünkü diaspora çoğu zaman yalnızca göç anlamına gelmez. Aynı zamanda sürgündür, travmadır, kopuştur ve yarım kalmış hikâyelerdir. Hafıza çoğu zaman sürgünde daha sert biçimde korunur.

Ancak asıl mesele duygusal değil, siyasidir. Devlet içeride çok güçlü baskı araçlarına sahiptir. Yasayla baskılar, yargıyla sınırlar, polis gücüyle korkutur, medya aracılığıyla söylem alanını daraltır, ekonomik baskılar uygular ve nihayet fiziksel şiddet kapasitesini elinde tutar.

İçeride konuşanı gözaltına alabilir. Gazeteciyi susturabilir. Siyasetçiyi tutuklayabilir. Kurumu kapatabilir. Medyayı hizaya çekebilir. Tahakküm araçları oldukça geniştir.

Fakat diaspora aynı tahakküm alanının dışında kalır. Aynı kolaylıkla susturulamaz, korkutulamaz ya da kontrol edilemez. İlk rahatsızlık tam burada başlar.

Diaspora daha rahat konuşur çünkü üzerindeki doğrudan baskı daha düşüktür. Bu bazen daha sert bir dil üretebilir. Ancak sertlik ile irrasyonellik aynı şey değildir. Bu ikisini bilinçli biçimde eşitlemeye çalışmak politik bir manipülasyondur.

Tam bu noktada yeni bir propaganda dili devreye girer: “Bunlar gerçekliği bilmiyor”, “bedeli siz ödemiyorsunuz”, “uzaktan konuşuyorsunuz.”

Oysa diaspora yalnızca konuşmaz. Uluslararası hukuk alanında çalışır, lobi faaliyetleri yürütür, medya kurar, kaynak yaratır ve kolektif hafızayı taşır. Tam da bu nedenle etkilidir.

Devletin asıl rahatsızlığı söylemin sertliği değil, kontrol edemediği siyasal alanın varlığıdır.

Diasporayı hedef alanların önemli bir kısmı aslında şunu söylemektedir: “Biz içeride hangi sınırlar içinde konuşuyorsak siz de o sınırlar içinde konuşun.”

Bu, özgürlük çağrısı değil; kontrol edilebilirlik çağrısıdır.

Diasporanın asıl avantajı mesafe değil bağımsızlıktır. Devlet memuru değildir. Yerel baskı ağlarına bağımlı değildir. Ekonomik şantaja daha az açıktır. Bu nedenle daha rahat konuşabilir.

Kürt meselesinde egemen akıl her zaman kontrol edilebilir aktörler ister: kontrol edilebilir liderler, kontrol edilebilir örgütler, kontrol edilebilir medya yapıları ve kontrol edilebilir muhalefet.

Diaspora bu şemayı bozar.

Bu nedenle diaspora bazen romantik, bazen marjinal, bazen sorumsuz ilan edilir. Tanımlar değişir ama amaç değişmez: meşruiyet aşındırmak.

Daha ilginç olan ise şudur: diasporanın sertliğinden şikâyet edenlerin önemli bir kısmı, devletin içerideki sertliğine aynı ölçüde tepki göstermez. Bu çelişki oldukça öğreticidir.

Önce içeride siyaseti daraltıyorlar, sonra dışarıda genişleyen alanı suçluyorlar.

Tam olarak yangını çıkarıp dumandan şikâyet etmek budur.

Bağımsız Kürt siyasal alanı tarihsel olarak her zaman korku üretmiştir. Çünkü bağımsız alan aynı zamanda denetlenemeyen düşünce üretir, yeni dil üretir ve yeni siyaset üretir.

İçeride susturabildiklerini susturuyorlar. Dışarıda susturamadıklarını ise itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.

Diasporaya dönük saldırıların özeti budur: kontrol edemedikleri sesi gayrimeşru ilan etmek.

Ve bu dil yalnızca devlet çevrelerinde üretilmiyor. Kürt siyaseti içindeki bazı ana akım yapılar da kendi siyasal yetersizliklerini örtmek için benzer dili kullanabiliyor.

Yeni toplumsal enerjiyi anlamak yerine onu “diaspora romantizmi”, “marjinallik” ya da “sorumsuzluk” gibi etiketlerle küçümsemek kolaydır.

Devletle bazı Kürt aktörlerinin zaman zaman aynı dilde buluşması tesadüf değildir.

Bu çoğu zaman siyasal konfor ortaklığıdır.

DIASPORA